Mavi En Sıcak Renktir

Mavi En Sıcak Renktir

893
0
PAYLAŞ

Yönetmen Abdellatif Kechiche Mavi En Sıcak Renktir filminin anlatıyı sürükleyen başkarakteri Adéle’in etrafında uzun süre kamerasıyla dolaşır. Adéle’in önce fiziksel özelliklerini bir ressam titizliğinde ekrana taşır. Yüzündeki her bir gözeneği görmemize imkân tanıyacak kadar yakın planlarla Adéle’in adeta röntgenini çeker. Daha sonra da Adéle’in çevresini, çevresiyle kurduğu iletişimi ve onun dünyaya bakışındaki naifliği yakalar. Kamerayı hiçbir aciliyeti olmadan, hayatın ritmine yaklaşabildiği ölçüde rahat kullanır. Sonra da Adéle’in dış görünüşü ve çevresiyle kurduğu bağın derinliklerine doğru uzanır. Kamerasıyla birlikte onun iç dünyasına girer ve Adéle’i oradan, içeriden anlatmaya başlar.
Bir edebiyatçı kadar bütünlüklü ve derin bir karakter çizen Kechiche’nin benzeri yazar ve yönetmenlerden bir farklılığı vardır. Kechiche, sahici bir karakter yaratmakla kalmaz; o karakterle birlikte hayatı onun gözünden yaşar. Kamerasını Adéle’in bakışı ve hayatı kavrayışıyla eşler. Bize kurgu bir hayatı, aşk ve tutkuya kapılarak sürüklenen yaşamların hikâyesini anlatmaz. Belki de Kechiche’in filmini ve Adéle’i bu kadar özel yapan unsur da bu olur. Film süresince yönetmen Adéle’in hayatını, aldığı kararları, hissettiği tutkuyu ve cinselliği keşfedişini bizim de onunla birlikte yaşamamızda ısrar eder. Dış dünyanın gerçekliğinden kurtularak Adéle’in dünyasında yaşamamızı ve filmi oradan tanımlamamızı ister.
Ana akım sinema dilinin de temel meselesi aslında kurguyu görünmez kılıp, kurmacayı “gerçekmişçesine” yaşatmak üzerine kuruludur. Bunun için de sinemanın bütün teknik imkanlarından yararlanılır. Rüzgar Gibi Geçti (1939), Casablanca (1942), Aşktan da Üstün (1946), Devlerin Aşkı (1956) gibi daha nice klasik romans üreten Hollywood sineması bu formül üzerinden gider. Fakat Kechiche’nin derdi anlatısını “gerçekmiş” gibi seyirciye aktarmak değildir. Tam tersine, kurmacanın sınırlarıyla ilgilenmez Kechiche. Sinemanın “miş gibi yaşayan” kahramanlarından birini yaratmak istemez. Karakterinin iç dünyasına girdikçe hikâye anlatmanın gereksizliğiyle yüzleşir. Bu da kurgusal bir ritim duygusu üretmek yerine, filmi Adéle’in iç dünyasındaki ve hayatı algılayışındaki ritimle eşleştirmemize olanak sağlar. Kechiche bir yazar/yönetmen olarak anlatıda iktidarı başından beri Adéle’in eline verir. Ritmi ve gidişatı belirleyen de Adéle olur.
Adéle’in ergenlikten çıkarak yetişkinliğe doğru geçişinde yaşadığı bunalımlar, kendisini ve çevresini keşfedişi, masumiyetini geride bırakarak yetişkinlerin dünyasına uyum sağlama çabası ve nihayetinde yaşadığı düşüşler filmin de önemli kırılma anlarına işaret eder. Klasik bir anlatıda dramatik doruk noktaları oluşturabilecek her kırılma noktası, filmde bir duygusal patlama şeklinde geçer. Adéle’in yaşama tutkusu, yaşadıklarına dolayısıyla filmin ritmine de nüfuz eder. Sevgiyi, aşkı ve cinselliği yaşayışındaki tutku, hüznü ve melankoliyi yaşarken de devam eder. Kechiche bu keskin virajlarda direksiyonu devralmak yerine başrol oyuncularına büyük bir güven duyarak soğukkanlılığını korur.

Mavi En Sıcak Renktir sinemada çok fazla örneğine rastlamadığımız, samimi, gerçekçi ve derinlikli karakterlere sahip bir film. Karakterlerin hikâyelerini anlatmaktansa, onları yaşayan ve yaşatmaya çalışan bir anlatım yapısına sahip. Bu özelliğiyle de Alexandre Astruc’un öncelediği Kamera-Kalem’in günümüzdeki en büyüleyici örneklerinden biri. Tıpkı bir roman okurken yazılanlar aracılığıyla zihninizde yarattığınız karakterler gibi, kamera da iyi kullanıldığında edebiyattaki derinliğe ve özgürlüğe kapılarını sonuna kadar açıyor. Mavi En Sıcak Renktir bunun nadir ama iyi örneklerinden biri.
Barış Saydam
bar_saydam@hotmail.com
* Bu yazı daha önce Arka Kapaksitesinde yayımlanmıştır.

PAYLAŞ
Önceki makaleSinematek Derneği Yeni Döneme Başlıyor
Sonraki makalePera’da Sinematik Mektuplar
Sinemaya gönül veren bir grup sinefilin kurduğu Avrupa Sineması internet sitesi, Avrupa sinemasını daha geniş kitlelere tanıtmak ve bu filmlerle ilgili ufak da olsa bir tartışma ortamı yaratmak amacıyla kuruldu. Sitenin kuruluş amaçlarından biri de; tür sinemasını da yadsımadan, sinemanın sadece bir eğlence aracı olmadığının vurgusunu yapmak. Metin Erksan’dan bir alıntı yapacak olursak; bilimlerin ve sanatların varoluşlarının sınırları, geçmişin derinlikleri içindedir… Sinema bilim; sinema sanatı ve sinema bilimi kapsamında; sanatsal düşüncenin ve uygulamanın, sinemasal düşüncenin ve uygulamanın, yaratısal düşüncenin ve uygulamanın, görüntüsel düşüncenin ve uygulamanın, çekimsel düşüncenin ve uygulamanın, oluşumunu, gelişimini, dönüşümünü saptar ve oluşturur. Bu nedenle bizler de günümüzde çekilen filmler dışında, geçmişin derinliklerine doğru bir yolculuk yaparak; bu sanatı etkileyen filmleri ve yönetmenleri de tanıtmaya, eleştirmeye ve onların sinemayı nasıl algıladıklarını kavramaya gayret ediyoruz. Bir yandan da sinemanın diğer sanatlarla olan ilişkisini, filmler bağlamında tartışarak; sinemanın diğer sanatlardan ayrı düşünülemeyeceğini savunuyoruz. Bu amaçlarla, birbirinden farklı coğrafyalarda, farklı zamanlarda çekilmiş ve birbirinden farklı türlerde pek çok film eleştirisine yer vermeye çalışıyoruz. Sinemayı bir kültür olarak gören herkesin katılımına da açığız. Arzu edenler mail adresinden bizlere ulaşabilir, yazılarını paylaşabilir ve filmlerle ilgili görüşlerini iletebilir.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK