Ida

Ida

406
0
PAYLAŞ

1960’lar Polonya’sında geçen Ida, Polonyalı yönetmen / senarist Pawel Pawlikowski’nin ülkesinde çektiği ilk film olma özelliği taşıyan, özellikle dönemin ruhunu yansıtan siyah beyaz görselliğiyle dikkat çeken bir film. Son yeminini etme arifesinde olan genç rahibe adayı Anna’nın, kendisini uzun süre görmek istemeyen teyzesi Wanda’yı ziyaretinde ondan Yahudi olduğunu, gerçek adının da Ida olduğunu öğrenmesiyle yola çıkan film, Ida’nın nazi işgali ve Holokost sırasında öldürülen ailesinin nasıl öldürüldüğünü ve nerede gömüldüklerini öğrenmek istemesiyle omurgasını oluşturuyor. Başta yeğenine soğuk davranan, ancak kaybettiği kızkardeşinin hatırası için Ida’nın bu isteğini yerine getirmek isteyen Wanda’nın yardımıyla geçmişin peşine düşen iki kadın, yol filmlerinin alıştığımız bir dargın bir barışık sürecini filmin karakteristik sakinliğiyle yaşıyorlar.

Konu olarak benzerleri defalarca çekilmiş Ida’nın en önemli özelliği olağanüstü görselliği ki, filmin iki görüntü yönetmeni Ryszard Lenczewski ve Lukasz Zal’ın çekimleri müthiş bir savaş sonrası atmosferi yaratıyor. Sabit çekimlerle elde edilmiş mükemmel görüntüler barındıran filmin bitimiyle beraber usta bir fotoğrafçının siyah beyaz fotoğraflardan oluşan sergisinden çıkmışlık duygusu yaşamak mümkün. Filmin her sahnesi bu etkileyici profesyonelliği yaşatırken, hikaye gereksiz yükselmelerden, duygu sömürülerinden, abartılı performanslardan uzak biçimde, nostaljik ve tedirgin bir huzurla akıyor. Savaş ve Holokost sonrası kayıplarının peşine düşen ve trajik geçmişle yüzleşmek zorunda kalan insanlardan çıkan malzemeler artık tüketilmeye yüz tuttuğu için Ida gibi yapımlar farklılıklarını sanatsal boyutlarda ifade etmek zorundalar. Pawel Pawlikowski de “sanat filmi” kavramının hakkını verir nitelikte bu bilinen öyküye 80 dakikalık mütevazi ama güçlü bir halka ekliyor.

Filmi sadece savaş sonrası geçmiş arayışı şeklinde sınırlandırmak haksızlık olur. Zira Ida, kendini Hıristiyan dinine adamış genç bir kızın Yahudi olduğunu öğrenmesiyle yaşadığı kimlik bunalımını esasen bir araç olarak kullanıyor. Manastırda normal hayattan ve dünyevi zevklerden mahrum kalmış Ida’nın, eski bir savcı olan teyzesinin de yardımıyla geçmişin peşine düştüğü kadar, bu kafa karışıklığının tetiklemesiyle kendi kişiliğinin, özünün, arzularının peşine düşmesinin de hikayesini izliyoruz. Pawlikowski tüm bunları hiç de öyle gözümüze sokarak yapmıyor. İnancını çok önceleri yitirmiş, görevinden ayrıldıktan sonra özgür bir yaşam biçimi benimsemiş Wanda teyzesinin sorgulayıcı tutumundan Ida’nın ne derece etkilendiğini bize fazla yansıtmıyor. Yolda otostop çekerken aldıkları genç ve yakışıklı müzisyen Lis sayesinde Ida’nın karşı cinse olan yaklaşımını bile sömürmeye çalışmayıp, hem Ida’nın, hem filminin sanatsal masumiyeti çerçevesinde ele alıyor.

Henüz ilk filminde Ida rolüyle bir performanstan ziyade masumiyet timsali kutsal bakire duruşunu başarıyla veren genç Agata Trzebuchowska, filmin merkezine çok yakışıyor. Onu tamamlayan teyze Wanda rolüyle Polonya sinema ve televizyonunun tecrübeli oyuncularından Agata Kulesza, Wanda’nın geçmişin acılarını taşımaktan bitkin düşüp umarsızca kendini içkiye, sigaraya, sekse vermiş ruh halini yansıtmakta çok başarılı. Keza, Ida sayesinde o kaçtığı geçmişe tekrar dönme ve oraya ulaşma aşamalarında geçirdiği dönüşümü aktarmada da öyle. Filmin yine kendi sakin üslubuyla tasarladığı ters köşe bir finali var ki, üzerine çok şey yazılıp çizilip söylenebilir. Fakat Pawlikowski, en iyisi bunların hepsini seyirciye bırakmak diye düşünmüş olacak ki, film boyunca hiç başvurmadığı üzere bunu sömürü haline getirmeden, olay çıkarmadan, sarkıtmadan, tıpkı yataktaki birini uyandırmadan sessizce kapıdan çıkar gibi yapmayı tercih ederek adeta başladığı şekilde bitiriyor filmini. Böylece sanatsal gücünü basit tercihlerle daha da yüceltip dengeyi çok iyi kuruyor. Ülkesinde olduğu kadar Amerika’da, Londra’da, Toronto’da da ödüller kazanmış Ida, 2013’ün gölgede kalmış iyilerinden biri.

Osman Danacı

odanac@gmail.com

 

PAYLAŞ
Önceki makale15. Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali Başlıyor
Sonraki makaleKaygı Filminin Yeni Teaser’ı Yayınlandı
İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu. Sinema, müzik ve edebiyat, ilgi alanı olmaktan öteye geçmiş, yaşam biçimi olmuş. Geçmişinde radyo programı, bir gazetenin Pazar ekinde albüm eleştirmenliği ve amatör fotoğrafçılık yapmışlığı var. Öğrenciyken Shakespeare, Wordsworth, Austen, Hardy, Lawrence okumanın, Virginia Woolf üzerine bitirme tezi vermenin, önüne gelen her albümü dinlemenin, özellikle 80'leri ve 90'ları türlü komikliği ve dramatikliğiyle yaşamanın sonucu doğan yazma ihtiyacını sinema ve müziğin bünyesinde anlamlandırmaya çalışıyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK