Open Hearts

Open Hearts

452
0
PAYLAŞ

open-hearts

Birbirine aşık nişanlı Cæcilie ve Joachim. Joachim’e arabayla çarpıp belden aşağısının felç olmasına sebebiyet veren Marie. Marie’nin çarptığı Joachim’in tedavisiyle ilgilenen doktor Niels. Bu trajik olay sayesinde yakınlaşıp yasak bir ilişkiye yelken açan Cæcilie ve Niels. Marie ve Niels’in karı-koca olduklarını da söyleyelim olay tamamlansın. Things We Lost In The Fire ile, After The Wedding ile Brothers ile boşuna cebelleşmişiz. İşte Susanne Bier buymuş. Dogma 95 ilkeleriyle çekilmiş Elsker dig for evigt (Open Hearts), iki çift, dört insan arasındaki karmaşık denklem üzerine taş gibi bir dram, sağlam bir gerçeklikle giden bir Danimarka filmi. Bu dört kişiden hangisinin gözüyle bakarsanız bakın yoğun bir karamsarlığın yarattığı ruh halini hissetmemek çok zor. Sırf Dogma’nın gerçekçi üslubu yönünden değil, hikayenin katmanlı ve dört açılı oluşuyla da etki bırakıyor.

Aşka sahip olanlar, onu kaybedenler, sonra yeniden bulanlar ya da bulduğunu sananlar… Aldatanlar, aldatılanlar, biraz da arada kalanlar. Trier’in az biraz pembe dizi versiyonu. Ama daha çok pembenin koyu tonlarıyla oynayan derinlik ve olgunlukta. Adams æbler, Efter brylluppet, Brødre gibi senaryolara imza atmış Anders Thomas Jensen’ın kalemine ait olan Elsker dig for evigt, dört oyuncusuyla da büyüyen bir yapım. Ama her güzel şeyi sömüren (ya da kibarca Amerka’ya yeniden tanıtan) zihniyet, biraz da Bier’in yavaş yavaş Yeni Dünya’ya ısınmaya başlamasından mıdır, bu filmi de yeniden çekmeye karar vermiş. Üstelik Garden State ile yazar ve yönetmenlik anlamında çok güzel bir bağımsız dünyaya getiren Zach Braff bu senaryoyu tekrar elden geçirip yönetecekmiş. Garden State’in yaratıcı ruhunun devamını beklerken böylesi bir hazırcılığı Braff’dan beklemezdik. Demek ki beklemeliymişiz. Böyle bir orijinali varken zaten bu işler boş işler. Amerikan malı Open Hearts ağzıyla kuş tutsa asla bir Elsker dig for evigt olamaz!

Osman Danacıoğlu
odanac@gmail.com

PAYLAŞ
Önceki makaleA L’interieur
Sonraki makaleEl Lobo
İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu. Sinema, müzik ve edebiyat, ilgi alanı olmaktan öteye geçmiş, yaşam biçimi olmuş. Geçmişinde radyo programı, bir gazetenin Pazar ekinde albüm eleştirmenliği ve amatör fotoğrafçılık yapmışlığı var. Öğrenciyken Shakespeare, Wordsworth, Austen, Hardy, Lawrence okumanın, Virginia Woolf üzerine bitirme tezi vermenin, önüne gelen her albümü dinlemenin, özellikle 80'leri ve 90'ları türlü komikliği ve dramatikliğiyle yaşamanın sonucu doğan yazma ihtiyacını sinema ve müziğin bünyesinde anlamlandırmaya çalışıyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK