Fatih Hacıosmanoğlu Röportajı

Fatih Hacıosmanoğlu Röportajı

310
0
PAYLAŞ

l-fatih-haciosmanoglu
Filmin Yönetmen: Fatih Hacıosmanoğlu
Röportajı Yapan: Barış Saydam

Barış Saydam: Öncelikle sizin için çok kişisel olan bu çalışmanın ortaya çıkış hikâyesi nedir? Projeye nasıl başladınız ve böyle bir film çekme projesini tetikleyen etken neydi?

Fatih Hacıosmanoğlu: Kişisel bir çalışma gibi görünüyor olsa da aslında yaşadığımız dünyada olan bitenin mikro boyuta indirgenmiş hali. Sanırım senaristi ben olduğum ve ana karakterlerden birini ben oynadığım için bu şekilde algılanıyor.

Proje Chicago’daki üniversite yıllarımda kafamda şekillenmeye başladı. Tiyatro eğitimi ile başladım ve daha sonra sinema eğitimi ile birleşince yavaş yavaş ivme kazandı. Son yıllarda ressam arkadaşlarımla geçirdiğim günler, ayrıca doğup büyüdüğüm yer olan Üsküdar’ın İmrahor ve Salacak semtleri ve çocukluk arkadaşlarım ve benim için onlar kadar canlı olan Boğaz’ın kendisi projeyi harekete geçiren ana etkenlerdi sanırım.

B.S. : Taş Yastık’ı bir anlamda sizin anılarınıza yaptığınız psikanalitik bir yolculuk hikâyesi olarak da tanımlayabilir miyiz?

F. H.: Evet, kısmen öyle olduğu söylenebilir ama aslında kolektif bilincin anılarına psikanalitik bir yolculuk demek sanırım daha doğru olur.

B.S. : Filmde simgesel bir dille birlikte pek çok da gönderme var. Bunlardan en önemlisi Hamlet olsa gerek. Ama Hamlet filmde, Şekspiryen yorumunun haricinde Homeros’un Odessa’sındaki Ithaka’ya benzer bir metafor olarak sunuluyor gibi. Hem yolculuğa başlamanın bir tetikleyicisi hem de yolculuğun sonundaki varlığıyla, yolculuğun bitiş noktası…

F. H.: Evet bir paralellik var, her ne kadar bilinçli olmasa da. Eğer derinlere dalmaya kalkarsanız bir yerlerde Homeros ile hemşeri olduğunuzu size hatırlatan bir çok güzellikle yeniden tanışma fırsatı buluyorsunuz. Sevgili Shakespeare’in Hamlet’i de içinde anlam çıkarmaya çalıştığımız insanlık serüveninde bize ışık tutan ender karakterlerden olduğu için, her ne kadar ondan arınmaya çalışıp özgün bir anlatı tasarlamış olsam da, o yine geldi ve öykümde kendi yerini aldı.

B.S. : Filmin anlatım yapısını oluşturan bir diğer önemli referans kaynağı da Edgar Allen Poe. Özellikle Poe’un “Rüya İçinde Rüya” şiiri kanımca Taş Yastık’ı en iyi özetleyen dizeleri de içinde barındırıyor. (Hayalde, ya da hiçbirinde / Peki kaybımdan eksilen ne? / Rüya içinde bir rüyadır. / Hep gördüğümüz, göründüğümüz.) Poe’nun filmin anlatım yapısındaki ağırlığı için ne diyebilirsiniz?

F. H.: Poe’nun rolü oldukça büyük. Özellikle “Eldorado” şiiri bana kılavuzluk etti diyebilirim. Ayrıca rüya içinde rüya da da birbirimize çok benziyoruz.

B.S. : Taş Yastık gerçekle düşün sentezinin yanında, büyümenin engellenemez bir şekilde insanlar üzerindeki baskısının ve anılara kaçışın da bir anlatımı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

F. H.: Her insan, tıpkı bir ağaç gibi köklerinden beslenir, yani anılarından. Ama bizim bir türlü anlamak istemediğimiz şey hayatın hep şimdide tezahür ettiğidir. Biz kararlarımızı alırken ya geçmiş yada gelecek belirler atacağımız adımı.

Evet anılarımız vardır ve bazıları bizi mutlu eder. Ama hayatı belirleyen, hayat denen mucizeye inanmak olmalıdır. Arkadaşınızla bir bardak çay içerken ne geçmiş ne de gelecek sizi rahatsız edememelidir. İyiyi ve doğru olanı seçmeliyiz ve bunu şimdi yapmalıyız, film özünde bunu anlatmaya çalışıyor, yüzeyde hırçın bir dili olmuş olsa da.

B.S.: Lodos’un yolculuğu sırasında ailesinin günden güne çözülüşüne rağmen, kendisini farklı bir düzlemde var ettiğini görüyoruz. Onun var oluşunu tanımlama şekli de, tıpkı Ömer Hayyam’ın ki gibi… Lodos; ailesinin, arkadaşlarının ve toplumun genel görülerinden uzaklaşarak, kendi varoluşunu kendi anlamlandırmak isteyen bir gezgini andırıyor.

F.H. : Hatırlarsanız köpekbalığı da filmin bir parçasıdır. Köpekbalıkları suyun altında hayatta kalabilmek için hep yüzmek zorundadırlar, yani hep gezmek zorundadırlar. İnsanoğlu bazılarını büyük akvaryumlara koyup diğer insanlara teşhir ederler. Ama bazı köpekbalıkları bunu reddeder. Büyük beyazlar akvaryumda yemeden içmeden keser kendini. Açık denizde özgürce yüzebilmek ister.

B.S.: Bana kalırsa filmdeki simgesel dilin en güzel yansıtıldığı sahne babanın ciltçi dükkanı… Burada Poyraz’ın neredeyse ritüelistik bir şekilde her gün aynı şeyleri tekrarlaması bir bakıma filmin kendi anlam dünyası için de çok önemli. Bir ayağı kırık saat tüm karakterlerin zaman içinde yitirdiklerini ve kaybettiklerini dışa vuruyor. Sürekli damlayan akvaryumun suyu ise, geçen zamanın insanlar üzerindeki etkilerini açık ediyor. Suyun dolduğu kupa ise, oğulların baba tarafından biçilen rolüne işaret gibi. Ciltçi dükkanındaki simgeler için ne diyeceksiniz?

F.H. : Zaman diye bir şey yoktur. İnsan bu illüzyonu oluşturup bir makinenin içinde varmış gibi gösterir. Ve saate de iki, üç ya da dört tane ayak takar sanki sağlam bir zemin üzerinde duruyormuş gibi.Bu zeminin üzerine de insanları, serbest piyasa ekonomisi, rekabet, vs. vs…gibi şeylerle hapseder, bu rüyadan uyanıp bir üst rüyaya geçmesin diye de televizyon denen kutu ile kontrol etmeye çalışır. Ve ta ki birisi gelip bu ilüzyondan uyandırıncaya dek, hayat damlaya damlaya….

B.S.: Filmde sürekli Lodos’un Taxi Driver’daki Travis karakteri gibi ayna karşısına geçerek aynı sözcükleri ısrarla tekrar etmesi, izleyicileri filme yabancılaştırıcı bir etki yapıyor. Bu sahnelerde karakterin yabancılaşması vurgulanırken, bu sözcüklerin bu kadar sık vurgulanmasının altında yatan neden nedir?

F.H. : Lodos Roxanne’a aşkını ilan etmek ister. Kafe’de karşılaştıklarında, Roxanne biraz ekmek ister ve Lodos da ekmek getirir Roxanne’a. Ve filmin sonuna dek “Sana Ekmeği verdiğimde sende benim hissettiklerimi hissettin mi” cümlesini Roxanne’a söyleyebilmek için, yani aşkını ilan edebilmek için tekrarlar, prova yapar… Eğer dünyanın yükünden kurtulabilirse, yani eğer şimdide kalmayı başarabilirse ona aşkını bu sözlerle ilan edecektir.

B.S.: Son olarak Taş Yastık’ın İstanbul’da bile dağıtımı çok sınırlı. Film şu an sadece Alkazar sinemasında gösteriliyor. Filmin daha çok seyirciye ulaşması açısından, filmin DVD’si yakın bir zamanda çıkacak mı?

F.H.: Umarım çıkar. Henüz bu konuda bir girişimimiz olmadı, ama yakında olacak ve kamera arkası görüntüleri de eklemeye çalışacağız, eğer mümkün olursa.

B.S. : Vakit ayırdığınız için çok teşekkürler.

F.H. : Ben çok teşekkür ederim duyarlı sorularınız ve bana bu fırsatı verdiğiniz için.

PAYLAŞ
Önceki makaleEmre Akay & Hasan Yalaz Röportajı
Sonraki makaleEray Mert Röportajı

1983, İstanbul doğumlu. 2006 yılında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Altyazı dergisinde sinema eleştirileri yazmaya başladı. 2008’de Avrupa Sineması isimli web sitesini kurdu. 2011 yılında Hayal Perdesi dergisinde web sitesi editörlüğüne başladı ve derginin yayın kurulunda görev aldı. TÜRVAK bünyesinde çıkartılan Cine Belge isimli derginin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. 2012’den beri Sinematek Derneği’nde Film Analizi dersi veriyor. 2013 yılından beri Türk Sineması Araştırmaları (TSA) projesinde koordinatör yardımcılığı ve içerik editörü olarak görev yapıyor. Ayrıca Giovanni Scognamillo’nun Gözüyle Yeşilçam(2011), Sinemada Tarih Yazımı (2015), Erol Ağakay: Yeşilçam’a Adanmış Bir Hayat (2015), Oyuncu, Yönetmen, Senarist, Yapımcı Yılmaz Güney (2015) ve Karanlıkta Işığı Yakalamak: Ahmet Uluçay Derlemesi (2016) isimli kitapları da bulunuyor. Başta Jean-Luc Godard olmak üzere Fransız Yeni Dalgası’nı, pek çok farklı sanat dalını filmlerinde ustalıkla kullanabilen yönetmenleri ve eleştirilerini sanattan ödün vermeden yapabilen filmleri seviyor. Istvan Szabo’nun sinemacılar dünyayı değiştiremez sözüne katılıyor; ama sinemanın insanı değiştirebileceğine inanıyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK