Katyn

Katyn

535
1
PAYLAŞ

Faşizmin ve sosyalizmin ortasında sıkışan bir ülke…

Bugün Avrupa’nın en büyük yönetmenlerinden biri olan Polonyalı Andrzej Wajda, son filminde bizleri 2.Dünya Savaşı’nın başlarına götürüyor. Henüz daha savaşın bütün kıtaya yayılmadığı, daha çok Polonya ile sınırlı kaldığı bu dönemde ülkesinde yaşanılan insanlık dramına kamerasını uzatan yönetmen, Almanya’nın ve Sovyet Rusya’nın işgali altındaki Polonya’nın ve bu işgal sırasında çaresiz kalan Polonyalıların trajedisini anlatıyor. İki büyük devletin saldırısı karşısında kısa sürede direncini yitiren Polonya, teslimiyetten sonra çok sayıda esir verir. Doğu Polonya’yı işgal eden Kızıl Ordu esirlerin büyük kısmını serbest bırakırken, geride kalan 20 bin esir için durum farklıdır. İçlerinde yüksek rütbeli askerlerin, polislerin ve akademik görevlilerin yer aldığı bu esirler, bir buçuk ay gibi kısa bir sürede öldürülür ve Katyn Ormanları yakınlarına gömülür. Katyn Katliamı diye anılan bu olaydan bir süre kimsenin haberi olmaz.(!) Almanların 1941’de Sovyet Rusya’ya da savaş açmasıyla birlikte, Sovyet Rusya ve Polonya hükümetleri müttefik olur. Bu müttefikliği bozmak için Almanlar da Katyn katliamını Rusların yaptığını ileri sürer. Savaşın tam ortasında kalmış, on binlerce insanını iki aydan kısa bir sürede yitirmiş Polonya halkı ise tam bir kesmekeşin ortasında kalır. Öldürülen 20 bin esiri, 20 bin Polonya yurttaşını kim öldürmüştür? Müttefikleri Sovyet Rusya mı, yoksa düşmanları Almanya mı?

Andrzej Mularczyk’ın hikayesinden senaryolaştırılan Katyn, babası da bu katliamda öldürülen yönetmen Wajda için çok kişisel bir hikaye olmasının yanında, savaşın nasıl başladığına, nasıl geliştiğine ve savaşın ortasında kalan bir milletin trajedisine de izleyenleri ortak ediyor. Bir tarafta ülkelerine bağlı askerlerin yaşadıkları dram, öte tarafta da geride kalan ailelerin savaş döneminde yaşamlarını sürdürmeye çalışmalarının getirdiği ağırlık filme nüfuz ediyor. Hayatta kalmanın da öldürülmek kadar zor bir şey olduğunun altını çizen yönetmen, “İnsan etrafında bu kadar kötülükle neden yaşar?” diyerek, insanoğlunun zalimliğinin de boyutlarını resmediyor. Wajda kişisel hikayesinin yanısıra, Katyn’le birlikte bir de anti-militarist bir bakış açısı getiriyor. Sadece askerlerin ayakta kalacağı bir dünyanın yaşanacak özgür bir yer olmayacağını, özgür ve bağımsız bir ülke için sanatçıların, öğretim görevlerinin ve öğrencilerin de var olması gerektiğini vurguluyor.

Katyn Katliamı’nı Joseph Goebbels daha sonra günlüğünde itiraf edecek, meşhur Nuremberg Mahkemeleri’nde de bu katliamı Almanların yaptığı tescillenecektir. Gorbaçov döneminde de Ruslar bu katliamdaki sorumluluklarını itiraf edecektir. Zaten ortada “katliam” boyutunda bir suç varsa, o zamanın Sovyet Rusya’sının da bundan habersiz olması beklenemez. Suça göz yummak da, o suçu işlemek kadar ağır bir bedel ödemeyi gerektirir. Ama sorun, bu katliamı kimin yaptığı veya kimin kimden daha çok suçlu olduğu değildir. Wajda’da bu görüşte olacak ki, olayların oluşumunu gösterdikten sonra herhangi bir görüşle filmini desteklememiş. O, Katyn’de kimin sorumluluğu daha fazlanın mukayesesinden uzak, savaşın ortasında kalakalmış Polonyalıların hikayelerine yönelmiş. Kocasını kaybeden bir annenin hiç değilse oğlum ölmesin feryatlarını, her kapı çalışında babasının geleceğini hayal eden bir çocuğun sarsıcı heyecanını, en ufak bir haberle kendine umut aşılayan bir eşin yıkılmışlığını, ağabeyine bir mezar taşı bile yaptıramayan kız kardeşin dramını, kimlik bunalımı yaşayan ve yaşamaları kimliklerini inkar etmelerine bağlı olan Polonyalıların hüzünlü hikayesini anlatmayı tercih etmiş. Wajda her zaman ki gibi insanı anlatmış, insanlığın unutulduğu bir dönemin içinden.


Barış Saydam
bar_saydam@hotmail.com

PAYLAŞ
Önceki makaleBitter Sugar
Sonraki makaleBen X
Sinemaya gönül veren bir grup sinefilin kurduğu Avrupa Sineması internet sitesi, Avrupa sinemasını daha geniş kitlelere tanıtmak ve bu filmlerle ilgili ufak da olsa bir tartışma ortamı yaratmak amacıyla kuruldu. Sitenin kuruluş amaçlarından biri de; tür sinemasını da yadsımadan, sinemanın sadece bir eğlence aracı olmadığının vurgusunu yapmak. Metin Erksan’dan bir alıntı yapacak olursak; bilimlerin ve sanatların varoluşlarının sınırları, geçmişin derinlikleri içindedir… Sinema bilim; sinema sanatı ve sinema bilimi kapsamında; sanatsal düşüncenin ve uygulamanın, sinemasal düşüncenin ve uygulamanın, yaratısal düşüncenin ve uygulamanın, görüntüsel düşüncenin ve uygulamanın, çekimsel düşüncenin ve uygulamanın, oluşumunu, gelişimini, dönüşümünü saptar ve oluşturur. Bu nedenle bizler de günümüzde çekilen filmler dışında, geçmişin derinliklerine doğru bir yolculuk yaparak; bu sanatı etkileyen filmleri ve yönetmenleri de tanıtmaya, eleştirmeye ve onların sinemayı nasıl algıladıklarını kavramaya gayret ediyoruz. Bir yandan da sinemanın diğer sanatlarla olan ilişkisini, filmler bağlamında tartışarak; sinemanın diğer sanatlardan ayrı düşünülemeyeceğini savunuyoruz. Bu amaçlarla, birbirinden farklı coğrafyalarda, farklı zamanlarda çekilmiş ve birbirinden farklı türlerde pek çok film eleştirisine yer vermeye çalışıyoruz. Sinemayı bir kültür olarak gören herkesin katılımına da açığız. Arzu edenler mail adresinden bizlere ulaşabilir, yazılarını paylaşabilir ve filmlerle ilgili görüşlerini iletebilir.

1 YORUM

  1. Katyn katliamını bildiğim ve araştırdığım kadarıyla bariz Ruslar yaptı.Filmde de yönetmen bunu savunuyor zaten, "abim Katyn’de 1940’da öldü" diyen kadının rus askerleri tarafından hapsedilmesi çok çarpıcıydı.Goebbels’in günlüğündeki itiraflar ilg,m, çekti, acaba hangi kaynaktan bu bilgiye ulaştığınızı yazar mısınız? Bildiğim ve yerli yabancı standart haber sitelerinden araştırdığım kadarıyla <BR/

BİR CEVAP BIRAK