Anayurt Oteli

Anayurt Oteli

555
1
PAYLAŞ

anayurt-oteli

 

Yusuf Atılgan Türk edebiyatının en ilginç isimlerinin başında gelir. Öğretmenlik, çiftçilik ve redaktörlük gibi işler yaptıktan sonra, ilk kitabı Aylak Adam’ı yayınlar. Bu eserinden sonra ise, Türk edebiyat tarihinin unutulmazları arasına girecek olan eseri Anayurt Oteli gelir. Ölümünden öncede “Canistan” adlı kitabına başlamış, ancak tamamlayamamıştır. Hayatı boyunca topu topu iki tamamlanmış roman ve bir öykü kitabı yazmasına rağmen, bugün ismi ölümsüzleşmiştir. Onu bu kadar farklılaştıran şey ise; yaşadığı döneme göre eserlerine seçtiği konularla birlikte, mütevazı ve sessiz kişiliğidir. 60’lı ve 70’li yıllarda yazılan kitaplarda, çevrilen filmlerde köy edebiyatı etkisi vardır. Atılgan ise, bu akımın dışarısında kalır ve toplumcu yapıyı dışlayarak, bireye, bireyin yalnızlığına ve bireyin topluma yabancılaşmasına yönelir. Anayurt Oteli’nde de bu öğelere rastlamak mümkündür. Romanın yayımlandığı 1973 senesinde, Oğuz Atay’ın postmodernist romanı Tutunamayanlar da yayınlanmıştır.

 

Anayurt Oteli’nin sinemaya uyarlanması ise 1987 yılını bulur. İlginç bir tesadüftür ki, yönetmenlik kariyeri Anayurt Oteli’nin çıkış tarihiyle aynı zamanlarda başlayan Ömer Kavur bu eseri beyazperdeye uyarlar. Sinemaya başladığı ilk yıllar, dönemin de etkisiyle toplumsal içerikli filmler çeken Kavur için Anayurt Oteli bir ayrımı işaret eder. Bu filmle birlikte Kavur da toplumsal bakış açısını bırakır ve bireyin iç dünyasına yönelen filmler çekmeye başlar. Anayurt Oteli’nin sinema uyarlaması da kitabı kadar ses getirir. Bunda kuşkusuz Kavur’un romanı salt bir uyarlama yapma, kitaptan peliküle doğrudan aktarma yolunu seçmemiş olması etkilidir. Kavur eseri kendi sinemasının belli başlı öğelerini de kullanarak uyarlar: Yabancılaşma, içsel yolculuk, zaman, beklentiler gibi bugün Ömer Kavur sinemasının belli başlı öğeleri de kitapla örtüşmektedir.

 

Film, Zebercet’in kendisini tanıtmasıyla ve oteline gelen gizemli kadınla karşılaşmasını anlatışıyla başlar. Zebercet, dede yadigarı, eski köşkten bozma bir otelin sahibidir. Yanında çalışan temizlikçi kadınla birlikte tüm hayatları otelde geçer. Bir gün otele esrarengiz bir kadın gelir. Kadın otelde bir gece kalır, fakat bu Zebercet’in ona aşık olmasına yeterli olmuştur. Kadın gittiğinden beri Zebercet, onu aklından çıkaramaz. Film, kadının gidişinden sonraki bir haftayı anlatır. Haftanın ilk günleri Zebercet’in günlük rutinlerini izleriz. Sabah erken kalkar, elini yüzünü yıkar, giyinir ve oteli dolaşır, yanında çalışan kadını uyandırır, kahvaltısını yapar, müşterilerle ilgilenir, çarşıya çıkar, berbere gider. Daha sonra Zebercet’in hayali aşığıyla konuşmasını, onunla ilgili kurduğu düşleri izleriz. Kadına o kadar aşıktır ki Zebercet; kadının tekrar geleceğini düşünerek, odasını bile olduğu gibi bırakır ve kimseye kiralamaz. Kadının odasında vakit geçirdiği zamanlardan birinde, kadının rujunun geçtiği bir bardağın kırılmasıyla büyünün bozulduğunu, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağını düşünür. Bu olaydan sonra psikolojik dengesi iyice bozulur. Zebercet kadının hayalinden kurtulamaz, kendini dışarıya karşı kapattığı gibi kendi kendine de bir yabancılaşma sürecine girer.

 

Zebercet, kadın otele gelmeden önce günlük rutinleri içinde yaşamaktadır ve hayatının anlamını hiç düşünmez. Fakat kadına aşık olduktan sonra, onun hayatının anlamı olduğuna kendini inandırır. Onu bir daha göremeyeceğini anladığı zaman da kişilik bölünmesi başlar. Bu duruma düşmemek için çabada gösterir aslında. Dışarıya çıkar, restorana gider, horoz dövüşüne katılır, sinemaya uğrar. Fakat bütün bu çabaları istediği sonucu vermez. Çünkü neyi nasıl yapacağını bilemez, nerede nasıl davranacağından habersizdir. Bunu en iyi çarşıda gezdiği sahnede gözlemleriz. Herkes çarşıda dua ederken, o da etrafına bakınır. Onların yaptığını yapmak ister, elini açmaya çalışır. Fakat nafiledir. Onlar gibi davranamaz, onlardan biri değildir. Güçsüzdür, korkaktır, kendine güveni olmadığı gibi iletişim kurmaya cesareti de yoktur. Uzun yıllar otelde kalmıştır. Otelde devamlı kalan tek insan kendisidir. İşi nedeniyle kendini dışarıdan izole ettiği gibi sosyal ilişki de kuramaz hale gelmiştir. Otele insanlar devamlı gelip gitmektedir. Bu onun kişilik bölünmesinde de etkili olmuştur. Kadının otele gelmesi ise, onun bu durumunu görmesi için gerekli ortamı hazırlayıp, bir nevi fitili ateşleyen kıvılcım olmuştur. Uzun süre kadının geleceğini düşünse de, son kertede anlar Zebercet de kadının gelmeyeceğini… Yeniden hayata tutunmaya çalışır, ama bunu kaldırabilecek bir yapıda değildir. Yaşamı bıraktığı yerden bir daha yakalayamaz, eski rutinine dönemez. Sosyalleşmek ve kendine güvenini kazanmak için yaptığı yolculuklarda bu yüzden ters teper. Karakola gider, orada görmezden gelinir. Mezarlıkta kadınla konuşur, o randevusuna gelmez. Kestaneci bile ona hakaret eder. Bu çabalarının boşa çıkması da, Zebercet’in içinde bastırdığı duyguların ve başarısızlıkların şiddete dönüşmesine neden olur.

 

Ömer Kavur, Yusuf Atılgan’ın eserini sinemaya uyarlarken, kendi sinemasal özelliklerinin dışında, filme birtakım siyasi göndermeler de eklemiştir. Zebercet’in geçmişte yaşadığı dönüm noktalarını anlattığı sahnede, aslında yılların hepsi ülkede yapılan darbelerin zamanlarıdır. Bu sayede yönetmen, Zebercet’in hikayesiyle birlikte, ülkenin de geçmişini aynı doğrultuda ekrana yansıtır. Kitaptaki çizgisel olmayan akış, Kavur’un yer yer simgeselliğe de varan anlatımıyla daha da etkinleşir. Böylece Zebercet’in bu hazinli öyküsü de Türk sinemasının önemli yapı taşlarından biri olarak yerini almıştır.

 

Barış Saydam
bar_saydam@hotmail.com

 

PAYLAŞ
Önceki makaleMeleğin Düşüşü
Sonraki makaleİklimler
1983, İstanbul doğumlu. 2006 yılında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Altyazı dergisinde sinema eleştirileri yazmaya başladı. 2008’de Avrupa Sineması isimli web sitesini kurdu. 2011 yılında Hayal Perdesi dergisinde web sitesi editörlüğüne başladı ve derginin yayın kurulunda görev aldı. TÜRVAK bünyesinde çıkartılan Cine Belge isimli derginin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. 2012’den beri Sinematek Derneği’nde Film Analizi dersi veriyor. 2013 yılından beri Türk Sineması Araştırmaları (TSA) projesinde koordinatör yardımcılığı ve içerik editörü olarak görev yapıyor. Ayrıca Giovanni Scognamillo’nun Gözüyle Yeşilçam(2011), Sinemada Tarih Yazımı (2015), Erol Ağakay: Yeşilçam’a Adanmış Bir Hayat (2015), Oyuncu, Yönetmen, Senarist, Yapımcı Yılmaz Güney (2015) ve Karanlıkta Işığı Yakalamak: Ahmet Uluçay Derlemesi (2016) isimli kitapları da bulunuyor. Başta Jean-Luc Godard olmak üzere Fransız Yeni Dalgası'nı, pek çok farklı sanat dalını filmlerinde ustalıkla kullanabilen yönetmenleri ve eleştirilerini sanattan ödün vermeden yapabilen filmleri seviyor. Istvan Szabo'nun sinemacılar dünyayı değiştiremez sözüne katılıyor; ama sinemanın insanı değiştirebileceğine inanıyor.

1 YORUM

  1. […]    Barış Saydam: Ömer Kavur, Yusuf Atılgan’ın eserini sinemaya uyarlarken, kendi sinemasal özelliklerinin dışında, filme bir takım siyasi göndermeler de eklemiştir. Zebercet’in geçmişte yaşadığı dönüm noktalarını anlattığı sahnede, aslında yılların hepsi ülkede yapılan darbelerin zamanlarıdır. Bu sayede yönetmen, Zebercet’in hikayesiyle birlikte, ülkenin de geçmişini aynı doğrultuda ekrana yansıtır.  Devamını Oku […]

BİR CEVAP BIRAK