Leos Carax Röportajı

Leos Carax Röportajı

532
0
PAYLAŞ

Leos_Carax_Cannes_2012

Leos Carax’ın son filmi gösterildiği her yerde “tamamen farklı” ve “tuhaf” etiketleriyle tanımlanıyor. Film, izleyiciyi Paris sokakları diye bildiğimiz ama daha sonra tamamen tuhaf bir manzaraya dönüşen yerlerde tüyler ürpertici bir yolculuğa çıkarıyor. Gerçekle sanalın iç içe geçtiği, düşle kâbusun ortaklaşa yaşandığı filmde, Carax’ın karakterlerinin ne zaman gerçek hayatlarını yaşadıkları ne zaman rol yaptıkları kestirilemiyor. Carax, sinemanın sınırlarını biçim ve içerik olarak sonuna kadar zorlayarak, sadece hikâye anlatmaya yaramadığını kanıtlıyor.
Filmi bir de Carax’tan dinleyelim.
On üç yıl sonra bir filmle geri döndünüz ve bu kesinlikle en iddialı çalışmanız.   Holy Motors (Kutsal Motorlar) adlı filminizin Cannes’daki prömiyeri sırasında insanlardan nasıl bir tepki bekliyordunuz?
 
Film zihnimde çok hızlı bir biçimde canlanmıştı. İnsanlara gerçekten farklı ve çok tuhaf gelebileceğini düşünüyordum.
 
Gergin miydiniz?
 
Hayır, sadece: ‘Gerçekten şu anda yapabileceğim hiçbir şey yok’ diye düşünüyordum.
 
Röportaj yapmayı delice istemediğiniz ve özellikle çalışmalarınızın değerlendirilmesi size sorulduğunda bundan nefret ettiğiniz bir sır değil. Ancak Kutsal Motorlar insanları anlamaya zorlayan bir film.
 
Yaptığım işler konusunda konuşmaktan pek hoşlanmıyorum, bunun yerine gerçek hayattan söz etmeyi tercih ederim. Bunlar hakkında konuşmak insanların kaderi olmamalı.
 
Ancak insanlar yaratmaya başladıktan bu yana sanat hakkında konuşuyorlar.
 
İnsanlar sanat hakkında konuşuyorlar ve sanatçılar üretim yapıyorlar. Peki sanatçılar da konuşmalı mı?
 
Yatırımcılar ve yapımcılar ile yaptığınız ilk konuşmalarda Kutsal Motorlar hakkında nelerden söz ediyordunuz?
 
Gençken film yapmaya başladım ve o sıralarda çok açık sözlüydüm. Daha önce hiç film yapmamıştım. Okuyordum ama daha önce sette hiç bulunmamıştım. İlk filmimi yaptığım sıralarda daha önce pek kamera görmemiştim ve banliyölerden Paris’e daha yeni gelmiş genç bir adamdım. O zamanlarda pek konuşmuyordum. Çok utangaçtım ve açık sözlülük bana yardımcı oluyordu. İnsanlara param olmadığını ve nasıl film yapabileceğimi bildiğimi söylüyordum ancak bunu kanıtlayamıyordum. Bana inanan insanlar bulduğum için şanslıydım. Çok az sayıda sinemacı filmleri hakkında konuşmakta ve çok az sayıda sanatçı da çalışmaları hakkında konuşmakta iyidir.
 
Yine de filmi değerlendirmeye ihtiyaç duymamanız imkânsız ve sanki filmin büyük fikirlerden oluştuğunu hissediyorsunuz. Filmi izlediğinizde değerlendirmeye değer hissettiğiniz fikirler var mı?
 
Bu filmi oluştururken çok az zaman harcadım. Her şey iki haftamı aldı. Aynen bir yarış gibiydi. Günlük çekimleri izlemedim ve ne yapmakta olduğuma bakmadım. Sadece montaj masasında yapılanları gözden geçirdim. Her ne kadar filmlerimi birileri için yapmasam da film yapmaya, ölüler için film yapmaya devam ediyorum. Ancak yaşayan insanlara bunu göstereceğim için montaj masasında kendi kendime: ‘Bunları kim izleyecek ki?’ diye düşünmeye başlıyorum. Bu yüzden montaj sırasında daha tepkisel oluyorum. Neden bu bilimkurgu kelimesini hayal ediyorum? Var olmayan bir janr icat ettim. Ancak gerçek yanıtları bulamıyorum.
 
Filmin tamamı size ne anlatıyor?
 
Yarattığım bu dünyada yaşam deneyimimi insanlara klasik anlatım ve geçmişe dönüşleri kullanmadan aktarabiliyorum. İnsan deneyimlerinin çeşitliliğini bir gün içinde anlatmaya çalışmak gibi bir şey.
 
Yaşamın birbirini izleyen farklı tutumlar ve tonlardan oluştuğunu ifade etmiştiniz. Film aynı zamanda sanal gerçekliğin çeşitli biçimleriyle de ilişkili. İnternet çağında kimlik de güvenilmez bir tanım haline geldi.
 
Görünmez dünyalara hep ilgi duydum ve sayısal dünyaları ziyaret etmeyi seviyorum. Biliyorsunuz, bize zorla kabul ettirilen dünyalar. Sanal dünyaya karşı değilim, orası büyüleyici. Ancak bir şeylerin bize dayatılma biçimi hoşuma gitmiyor. Bu bize zengin ülkeler tarafından zorla kabul ettirilen bir şey. Yeni bir deneyim ve etki istiyorlar. Hayatlarımızdan ve yaptıklarımızdan sorumlu olmak istiyorlar ve okul çağındaki çocuklar da dâhil toplumu tüm yönleriyle buna cesaretlendiriyorlar. Bu büyük bir politik sistem. Yaşları 12 ile 25 arasında olan yeğenlerim var ve hayatı deneyimlemede sorunlar yaşıyorlar. Sanal dünya düşman değil. Öncüler inandıkları bir dünya keşfettiler ancak takipçiler buna inansalar da inanmasalar da bu dünyayı takip etmek zorunda kaldılar.
 
 
Film hakkında bilimkurgu dediğinizi duymak beni şaşırttı, çünkü o janra bir ilginizin olduğunu biliyorum. Yakın zamanda New York Times’da hakkınızda yayınlanan bir makalede Chronicle (Doğaüstü) filmine ilginiz olduğunu ifade etmişsiniz.
 
Bilmiyorum, ben bir sinefil değilim. Gençken çok film izliyordum.
 
O halde, sizi etkileyen bilimkurgu filmleri hangileriydi?
 
Bilimkurgu olsun veya olmasın trajedileri seviyorum. Ancak herhangi bir janr hakkında belirli bir şey söyleyemem. İkinci filmim Mauvais Sang (Kötü Kan) bilimkurguydu. Kutsal Motorlarile hayal ettiğim ise janrla biraz oynamaktı çünkü bilimkurgu olması bekleniyormuş gibi geldi. Bu gerçek bir iş değil. Karakterin bir limuzinle farklı hayatlar arasında gidip gelmesi gerekiyor. Her hayatın aynı düzeyde gerçeklik taşımasını istemiyorum. Bazıları daha fantastikken bazıları da daha gerçekçi olabilir.
 
Denis Lavant filmde çok farklı karakterleri canlandırıyor. Canlandırdığı karakterlerin hayal ettiklerinizle ilişkili olmasını nasıl sağladınız?
 
Her ne kadar gerçek hayatta birbirimizi iyi tanımıyor olsak da otuz yıldır onunla çalışıyorum. Arkadaş veya herhangi bir şey değiliz. Birlikte yemek yemiyoruz ve gerçek hayatta oturup konuşmuyoruz. Ona nasıl yürüyeceğini ve giyineceğini anlatıyorum. Her ne kadar film Denis için yazılmış olsa da çok fazla şey bilmek zorunda değilim. Filmi onun için tasarladım ancak iki veya üç sahnede o bölümleri gerçekten canlandıramadığını düşünüyorum.
 
Hangi sahneler?
 
Büyük olasılıkla baba-kız sahnesi ile ölen adamın genç yeğeninin olduğu otel sahnesi. Benim film yapmadığım sırada o daha büyük bir oyuncu oldu. Gerçek yaşamında, işinde ya da her ikisinde birden ona ne oldu bilmiyorum ama onu şu anda her şeyi oynayabilecek bir oyuncu haline getirmiş. Daha gençken de iyiydi ancak daha çok bir dansçı veya heykeltıraş gibi fiziksel tarafı güçlüydü. Ancak şu anda en insani hisleri yansıtabiliyor.
 
İlk defa Tokyo antolojisinde hayat verdiğiniz Merde karakterini görmek hoşuma gitti. Ancak karakter o filmde adeta toplumdaki bir canavar gibiydi. Başlangıçta “Merde in USA” (Merde Amerika’da) başlığıyla devamını yapmak istediğinizi söylemiştiniz. Bunun yerine onu Kutsal Motorlar filmine koydunuz. Burada temsil ettiği sembol nedir?
 
Filmin daha önce yazılmış olan tek bölümü Merde ile olandı. Aslında “Merde in USA” için açılış sahnesi olacaktı. SoHo’da çekilecekti ancak olmadı. Ayrıca Kate Moss ile tekrar çalışmak istiyordum.
 
Filmin o bölümü SoHo’da geçmiş gibi görünüyor.
 
İçine girmiş olduğumuz tüm o korku, sersemlik ve gerilimiyle hükümetlerin –Bush veya Sarkozy- ve teröristler de dâhil, bizi bebekliğimize döndüren ve o şekilde korkutan şeyle nasıl başa çıkabildiklerini bilmediğim 9/11 sonrası atmosferini yaratmak istedim. Sanırım Denis’le eşit olarak gördüğüm ilk karakter: Daha önce yaptığım tüm filmlerde Denis bir anlamda Alex olarak kabul ettirilmişti. Bu karakterleri Denis’e kabul ettirmiştim çünkü bunu geleneksel olarak dil ve kültürle yapmıştım. Ancak burada karakteri paylaştık.
 
Peki diğer karakterler? Onların sahip olduğu sembolik değerler nedir?
 
İlk hayal ettiğim kesinlikle Merde değildi. Yarattığım ilk karakter yaşlı kadındı çünkü her gün Paris’te o yaşlı kadınların önünden geçiyorum. Lovers on the Bridge (Köprü Üstü Aşıkları)filmini yaparken bunu düşünüyordum çünkü o zamanlar gençtim ve Paris’te kimseyi tanımıyordum. Bu şaşkaloz yaşlı kadınlar caddede dolanıyorlardı. Bugün o kadınların önünden geçerken çok iyi hissediyorum çünkü bazıları halen yaşıyorlar. Aynı şekilde giyiniyorlar ve aynı şekilde görünüyorlar. Bazıları gerçekten hasta. Kimsenin bu şehirde yaşayan o kadınlardan daha yabancı olabileceğini düşünmek imkânsız ve tüm hayatları bu. Daha önceleri onlarla ilgili bir belgesel yapmayı ve nasıl iletişim kurabileceğimi düşünüyordum. Daha sonra, asla bitiremeyeceğim için böyle bir belgesel yapamayacağımı anladım. Onun yerine tamamen bir kurgu yarattım. Denis’in oynamasını sağlayıp kendi kelimelerimi ona söylettim. Böyle başladı ve ardından zengin banker geldi. Zengin banker dilenciye dönüşür. Bu dönüşme fikri güçlendirici bir fikir. Bu filmi uzun bir süredir yapmak istiyordum çünkü şaşırtıcı olabiliyorlar: Bazen marazi ve erotik olup dışarıdan daha farklı görünmek istiyorlar. Sanal bir dünya var, birkaç saatliğine kiralık bir dünya. Filmle ilgili her şey böyle başladı.
 
Filmin yapısını aynı zamanda operaya oldukça yakın buldum. Tüm filmlerinizin müzikle yakın bir ilişkisi var.
 
Bir gün “müzik olacak” bir film yapmayı umuyorum. Hayatın içinde, burada müzik istiyorum.
 
Bunun sonucu olarak akordeon sahnesi.
 
Evet. Müzik belki de hayatın en güzel parçası ancak beni sevmiyor…
 
Bir zamanlar gitarist olmayı amaçlamış biri olarak sizi anlıyorum.
 
Ben de öyleydim!
 
 
Filminizde Édith Scub tarafından kullanılan maske ile Georges Franju’nun Eyes Without a Face (Çehresiz Gözler) filmine gönderme yaptığınızı biliyoruz. İnsanlar bu konuda soru sorduklarında yanıt vermekten kaçınmaya çalışıyorsunuz. Neden? Bu çok açık bir gönderme.
 
Bunu bir göndermeler filmi olarak görmüyorum. Maske konusunda söylemek istediğim, onu çekimin sonunda ekledim ve filmin akışına uyuyordu. Yapımın sonlarına doğru maske fikri ortaya çıktı ve maskeyi takıp: ‘Eve geliyorum’ diyor ancak bu yaptığımdan neredeyse pişman oldum çünkü insanlar sürekli bunu soruyorlar. Denis ile yapacaklarımı bildiğim gibi, koşu bandı veya sanal arka plan ile yapacaklarımı da biliyordum. Filmimdeki maske açıkça rastgele olarak yapılmış tek şey.
 
Filmi izleyenlerden on bir yaşında olup da sizi anlayan en az bir kişi biliyorum. Eğer çocuklar Kutsal Motorlar filmini anlayabiliyorlarsa belki de bazılarının düşündüğü gibi o kadar da film tarihiyle ilgili değildir. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
 
Filmle birlikte yolculuk yapmanın tek iyi yanı bu. Film boşlukta ve zamanda var olmaya devam ediyor. Evden ya da kesinlikle filmi izleyecek insanlardan uzaklaştıkça –özellikle New York, Paris ya da festivallerin yapıldığı bazı zengin şehirlerden- insanlar filmi kapıyorlar. Çoğu insan bunu kapıyor. Birileri filmin çok sade olduğunu ve insanların çocuklarını da getirebileceklerini söylüyor. Filmlerim hakkında ben de böyle düşünüyorum. Filmlerim çok sade, eğer kendinizi zorlarsanız kaybolabilirsiniz ama çocuklar kaybolmaz.
 
Bunun ardından ne tür bir film yapma ihtimaliniz var?
 
Bir süper kahraman filmi yapmak istiyorum. Süper kahraman filmi yapmak yıllar sürer. Bilirsiniz adamımız aniden süper güçlere sahip olur ve dünyaya karşı savaşmaya başlar. Chronicle filminde güzel olan şey güçlerinin farkına vardıktan sonra uçmaya başlayıp uzun süre uçmaları. Örümcek Adam uçarken bir çekim iki saniye sürer bu çekimi üç boyutlu yapmak yüzlerce milyona mal olur.
 
Yani Leos Carax bir süper kahraman filmi yapıyor?
 
Belki. Bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini bilmiyorum. Bunu Amerikan tarzı yapmak istemiyorum ancak bu Fransız tarzı olacak anlamına da gelmiyor.
 
Daha önce kendinizi bir film yapımcısı olarak düşünmediğinizi söylemiştiniz. Kutsal Motorlar bunu değiştirdi mi?
 
Hayır, gerçekten öyle değilim. Kendime film yapımcısı demek çok zor.
Söyleşi: Eric Kohn / Indiewire
Çeviri: Erdem Korkmaz
 
 
PAYLAŞ
Önceki makaleİstanbul Modern’de Chris Marker Filmleri
Sonraki makaleA Serbian Film
Edebiyatını oldukça sevdiği Amerikan sinemasıyla bazı istisnalar dışında bir türlü aradığı etkileşimi kuramadı. Avrupa (özellikle Fransız ve İtalyan) sineması başta olmak üzere ‘kendi sinemasını’ yapan tüm bağımsızlarla ilgileniyor. Yanıt veremediği sorulara sinemayla yanıtlar aramaya çalışıyorken çoğu zaman kendisini yeni sorular sorarken buluyor. Sadece sinema değil tüm sanat dalları ve özellikle edebiyat ile müziğin peşinde yaşamı ve kendisini anlamaya çalışıyor. Siteye şimdilik çeviri yaparak destek vermeye çalışıyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK