Eduart

Eduart

367
0
PAYLAŞ

eduart

Rock yıldızı olabilme hayalleriyle Yunanistan’a gelen Eduart, küçük hırsızlıklarla geçimini sağlamaya çalışan bir genç. Yolsuz kalınca, evinde kaldığı çocukluk arkadaşının tavsiyesiyle bir gay barda yaşlı bir adamı para karşılığı memnun etmeye karar veriyor. Ancak adam ertesi sabah feci bir cinayete kurban gitmiş olarak bulunuyor. Cinayetten Eduart’ı sorumlu tutan arkadaşı onu evden kovunca memleketi Arnavutluk’a dönüyor. Ancak orada da, evden ayrılırken annesinin parasını yürüttüğünden haberdar olan babası tarafından polise ihbar edilince hapishane klişeleri başlıyor. Kimi yerlerde ortaokul müsamerelerini andıran amatör bir oyunculuk, anlatacak fazla bir şeyi olmadığı gibi, olanı da durmadan dağıtan bir acemilik (dağıtacak fazla bir şeyi olmadığı halde dağıtabilen filmler çok azdır!) ve kendine başrol olarak seçtiği Eshref Durmishi isimli gencin oyunculuktan bihaber halleriyle Eduart’ı, çok sıkıcı, kötü, ruhsuz buldum. Fedakar bir anne, fedakar bir kızkardeş, zalim bir baba, bırakın flaş olmayı, varlığı bile anlaşılmayan çocukluk anılarına yapılan geri dönüşler gibi basit numaraları bile koz haline getiremeyen bir acizlik. Dikkat çekmek için konduğunu bas bas bağıran bir tecavüz bölümü, şaşırttığını sanan bir flashback final, etrafa şaşkın bakışlar atmanıza sebep olacak tuhaf bir vurulma sahnesi de o acizliğin uzantılarından. Hapishane doktoru rolünde usta Alman aktör André Hennicke’yi bu filmde görmek, amatör bir takımın sahaya sürdüğü profesyonel gibi tuhaf geldi bana. Selanik Film Festivali’nde ne kadar adaylık varsa hepsinden ödül almış bu film, Yunanistan’ı temsilen Oscar aday adayı bile olmuş. Hani Yunanistan Oscar ödüllerini protesto amaçlı bu filmi yolluyor deseler tamam, fakat kesin olan bir şey var: Bu filmi beğenmeyenler Selanik jürisi kadar sinemadan anlamıyor demektir.

Osman Danacıoğlu
odanac@gmail.com

PAYLAŞ
Önceki makaleMorke
Sonraki makaleLove in Thoughts
İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu. Sinema, müzik ve edebiyat, ilgi alanı olmaktan öteye geçmiş, yaşam biçimi olmuş. Geçmişinde radyo programı, bir gazetenin Pazar ekinde albüm eleştirmenliği ve amatör fotoğrafçılık yapmışlığı var. Öğrenciyken Shakespeare, Wordsworth, Austen, Hardy, Lawrence okumanın, Virginia Woolf üzerine bitirme tezi vermenin, önüne gelen her albümü dinlemenin, özellikle 80'leri ve 90'ları türlü komikliği ve dramatikliğiyle yaşamanın sonucu doğan yazma ihtiyacını sinema ve müziğin bünyesinde anlamlandırmaya çalışıyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK