33. İstanbul Film Festivali’nde Öne Çıkanlar

33. İstanbul Film Festivali’nde Öne Çıkanlar

291
0
PAYLAŞ

33. İstanbul Film Festivali’nde 22 Mart Cumartesi günü biletler satışa çıkıyor. Biletler satışa çıkmadan bizler de radarımıza aldığımız filmlere kısaca bakalım istedik.
Uluslararası Yarışma
İzlanda sinemasının en ilgi çekici simalarından Ragnar Bragason, dram ile komedi arasında ustaca bir denge kurmasıyla tanınıyor. Bragason son filmini şöyle özetliyor: “Bu filmde bir kız var, heavy metal var, bir de inekler var. Metalci dramatik bir film. Hem müşfik, hem haşin, arada da isyankârca komik. Filmde, korkunç bir kayıp yaşanıyor. Hayat boyunca çektiğimiz acılara nasıl katlandığımız, aile olgusu, hayaller, kâbuslar mercek altına alınıyor.” Heavy metal’e şapka çıkaran bu hem komik hem de duygusal film, gözlerden uzak bir çiftlikte büyüyen ve rock yıldızı olmayı çok ama çok isteyen bir genç kızın hikâyesini anlatıyor.
Abim Evin Tek Çocuğu ve Hayatımız ile tanıdığımız Daniele Luchetti, kısmen otobiyografik yeni filmi Mutlu Yıllarımızda seyirciyi 70’li yıllara götürüyor. Küçük Dario’nun anlatıcı görevini üstlendiği bu yolculukta sorunlu bir ailenin dünyasına dalıyoruz. Dario’nun babası Guido, bir türlü istediği başarıya ulaşamayan ve giderek içine kapanan bir sanatçı. Annesi Serena ise kocasına deli gibi âşık ve tam da bu yüzden ne bencilliğine ne de kaçamaklarına tahammül edebiliyor. Dönemin özgürlük rüzgârı çok geçmeden bu aileyi de yakalıyor ama böylece anne ve baba birbirinden daha da uzaklaşıyor. Küçük Dario ise sinemaya olan ilgisini keşfediyor ve olan biteni el kamerasıyla kaydetmeye çalışıyor. Yönetmen Luchetti’ye göre, peliküle ve onun kendine has kokusuna bir saygı duruşu olan Mutlu Mutlu Yıllarımız’ın ilk gösterimi Toronto Film Festivali’nde yapılmıştı.
Joachim Trier’in Reprise ve Oslo, 31 Ağustos gibi birçok ödüllü filminin senaryosunda imzası bulunan Norveçli yönetmen Eskil Vogt’un ilk uzun metrajlı filmi Körlük, görme duyusunu kaybedince eve kapanan bir kadın yazarın aklını da kaybetmemek için gerçekliğe sıkı sıkı sarılma mücadelesini işleyen, gerilimli olduğu kadar mizah unsurlarını da kullanan bir dram. Görüntü yönetmenliğini Dogtooth’un da kameramanlığını üstlenen Thimios Bakatakis’in yaptığı ve yalnızca görme değil yazma ve yalnızlık üzerine de bir film olan Körlük, gerçeküstü atmosferi, seyrek diyalogları ve sürprizli mizahıyla son derece özgün.
Galalar
Bu yıl Berlinale’nin açılışını yapan Wes Anderson’ın yeni filmi, bizi 20. yüzyıl tarihinden referanslarla dolu hayali bir dünyaya sokuyor ve Orta Avrupa’da efsane bir otelin hikâyesini anlatıyor. Büyük Budapeşte Oteli’ne yıllar önce belboyluk göreviyle giren ve daha sonra otelin sahibi olan Zero Mustafa bu süreci anlatırken, son derece eğlenceli bir polisiyenin içinde buluyoruz kendimizi. İrili ufaklı rollerde sayısız ünlünün gözüktüğü bu benzersiz masal, belki de Wes Anderson’ın şu güne kadarki en görkemli ve en iddialı filmi. Üstelik Anderson daha büyük bir projeye kalkışmış olsa da bildik tarzından ödün vermemiş.
Markus Zusak’ın aynı adlı çok satan romanından uyarlanan Kitap Hırsızı, soykırıma dair etkileyici bir hikâye anlatıyor. “Ölüm”ün anlatıcılığında bizi Nazi Almanya’sına götüren film, komünist annesinden ayrılmak zorunda bırakılan ve başka bir aileye evlatlık verilen Liesel’in yaşadıklarını perdeye taşıyor. Ülkede kitaplar yakılırken okumaya merak salan küçük kızın hayatı, yeni anne ve babası, eski aile dostları Yahudi Max’ı evlerinde saklamaya karar verdiğinde bir kez daha değişiyor. Savaşın gölgesinde, sürekli ölümle dans eden insanların hayatına odaklanan Kitap Hırsızı, benzersiz bir büyüme öyküsü.
Roman Polanski’nin Cannes’da Altın Palmiye için yarışan Kürklü Venüs’ü sadece iki oyuncunun sürüklediği bir tiyatro uyarlaması. Bir yönetmen ve onun sahneye koyacağı oyunda başrolü kapmaya çalışan bir aktris… Bu ikilinin birbirine hazırladığı kurnaz tuzaklar aslında insanlık tarihi kadar eski, kadın ve erkek arasındaki savaşın bir yansıması. Efendi ile köle sürekli yer değiştirirken, Polanski hınzırca kendisiyle de dalga geçiyor; zira yönetmen rolündeki Mathieu Amalric, şaşırtıcı şekilde Polanski’nin gençliğine benziyor. Aktrisi ise Polanski’nin gerçek hayattaki karısı Emmanuelle Seigner canlandırmakta.
Ustalar
Gelecekte dünyanın nasıl çarpık bir hale bürüneceğini hakkıyla filme çekecek bir yönetmen varsa, olsa olsa Terry Gilliam’dır. Ünlü yönetmen Sıfır Teorisi’nde, gelecekte Londra’da geçen bir öyküyü anlatıyor: Varoluşsal acılarla kıvranan, sıra dışı bilgisayar dahisi Qohen Leth’in öyküsünü. Elinde “Ben neden varım?” sorusuna yanıt olabilecek gizemli bir proje var. Fakat, cilveli Bainsley ve patronun oğlu Bob’un ziyaretleri Qohen’in yalnızlığını sık sık bozuyor.
Polonyalı yönetmen Andrzej Wajda Walesa’da, memleketlisi ve dostu Dayanışma Sendikası’nın lideri Lech Walesa’nın özeline ve hatta mahremine kadar giriyor. Basit bir dok işçisi olarak yola çıkan ama günün birinde Nobel Barış Ödülü’ne layık görülen bu karizmatik liderin geçirdiği inanılmaz dönüşüme ışık tutmaya çalışıyor. Polonya’nın Oscar aday adayı olan filmin ilk gösterimi Venedik Film Festivali’nde yapıldı. Bu çağdaş kahramanlık öyküsü, bir yandan da o güzel Baltık kenti Gdansk’ta Yeni Avrupa’nın ilk izlerini arıyor.
Amarcord, 8½, La Dolce Vita gibi unutulmaz filmleriyle günümüzde eşsiz bir usta kabul edilen efsanevi sinemacı Fellini’nin ölümünün yirminci yıldönümüne denk gelen bu film anılar, arşiv fotoğrafları ve yeniden canlandırmaları bir araya getiriyor. Kendisi de emsalsiz bir yönetmen olan Ettore Scola, 1950’li yıllarda daha 16 yaşındayken Fellini ile tanışmak ve dostluk kurmak şerefine ermiş. Scola Fellini’yi Anlatıyor işte bu iki adamın arasındaki büyüleyici dostluğu sevgiyle anlatıyor; ikilinin Marcello Mastroianni gibi ortak dostlarını anarken, beraber çalıştıkları Cinecitta Stüdyoları’nı da anımsıyor.
Dünya Festivallerinden
Oyuncular kadar tiyatro, sinema, felsefe ve edebiyat tutkunlarının da kaçırmaması gereken bir film 3 Oyunculuk Egzersizi.2012 yılında, Rumen yönetmen Cristi Puiu (Bay Lazarescu’nun Ölümü ve Aurora filmlerinin yönetmeni) Fransa’nın Toulouse kentinde Chantiers Nomades atölyesinde sinema oyunculuğu dersi vermeye davet ediliyor. Puiu ders anlatmaktansa, film çekmeye karar veriyor. Rus şair ve filozof Vladimir Solovyov’unÜç Diyalog adlı yapıtını günümüze uyarlayıp atölyeye katılanların savaş, ahlak, dostluk ve hatta futbol gibi çok çeşitli konularda birbirleriyle sohbet etmelerini istiyor. Yönetmen ve atölyeye katılanlar açısından sonuç, yaşam ve oyunculuk üzerine, entelektüel bir zihin egzersizi.
İran rejiminin yirmi bir yazar ve gazeteciye suikast planladığı 1995 yılında yaşanan gerçek olaylardan yola çıkarak çekilen Elyazmaları Yanmaz, yönetmen Muhammed Rasulof, İran’da uygulanan sansürün, zulmün ve otoriter rejimin net bir resmini çiziyor. Filmde, İran’da bir aydın ve siyasi tutuklu olarak yattığı hapishanede anılarını gizlice kâğıda aktaran yazar Kasra’yı izliyoruz. Kasra yazdıklarını yayınlayıp hemen ardından ülkeyi terk etmek üzere ne gerekiyorsa hazırlamıştır. Gelgelelim emniyetten birileri bu planı fark eder. Kasra’nın yazılarını yok etmek için yapmayacakları şey yoktur. Bu arada, Hüsrev ile Murteza’ya bir suikast görevi verilir, fakat son anda, ikilinin planlarını değiştirmesi gerekir… Altı yıl hapis cezasına çarptırılan Muhammed Rasulof’un da tıpkı Cafer Panahi gibi film çekmesi yasaklandı. Yönetmene ayrıca, Ekim 2013’te yurtdışına çıkma yasağı getirildi. Can güvenlikleri açısından, film ekibinin isimleri gizli tutuluyor.
1999 yılında, bir dizi parçalanmış cesedin bulunmasıyla başlayan bu polisiye, beş yıl sonrasına geçiş yapıyor. Söz konusu davayı çözüme ulaştıramayan iki polis, benzer cinayetlerin tekrar başlamasıyla dikkat kesiliyor. Deliller ise aynı genç kadına işaret ediyor. Parodi ile ciddiyet arasında, ilginç bir dengede seyreden İnce Buz, Kara Kömür, iyi bir kara filmin sahip olması gereken tüm bileşenlere sahip: yönlendirilmeye açık bir erkek karakter, bir vamp kadın, cinayet, entrika ve karanlık bir şehir.
NTV Belgesel Kuşağı
Bertolucci’den Bertolucci filminde, sinemayı İtalyanların “Bizim Godard’ımız” adını verdiği, efsane sinemacı Bernardo Bertolucci’nin gözünden ve dilinden izliyoruz. Dünyanın dört bir yanından, 300 saati aşkın arşiv kaydının bir araya geldiği bu özgün ve olağanüstü yolculuğun tamamlanması iki yıl sürmüş: “Bu film, bize sinemayı öğreten müthiş bir film ustasını, örnek bir sinemacıyı, bir dâhiyi, bir ilham kaynağının sinemayı anlatışını gözler önüne seriyor.”
“Eğer sinema bir din olsaydı, burası da Vatikan olurdu. Şu anda arzın merkezindeyiz.” Bu sözler, Kasım 2011’de buz gibi bir gece vakti Bergman’ın Farö Adası’ndaki evine girerken, ünlü yönetmen Alejandro Gonzales Innaritu’nun dudaklarından dökülüyor. Bergman’ın Evinde isimli belgeselde, efsanevi yönetmen Bergman’ın bu adadaki efsanelere konu olan evine adım atıyoruz. Bergman ölünce geriye devasa bir VHS film koleksiyonu bırakmıştı. Koleksiyonda yer alan filmlerin yönetmenleriyle el ele, bu benzersiz ustanın yaşamını, adasını, en önemli filmlerinden bazılarını ve hem diğer yönetmenler, hem de genel olarak sinema tarihi üzerinde bıraktığı izleri inceliyoruz.
Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan’ı kazanan ilk belgesel olarak tarihe geçen Çevreyolu, adını Roma’yı çevreleyen otoyoldan alıyor. Yönetmen Gianfranco Rosi, bu otoyol çevresinde yaşayan çeşitli insanların gündelik hayatından kesitleri etkileyici bir üslupla perdeye taşıyor. Çekimleri iki yıl süren filmde, bu insanların bazen komik bazen son derece duygusal anlarına tanıklık ediyoruz. Bireyler ile mekân arasında kurduğu ilişki ise Çevreyolu’nu şehir üzerine yazılmış bir makaleye dönüştürüyor. Rosi, filmi için en büyük esin kaynağının Italo Calvino’nun Görünmez Kentler’i olduğunu söylüyor.
Mayınlı Bölge
2013’ün uluslararası alanda en çok ses getiren Yunan filmi olan Şiddet Güzeli, Alin Taşçıyan’ın sözleriyle “otoriteyle ve düzenle derdi büyük bir film. Ekonomik krizin ahlaki yozlaşmayı ve sapkınlıkları tetikleyip beslediğini, kabullenilir hale getirdiğini gözler önüne seriyor.” Başrolünde İstanbul doğumlu Themis Panou’nun yer aldığı film, 11 yaşındaki Angeliki’nin kendi doğumgününde neden gülümseyerek pencereden atlayıp intihar ettiğini anlamaya çalışan, dahası, kızlarını çabucak unutmayı tercih eden ailesini izliyor.
Altın Lale Ödüllü Tsai Ming-liang’ın son yıllarda yaptığı en iyi film kabul edilen Sokak Köpeklerikentli bir peri masalı, umut ve yoksulluğa dair şiirsel bir trajikomedi… Filmin kahramanları olan baba ve iki çocuğunu oluk oluk yağmur altında, Taipei’nin varoşlarından şehir merkezinin sokaklarına doğru izliyoruz. Baba, lüks sitelerin reklamını taşıyan ayaklı bir reklam panosu. Çocuklar ise bedava yiyecek bulmak için AVM’leri, süpermarketleri dolaşıyor. Terk edilmiş binalarda geceliyorlar. Babanın doğumgününde, gizemli bir kadının aralarına katılmasıyla bu kırık aile genişliyor.
33. İstanbul Film Festivali’nden 15 Film Önerisi
·         Sesini Duyuramayanlar İçin (For Those Who Can Tell No Tales)
·         Sıfır Teorisi (The Zero Theorem)
·         Walesa
·         Sesime Gel
·         Kürklü Venüs (Venus in Furs)
·         İnce Buz, Kara Kömür (Bai ri Yan Huo)
·         Salvo
·         Sokak Köpekleri (Jiao You)
·         Attila Marcel
·         Scola Fellini’yi Anlatıyor
·         Bergman’ın Evinde
·         Hepimizin Sevgilisi (Uri Sunhi)
·         Son Durak Cennet (Terminus Paradis)
·         Riley’nin Hayatı (Aimer, Boire et Chanter)
·         Çevreyolu (Sacro Gra)


PAYLAŞ
Önceki makaleAraf
Sonraki makaleFuat Uzkınay Paneli Düzenleniyor
Sinemaya gönül veren bir grup sinefilin kurduğu Avrupa Sineması internet sitesi, Avrupa sinemasını daha geniş kitlelere tanıtmak ve bu filmlerle ilgili ufak da olsa bir tartışma ortamı yaratmak amacıyla kuruldu. Sitenin kuruluş amaçlarından biri de; tür sinemasını da yadsımadan, sinemanın sadece bir eğlence aracı olmadığının vurgusunu yapmak. Metin Erksan’dan bir alıntı yapacak olursak; bilimlerin ve sanatların varoluşlarının sınırları, geçmişin derinlikleri içindedir… Sinema bilim; sinema sanatı ve sinema bilimi kapsamında; sanatsal düşüncenin ve uygulamanın, sinemasal düşüncenin ve uygulamanın, yaratısal düşüncenin ve uygulamanın, görüntüsel düşüncenin ve uygulamanın, çekimsel düşüncenin ve uygulamanın, oluşumunu, gelişimini, dönüşümünü saptar ve oluşturur. Bu nedenle bizler de günümüzde çekilen filmler dışında, geçmişin derinliklerine doğru bir yolculuk yaparak; bu sanatı etkileyen filmleri ve yönetmenleri de tanıtmaya, eleştirmeye ve onların sinemayı nasıl algıladıklarını kavramaya gayret ediyoruz. Bir yandan da sinemanın diğer sanatlarla olan ilişkisini, filmler bağlamında tartışarak; sinemanın diğer sanatlardan ayrı düşünülemeyeceğini savunuyoruz. Bu amaçlarla, birbirinden farklı coğrafyalarda, farklı zamanlarda çekilmiş ve birbirinden farklı türlerde pek çok film eleştirisine yer vermeye çalışıyoruz. Sinemayı bir kültür olarak gören herkesin katılımına da açığız. Arzu edenler mail adresinden bizlere ulaşabilir, yazılarını paylaşabilir ve filmlerle ilgili görüşlerini iletebilir.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK