İstanbul Modern’de Chris Marker Filmleri

İstanbul Modern’de Chris Marker Filmleri

296
0
PAYLAŞ


İstanbul Modern Sinema, 07-17 Şubat 2013 tarihleri arasında, “Modernlik? Fransa ve Türkiye’den Manzaralar” sergisine paralel olarak, Fransız Kültür Merkezi işbirliğiyle düzenlediği “Heykeller de Ölür” adlı programda, geçtiğimiz Temmuz ayında kaybettiğimiz Fransız sinemacı Chris Marker’ın 14 filmini gösteriyor.
Tıpkı çağdaşı Jean-Luc Godard’ın kurmaca filmi dönüştürmesi gibi, Marker da belgesel janrında devrim yaratarak türün tanımını sorgulayan, sınırlarını zorlayan filmler üretti. Yönetmenin 1952 yılında Helsinki Olimpiyatları üzerine çektiği ilk filminden başlayarak 2012 Viyana Film Festivali için hazırladığı fragmanın videosuna uzanan bu program, yönetmenin özel montaj estetiğini, fotoğraf karelerini ve imgeleri biriktirmedeki zekasını konuşturduğu avangart belgesellerden oluşuyor.
Altmışlar – 5 Kısa Film
Görüşmek Üzere ( A Bientot J’Espere)
1967, 45’
Yönetmenler: Chris Marker, Mario Marret
Fransa’daki 1968 Mayıs olaylarından önce, adeta o büyük isyanın habercisi olacak bir eylem gerçekleşir. 1967 yılının Mart ayında Besançon’da bir tekstil fabrikasında çalışan işçiler büyük bir greve girer. Sadece maaşları ve çalışma koşullarıyla ilgili değil, daha büyük toplumsal ve politik değişimler de talep ederler. Marker kamerasını bu grevin hikayesini anlatmak üzere o fabrikaya götürür.
Madem ki Mümkün (Puisqu’on Vous Dit Que c’est Possible)
1973, 43’
Yönetmen: Chris Marker
Yine işçi sınıfının devrimini inceleyen bir belgesel. Bir saat fabrikasının işçileri, çalıştıkları fabrikanın kapatılmasını ve satılmasını kabul etmezler.  Ürettikleri saatleri kendileri satacaklardır. İşçilerin tüm ısrarlarına rağmen yöneticiler bunu reddedince isyan sokaklara sıçrar.
2084
1984, 10’
Yönetmen: Chris Marker
Chris Marker bu kısa filminde, 2084 yılında geçen bir haber programı kurgular. 22. yüzyılın başlangıcı için üç farklı senaryosu vardır. Marker, küresel “ağ ekonomilerinin” şafağında sosyalist bir bakış açısıyla Fransa’daki sendika hareketinin rolünü araştırır.
Pentagon’un Altıncı Yüzü (La Sixiéme Face Du Pentagone)
1967, 27’
Yönetmenler: Chris Marker, Francois Reichenbach
1967 yılının 21 Ekim’inde 100 bin protestocu toplanarak Pentagon’a doğru yürür. O güne kadar gerçekleşen bu en büyük örgütlenme, hippielerden yipilere farklı insan gruplarını bir araya getirir. Che Guevara iki hafta önce öldürülmüştür ve birçokları için bu, sadece savaşa karşı bir yürüyüş değil, Amerikan savaş makinesini durdurmak için doğrudan bir aksiyondur. Marker da kamerasıyla tüm bu olayın ortasındadır, görüntü ve yorumlarıyla izleyiciyi 40 yıl öncesinde yaşanan o güne götürür.
Elçilik (L’Ambassade)
1975, 22’
Yönetmen: Chris Marker
“Elçilik”, Chris Marker’ın çoğu filmi gibi kurmaca ile belgesel arasında gidip gelen bir yapıya sahip. Marker tarafından betimlenen elçilik hayatı, dış dünyadan kopuk ve gelip geçici bir andan ibarettir. Filmde, adı bilinmeyen bir ülkedeki darbeden kaçarak binaya sığınan mültecilerin orada geçirdikleri günleri yansıtır. Elçi ve eşi bu gruba kalacak ve yiyecek sağlarken isimsiz bir kameraman bu gerilimli durumu belgeler.
Havanın Dibi Kırmızıdır (Le Fond De L’air Est Rouge)
Bölüm I: Kırılgan Eller (Les Mains Fragiles)
Bölüm II:  Paralanmış Eller (Les Mains Coupées)
1977, 180’
Yönetmen: Chris Marker
1977 yılında Fransa’nın o dönemdeki yeni sol hareketinin iniş çıkışlarını, politik çalkantılarını anlatmak için çekilmiş olan bu belgesel, 1993’te gözden geçirilerek sol görüşü Soğuk Savaş’ın sonuna ve Sovyetler Birliği’nin çöküşüne bağlanmıştır. İki kısımdan oluşan filmin ilk bölümü sol hareketin 1967 yılında ortaya çıkışına odaklanırken, ikinci yarı Latin Amerika’nın sosyalist hareketlerine eğilir. Bu üç saatlik belgesel tıpkı adı gibi, sosyalist hareketin yalnızca havada var olduğuna işaret eder. Marker, Fidel Castro, Che Guevara, Mao Zedong, Salvador Allende gibi tarihi figürlerle ilgili olağanüstü görsel belgeleri kışkırtıcı dış sesiyle birleştirerek tarihe şaşırtıcı bir canlılık katar.
1952 Olimpiyatları (Olympia ’52)
1952, 82’
Yönetmen: Chris Marker
Yönetmen, bu ilk uzun metrajlı filminde aynı zamanda görüntü yönetmenliği ve metin yazarlığı da yapmıştır. Fotomuhabir olarak dünyayı dolaştığı sırada film yapmaya merak saran Marker’ın bu ilk filmi 1952 Helsinki Olimpiyatları’nı gözlemliyor. Açılış seremonisinden bayraklara, caz müziği eşliğinde maratona hazırlanan Sovyet atletlerden Finli jimnastikçilere siyah beyaz bir olimpiyat güncesi…
Andrei Arsenevich’in Bir Günü (Une Journée D’Andrei Arsenevich)
2000, 55’
Yönetmen: Chris Marker
“Sovyetlerin son büyük yönetmeni” Andrei Tarkovski üzerine bir belgesel. Tarkovski’nin filmografisinden parçalarla, son filmi “Kurban”ın(Offret, 1986) setinden çektiği bölümleri ve yönetmenin kanserle mücadelesinin sonlarında, ölüm döşeğindeki görüntülerini bir araya getiren Marker, kendi yorumunu geri planda tutarak Tarkovski’nin sanatına, felsefesine ışık tutarken,  özel hayatıyla sanatı arasındaki ilişkiyi de anlamaya çalışıyor. Chicago Reader’ın sinema yazarı Jonathan Rosenbaum film için “Bildiğim en iyi Tarkovski eleştirisi, yönetmenin filmlerindeki asıl gizeme dokunmadan sinemasındaki uyuma açıklık getiriyor,” diyor.
Heykeller de Ölür (Les Statues Meurent Aussi)
1953, 30’
Yönetmenler: Chris Marker, Alain Resnais
Alain Resnais ve Chris Marker arasındaki bu işbirliği, Afrika heykellerinin incelenmesiyle  başlıyor. Ardından bu heykellerin statüsü ve Avrupa müzelerinde sergilenmesiyle ortaya çıkan sorulara değiniyor ve sonunda Afrika heykel sanatı ve ırkçılık arasındaki nazik alana giriyor. 1954’te Jean Vigo ödülüne layık görülen ve sömürgeciliği eleştirdiği için 1960’lara kadar Fransa’da sansürlenen, sinemada sık rastlanmayacak bir görsel deneme.
Güneşsiz (Sans Soleil)
1983, 100’
Yönetmen: Chris Marker
Zaman, insan hafızası ve film arasındaki ilişkiyi inceleyen olağanüstü bir yol filmi. “Güneşsiz”, yaşam mücadelesinin iki kutbunda duran Afrika’dan Japonya’ya uzanırken hafızanın kişisel ve küresel hikayeleri ne denli etkilediğini gösteriyor. Adını Modest Mussorgsky’nin şarkı döngüsünden alan film bir tür meditasyon gibi. Hayat kesitlerinden muazzam sinematografik sahneler bir montaj teorisyeni tarafından hazırlanmış. Ölü kediler için dua edilen bir Japon tapınağı, avcılar tarafından katledilen bir zürafa… “Güneşsiz” bunlar gibi nice sahneyle belgesel türünün sınırlarını genişletiyor.
Dalgakıran (La Jetée)
1962, 28’
Yönetmen: Chris Marker
Üçüncü Dünya Savaşı sonrası Paris radyoaktif bir enkaz halindedir. Yeraltında yaşayan insanlar, bir çözüm arayışı içinde zaman yolculuğu deneyleri yapmaktadır. Bu esirler arasından seçilen bir adam, çocukluğundan hatırladığı bir karenin izini sürerek esrarengiz bir kadınla buluşmak üzere geçmişe gönderilir. Bilimkurgu sinemasının dönüm noktası olarak da anılan “Dalgakıran”, Marker’ın şiirsel, kışkırtıcı anlatımıyla neredeyse tamamen durağan fotoğrafları canlandırdığı bir sineroman. Terry Gilliam’ın 1995 yılı yapımı “12 Maymun”filminin de ilham kaynağı olarak ünlenen film, totaliter devlet deneyleri ile başlayarak insanoğlunun kırılganlığını evrensel felaket ile yan yana koyuyor. Marker’ın senaristliğin ve görüntü yönetmenliğini de üstlendiği ve onu uluslararası üne kavuşturan “Dalgakıran”, sanat sinemasının, bilimkurgunun ve belki Fransız Yeni Dalga sinemasının klasikleri arasında değişmez bir yere sahip.
Sırıtan Kediler (Chats Perches)
2004, 59’
Yönetmen: Chris Marker
11 Eylül’ün sonrasındaki kasım ayında sokaklarda, binalarda ve metro duvarlarında belirmeye başlayan sırıtan sarı kedi resimleri, birçok Parisli gibi Chris Marker’ın da dikkatini çekmeye başlar. Bunun üzerine Paris sokaklarına düşer ve bu esrarengiz kediyi takip etmeye başlar. Eylemlerden seçim kampanyalarına, magazin skandallarından Irak Savaşı’na, Fransa’nın politik gündemini kedi gibi takip eder. Bu arada Bay Kedi isimli bir sanat kolektifi peydahlanır. Centre Pompidou’nun önünde maskotlarını temsil eden büyük bir resim açarlar. Marker’ın ünlü kedisi ile Bay Kedi’nin yolları böylece kesişir…
Son Bolşevik (Le Tombeau D’Alexandre)
1993, 120’
Yönetmen: Chris Marker
1900 ile 1989 yılları arasında yaşamış Rus yönetmen Alexander Medvedkin’e ithafen yapılan film, Sovyetler Birliğinde sanatı arka plana alarak yönetmenin hem özel hayatını hem sinemasını anlatır. Marker, Medvedkin’in 1934 yapımı klasik filmi “Mutluluk” (Schastye) başta olmak üzere komedilerinden, haber amaçlı acı savaş görüntülerine uzanan politik, sanatsal ve ahlaki evrenine dair bir panorama çizer. Ne de olsa hayranı olduğu bu sinemacı izleyiciye “film değil, sinema vermiştir”.
Detaylı programa buradanulaşabilirsiniz.


PAYLAŞ
Önceki makaleDünya Yönetmenlerinden Sinema Dersleri
Sonraki makaleLeos Carax Röportajı
Sinemaya gönül veren bir grup sinefilin kurduğu Avrupa Sineması internet sitesi, Avrupa sinemasını daha geniş kitlelere tanıtmak ve bu filmlerle ilgili ufak da olsa bir tartışma ortamı yaratmak amacıyla kuruldu. Sitenin kuruluş amaçlarından biri de; tür sinemasını da yadsımadan, sinemanın sadece bir eğlence aracı olmadığının vurgusunu yapmak. Metin Erksan’dan bir alıntı yapacak olursak; bilimlerin ve sanatların varoluşlarının sınırları, geçmişin derinlikleri içindedir… Sinema bilim; sinema sanatı ve sinema bilimi kapsamında; sanatsal düşüncenin ve uygulamanın, sinemasal düşüncenin ve uygulamanın, yaratısal düşüncenin ve uygulamanın, görüntüsel düşüncenin ve uygulamanın, çekimsel düşüncenin ve uygulamanın, oluşumunu, gelişimini, dönüşümünü saptar ve oluşturur. Bu nedenle bizler de günümüzde çekilen filmler dışında, geçmişin derinliklerine doğru bir yolculuk yaparak; bu sanatı etkileyen filmleri ve yönetmenleri de tanıtmaya, eleştirmeye ve onların sinemayı nasıl algıladıklarını kavramaya gayret ediyoruz. Bir yandan da sinemanın diğer sanatlarla olan ilişkisini, filmler bağlamında tartışarak; sinemanın diğer sanatlardan ayrı düşünülemeyeceğini savunuyoruz. Bu amaçlarla, birbirinden farklı coğrafyalarda, farklı zamanlarda çekilmiş ve birbirinden farklı türlerde pek çok film eleştirisine yer vermeye çalışıyoruz. Sinemayı bir kültür olarak gören herkesin katılımına da açığız. Arzu edenler mail adresinden bizlere ulaşabilir, yazılarını paylaşabilir ve filmlerle ilgili görüşlerini iletebilir.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK