Le Gamin au Vélo

Le Gamin au Vélo

832
0
PAYLAŞ


Jean-Pierre ve Luc Dardenne kardeşlerin Cannes Film Festivali’nde Bir Zamanlar Anadolu’da ile Jüri Özel Ödülü’nü paylaştığı Le Gamin au Vélo, klâsik Dardanne gerçekçiliğini tüm hücrelerinde hissettiren etkileyici bir yapım. Ona bakamayacağı gerekçesiyle kendisini yetimhaneye bırakıp aramayan, bisiklet de dahil olmak üzere elindeki her şeyi satıp kaybolan babasını ümitsizce arayan 12 yaşlarındaki Cyril’ın yürek burkan dramı, Dardenne kardeşlerin Japonya’da duydukları gerçek bir olaydan esinlenilerek senaryolaştırılmış. Gerçek bir olayın, Dardenne kardeşlerin kendilerine has gerçekçi üsluplarıyla birleşimi Le Gamin au Vélo’yu Le fils (2002) ve L’enfant (2005) gibi yapımlarından hiç de aşağı bırakmıyor.

Aslında Cyril çok güçlü bir çocuk. Ama ne kadar güçlü olursa olsun bir çocuğun babasından uzak kalması onu sürekli rahatsız edecek, etrafına karşı hırçınlaştıracak, asileştirecek, kendisini suçlatacaktır. Üstelik kendisini istemediğini yüzüne söyleyen bir babadan bunu duymak çok daha yaralayıcı olacaktır. İşte film bu psikolojiyi mükemmel betimleyen bir yapıda. Sürekli hareket halindeki Cyril’ın nefes nefese yaşadığı bu itilmiş hayat, saplantı haline getirdiği babasından kalan son şey olan bisikletle daha farklı bir boyuta çıkar. Bisikletle daha da hızlanacak, çocuk aklıyla böyle bir sembolü babasının yerine koyarak acısını biraz daha hafifletip normale dönebilecektir. Bu sancılı süreç içinde tanıştığı (ki çok etkileyici bir tanışma sahnesidir o!) orta yaşlı güzel kuaför Samantha’nın haftasonları koryucu anneliğini üstlendiği Cyril’ın, öfkesiyle aynı boyutlarda seyreden zayıflığıyla yanlış seçimlere yönelmesi kaçınılmaz. Dardenne duyarlılığı ve sahiciliği tüm bu evrelerde soluksuz bir dram sunuyor.

Jean-Pierre ve Luc Dardenne, sağlam gerekçeleri bulunan Cyril sayesinde seyircinin sigortalarıyla oynuyor, Cyril’ı kazanmak için her şeyini feda etmeye hazır Samantha sayesinde de anaç hislerine ayna tutuyorlar. Kendi evladını istemeyecek kadar duygusuz insanların ve kendi evladı olmayanı bile koşulsuz sevip sahiplenecek sabırdaki kanatsız meleklerin varlığı kimseye hayal mahsülü gelmemeli. Bunlardan daha beter vakaları, bunlardan daha yoğun sevgileri günlük yaşamımızda da okuyor, duyuyor, görüyoruz. Hamur gibi şekillenmeye müsait Cyril’ın Samantha ile yaşadığı nefes kesen gergin sahnelerde gösterdiği tepkiler de anormal değil. Çünkü çocukların hayatındaki model eksiklikleri yüzünden onlara çareyi her yerde aratabilecek olan açlık, onlara çiğ yiyecekler bile yedirebilir. Dardenne sinemasının en önemli beslenme kaynağı hayatın ta kendisi. Bu yüzden zaman zaman Cyril’a ne kadar kızsak da, hemen hemen aynı sebepler yüzünden onu anlayıp seviyoruz.

Özellikle seyirciyi diken üstünden indirmeyen finalinde bir başka baba-oğul ilişkisini de içeriğine katık ederek ahlâki ve insanî sorgulama gerçekleştiren Le Gamin au Vélo, kısa bir süreliğine birçok duyguyu aynı anda havada asılı bırakan olağanüstü bir an yakalıyor. Tarifi zor bir boşluk yaratan o an, Cyril’ın babasıyla ilk karşılaştığı ve bir süre takıldığı mutfak sahnesindeki savunmasız halini gözler önüne getiriyor. İşte o zaman bir çocuk için olduğu kadar, bir anne, bir baba, bir koruyucu anne/baba, bir seyirci, bir insan olarak sık yaşamadığımız bir deneyim yaşıyoruz. Dardenne’lerin birçok filminde bu havada bırakma anlarını yaşamışlığımız vardır. Ama yıllar geçtikçe ve biz büyüdükçe, onların en başta çocuk ruhuna, sonra da hangi ırk, cinsiyet ve yaşta olursa olsun insana dair hassasiyetlerini çok daha iyi etüd edebiliyoruz.

Cyril’ı canlandıran Thomas Doret müthiş bir doğallıkla terk edilmişliğini, yalnızlığını inandırıcı kılmayı başarıyor. Öfkesini, saflığını ve rahatsızlığını inanılması güç bir rahatlıkla perdeye sunuyor. Tıpkı filmde Cyril’ın söz dinlediği anlardaki masumiyetinde olduğu gibi Dardenne’ların isteklerini yerine getirmiş olmasının da etkisi büyüktür. Cécile De France da üzerine düşeni fazlasıyla yerine getirdiği gibi, Samantha’nın Cyril kaynaklı iç ve dış çatışmalarını olması gerektiği gibi aktarıyor. Dardenne kardeşlerin favori oyuncusu Jérémie Renier da L’enfant’dan sonra bir kez daha asla baba olmaması gereken bir babayı canlandırıyor. Bir anlamda o filmdeki rolünü Le Gamin au Vélo’ya yıllar sonrasına taşımış görünüyor. Belki de ilerleyen yıllarda Dardenne yönetiminde biraz büyümüş olarak Cyril’ı farklı bir isimle ve farklı bir filmde tekrar gördüğümüzü sanabiliriz.

Osman Danacı
odanac@gmail.com

PAYLAŞ
Önceki makaleBerlin’de Arap Baharı
Sonraki makaleBerlin’de Yarışacak Filmler Belli Oldu
Edebiyatını oldukça sevdiği Amerikan sinemasıyla bazı istisnalar dışında bir türlü aradığı etkileşimi kuramadı. Avrupa (özellikle Fransız ve İtalyan) sineması başta olmak üzere ‘kendi sinemasını’ yapan tüm bağımsızlarla ilgileniyor. Yanıt veremediği sorulara sinemayla yanıtlar aramaya çalışıyorken çoğu zaman kendisini yeni sorular sorarken buluyor. Sadece sinema değil tüm sanat dalları ve özellikle edebiyat ile müziğin peşinde yaşamı ve kendisini anlamaya çalışıyor. Siteye şimdilik çeviri yaparak destek vermeye çalışıyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK