Don’t Look Back

Don’t Look Back

247
0
PAYLAŞ

Yönetmen Marina de Van ilk uzun metrajlı filmi olan Derimin Altında’da (Dans ma Peau, 2002) kullandığı dönüşüm temasını irdelemeye ikinci filminde de devam ediyor. Derimin Altında filmindeki Esther’in bacağındaki yara sayesinde keşfettiği acıya duyarsızlığı ve sonrasında bedeniyle olan ilişkisini sorgulama süreci, Dönüşüm’de Jeanne’ın kendi görüntüsünü kamerada görmesiyle başlıyor. Kamerada ve daha sonra fotoğraflarda gördüğü kendi sureti, Jeanne’ın bedeniyle zihni arasında bir çeşit iletişimsizliğin yaşanmasına sebep oluyor. Kameradaki ve fotoğraflardaki görüntüsü aracılığıyla kendisine dışarıdan bakarak kendisini gözlemleme durumu, film ilerledikçe Jeanne’ın bilinçaltına gizlediği anılarını da keşfetmek için çıkacağı yolculuğa ortam hazırlıyor. Aslında yönetmen iki filmde de bir değişim/dönüşüm sürecinden çok bir keşfediş serüvenine bizleri ortak ediyor. Bacağındaki yarayla birlikte bedeniyle ilgili yeni bir şey keşfeden ve neredeyse çocuksu bir dürtüyle bu keşfin peşinden giden Esther’den farklı olarak Jeanne değişiminin arkasında yatanları öğrenmek için bir yolculuğa çıkıyor. Derimin Altında’da keşfinin peşinden karşı konulmaz bir istekle giden ama yaşadığı dönüşümü anlamlandıramayan kadın karakter, Dönüşüm’de yerini keşfin cazibesinden sıyrılarak fiziksel dönüşümünün nedenlerini araştıran bir kadın karaktere bırakıyor. Bu noktada, yönetmenin iki filminin ana karakterinin kadın olmasına da kısaca değinmekte fayda var. Özellikle ilk filmindeki karakterin otobiyografik özellikler taşıdığını söyleyen yönetmen, filmleri aracılığıyla kendi bedeniyle olan ilişkisini de psikanalitik bir çerçevede sorgulama imkânı buluyor.

Marina de Van’ın filmlerinde dönüşüm teması, bedenin bir deformasyona uğrayarak yeni bir şekil alması üzerine kurulmuyor. Yönetmen, bedenle ruh ve zihin arasındaki iletişimsizliğin fark edilmesinden sonra bedenin yeniden keşfedilmesi üzerinde duruyor. Derimin Altında’da acıya karşı duyarsızlaşan ve bedenine yabancılaşan Esther, Dönüşüm’de de geçmişini unutarak, kendi suretine yabancılaşan Jeanne karakterleri bu açıdan bedenlerinin başka bir şekil almasından çok bedenleriyle olan kopukluğu araştırmakla ve bunun nedenlerini keşfetmekle ilgileniyor. Yönetmenin bedensel dönüşümü, bedenle ruh ve zihin arasındaki ilişkiyi sorgulamak için kullanması, günümüzde gittikçe popülerleşen ve bedensel dönüşümü konu alan benzeri anlatılardan uzaklaşmasını da sağlıyor.

Bireyin bedeniyle kurduğu ilişki ve teknolojiyle kendi bedenini bütünleştirme çabası günümüzde sıkça ele alınan temalardan biri. Shinya Tsukamoto’nun Tetsuo’su (1989) ve David Cronenberg’in Çarpışma’sı (Crash, 1996) bu konuda örnek gösterilebilir. Bu örnekler, insan bedeninin modern teknolojiyle yeniden şekillenerek farklı bir varoluş formuna dönüşmesinin hazzını ve kabusunu ortak bir paydada birleştirmeyi başarırlar. Örneğin Tetsuo’da post-endüstriyel toplumun yeni korku merkezlerinden biri olan fiziksel deformasyona bağlı değişim korkusu su yüzüne çıkar. Yavaş yavaş demir adama dönüşen karakterin yaşadığı fiziksel değişimi görsel ve işitsel öğelerle betimleyen yönetmen, bizleri de post-endüstriyel toplumda yaşayan bireylerin en büyük paranoyalarından biriyle karşı karşıya bırakır. Cronenberg’in Çarpışma’sındaysa yıkıcı bir şey olan araba kazası üretken bir eyleme dönüşür. Kaza sonrası değişen ve teknolojiyle birlikte adeta bir dönüşüme uğrayan beden, yeni bir yaşam formunun da habercisidir. Oysa Marina de Van’ın karakterlerinin motivasyonu, bahsi geçen filmlerden farklı olarak yeni bir yaşam formuna dönüşmek değil; aksine o ana dek farkına varamadıkları bedenle ruh ve zihin arasında gelişen ilişkiyi keşfetmektir.

Beden, Ruh ve Zihin İlişkisi

Bahsi geçen filmlerde bireyin teknolojiyle bedenini bütünleştirme çabası, bireyin teknolojiyle ilişkide bulunduğu alanlar üzerinden anlatılırken, Marina de Van’ın filmlerinde bireyin kendi bedeniyle kurduğu ilişki içseldir. Derimin Altında filmindeki Esther’in açıklamadan ziyade sınırları zorlamaya yönelik bir çabası vardır. Acıya duyarsız olduğunu fark ettikten sonra kendi bedeninin ne kadar değişebileceğini sorgular. Fiziksel değişiminin özünde yatan şey, bedeniyle olan iletişimsizliğidir. Dönüşüm filmindeki Jeanne karakteriyse, yaşadığı travmadan dolayı bilinçaltına gizlenen anılarını hatırlamaya çalışır. Unutulan anılar karakterin fiziksel görüntüsünün de değişmesine neden olur. Derimin Altında’dan farklı olarak tersine doğru bir keşif yolculuğu söz konusudur. Esther, bedeninin salt bir obje haline geldiğinin farkına varır ve onu deforme etmeye çalışır ama Jeanne zihniyle bedeni arasındaki uyumsuzluğun farkına varır ve yeniden bedeniyle uyum sağlamaya çalışır. Bunun altında yatan nedenleri yönetmen belli bir temele oturtur. Bedenle ruh ve zihin arasındaki iletişimsizliğin fark edilmesi, karakterlerin kendi gerçekliklerinden kopmasına neden olur. Bu kopuş, yönetmenin filmlerindeki gerilimin merkezini işaret eder. Esther’in kendine zarar vermesi de Jeanne’ın unuttuğu hatıralarını inatla hatırlamaya çalışması da bu gerilimden kaynaklanır. Karakterlerin bu çabaları, bir anlamda kendilerini varolmayan biri gibi görmelerinin yarattığı katlanılmaz bunalıma karşı gerçekliklerine geri dönmek için başvurdukları radikal bir eylemdir. Esther, bedeniyle ruhu arasındaki bağlantıyı yeniden kurabilmek için kendi bedenini keser ve hatta kestiği parçaları yemeye başlar. Jeanne ise bedeniyle zihni arasındaki ilişkiyi düzeltmek için kamera görüntüsü ve fotoğraflar aracılığıyla geçmişindeki anılarını hatırlayarak yeniden hafızası ve sureti arasındaki bir bütünlük kurmaya çalışır. İki karakterin de bedenleriyle yaşadıkları uyumsuzluk, bir yandan da bireyle kendi varlığının özü ve zihniyle bedeni arasındaki ilişkinin organik olup olmadığı sorusunu ortaya çıkarır. Yönetmenin iki filminde de görürüz ki, bazı travmatik olaylar sonucu kişinin hem öz olarak hem de zihinsel olarak bedeniyle ilişkisi kesintiye uğrayabilir. Bunun neticesinde de bedenin salt bir obje halini almasının olası sonuçları sorgulanır.

Esther’den Jeanne’a Dönüşüm Teması

Dönüşüm’deki Jeanne karakterinin çocukluk anılarını hatırlamak için çıktığı yolculuk ve yolculuk süresince kendisindeki değişimleri anlamlandırmaya yönelik çabası Marina de Van’ın dönüşüm temasını ilk filmine göre farklı bir zeminde ve farklı bir anlatım tekniğiyle ele almasına neden olur. Derimin Altında’da yaşanan değişim süreci Esther’in iç dünyasında gerçekleşir. Biz sadece onun fiziksel görünümündeki değişimi gözlemleriz. Fakat Dönüşüm’de Jeanne’ın yolculuğu boyunca yaşadığı her şeye bizler de ortak oluruz. Onunla birlikte bizler de aynı yolculuğa çıkarız. Özdeşleşmenin temel kodlarının kullanıldığı bu yapı, seyircinin de karakterlerin psikolojisine yakınlaşmasını sağlar ama aynı zamanda yönetmenin ilk filmindeki özgün anlatımının yerini klişe bir anlatıma bırakmasına sebep olur. Seyirci, karakterle yakınlaşarak yolculuğa ortak olurken, diğer yandan yaratılan tekinsiz atmosfer içinde kendine güvenli bir yer bulur. Çünkü Jeanne karakteri seyircinin rahatça özdeşleşebileceği bir karakterdir.

Yönetmenin ilk filminde gerilimin kaynağı seyircinin karakterle olan ilişkisinde saklıdır. Seyirci, Esther’in davranışlarına mantıklı bir açıklama getirmeye çalıştıkça aslında ona ne kadar yabancı olduğunu fark eder. Karakterin görünürde “normal” olduğunu gösteren işaretlerin aksine seyirci karakterin eylemlerine bir türlü mantıklı bir açıklama getiremez. Bu da seyircinin karaktere yabancılaşmasını sağlayarak karakterle o ana kadar kurduğu ilişkinin aslında hiç de umduğu gibi bir ilişki olmadığını ortaya koyar. Bu yabancılaşma ve karakterin davranışlarını mantıklı bir şekilde açıklayamama durumu seyircinin filmi diken üstünde izlemesine neden olur. Oysa Dönüşüm’de Jeanne’ın yaşadıklarına ortak olmak filmin ilk bir saatinde seyirciyi esrarengiz bir maceranın içine sürüklese de final itibariyle bu maceranın sonu seyircinin de rahat bir nefes almasını sağlar. Yönetmenin ilk filmini izlemiş olan seyirciler belki Dönüşüm’de de Derimin Altında’ya benzer şekilde yönetmenin sonlara doğru klişelerin altını oymasını ve bir kez daha seyirciyi çaresiz bırakmasını bekler. Ama yönetmenin ilk filminde yakaladığı özgün anlatımın ve seyirciyle arasında kurduğu gerilimli ilişkinin aksine, Dönüşüm bir uzlaşma ve kabullenmeyle son bulur. Belki de bu yüzden filmin ilk bir saatinde oluşan beklenti final itibariyle bir tatminsizliğe yol açar.

Bedeniyle olan iletişimsizliğin farkına varan ve bedeninin sınırlarını zorlayan Esther’den farklı olarak Dönüşüm’de Jeanne baştan beri dönüşümünün nedenini sorgulayarak bunu öğrenmeye çalışır. Esther bedeninin kendisine yabancı bir objeye dönüştüğünün farkına vardıktan sonra gerçeklik algısını yitirirken, Jeanne zihnindeki ipuçlarını birleştirmeyi başarır. Marina de Van’ın iki filmi arasındaki benzerlikleri düşündüğümüzde, bu anlamda Dönüşüm’de ilk filmindeki karakterin olgunlaşarak kendisini bir bilinmezliğe sürükleyen iletişimsizliği anlamlandırmanın peşine düştüğünü de söyleyebiliriz. Fakat bu noktada, Jeanne’ın seyirciyi de beraberinde sürüklediği yolculuğun fazlasıyla klişe olduğunu ve film boyunca yaratılan gerilimin havada kaldığını da belirtmek gerekir. İlk filmiyle hatırı sayılır bir başarı yakalayan Marina de Van, Dönüşüm’de ana akım sinemanın güvenlikli sularında yolculuğuna devam eder. Dönüşüm temasını ve bu temayı sorgulayan karakterini bir adım daha ileriye taşımasına rağmen, bu sefer karakterini klişe olmaktan kurtaramaz.

Barış Saydam

Bar_saydam@hotmail.com

Twitter

 

Not: Bu yazı daha önce Altyazı dergisinin 91. Sayısında (Ocak 2010) yayımlanmıştır.

PAYLAŞ
Önceki makaleThe Place
Sonraki makale2018’den 30 Avrupa Filmi
Avatar
1983, İstanbul doğumlu. 2006 yılında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Altyazı dergisinde sinema eleştirileri yazmaya başladı. 2008’de Avrupa Sineması isimli web sitesini kurdu. 2011 yılında Hayal Perdesi dergisinde web sitesi editörlüğüne başladı ve derginin yayın kurulunda görev aldı. TÜRVAK bünyesinde çıkartılan Cine Belge isimli derginin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. 2012’den beri Sinematek Derneği’nde Film Analizi dersi veriyor. 2013 yılından beri Türk Sineması Araştırmaları (TSA) projesinde koordinatör yardımcılığı ve içerik editörü olarak görev yapıyor. Ayrıca Giovanni Scognamillo’nun Gözüyle Yeşilçam(2011), Sinemada Tarih Yazımı (2015), Erol Ağakay: Yeşilçam’a Adanmış Bir Hayat (2015), Oyuncu, Yönetmen, Senarist, Yapımcı Yılmaz Güney (2015) ve Karanlıkta Işığı Yakalamak: Ahmet Uluçay Derlemesi (2016) isimli kitapları da bulunuyor. Başta Jean-Luc Godard olmak üzere Fransız Yeni Dalgası'nı, pek çok farklı sanat dalını filmlerinde ustalıkla kullanabilen yönetmenleri ve eleştirilerini sanattan ödün vermeden yapabilen filmleri seviyor. Istvan Szabo'nun sinemacılar dünyayı değiştiremez sözüne katılıyor; ama sinemanın insanı değiştirebileceğine inanıyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK