Ana sayfa 2010'lar 2019 The Endless Trench

The Endless Trench

1
0

Luiso Berdejo ve Jose Mari Goenaga’nın senaryosunu yazdığı, Aitor Arregi, Jon Garaño, Jose Mari Goenaga üçlüsünün yönettiği La trinchera infinita (The Endless Trench), İspanya’da diktatör Franco’nun iktidarda olduğu 1936 yılındaki İç Savaştan 1969’daki genel af dönemine uzanan sıradışı bir hikayeyi anlatıyor. Üç yıl süren iç savaşı kaybeden Cumhuriyetçi muhalifler üzerindeki baskı, şüphelendikleri isimleri ispiyonlayan komşuların yardımıyla askerler tarafından evlerinden alınıp tutuklanmalarıyla başlıyor. Tutuklananlar direnirse hemen orada infaz ediliyorlar. Aksi durumda ise ya idam ediliyor ya da ölene dek zindanlarda çürümeye bırakılıyorlar. Yeni evli Higinio da o muhaliflerden biri ve sabaha karşı onun evine de baskın yapılıyor. Ama karısı Rosa ile birlikte evin gizli bir bölümüne yaptıkları küçük sığınağa girerek askerlerden saklanmayı başaran Higinio, dağlara kaçarak kurtulacağını sandığı için sığınağından çıktıktan sonra ispiyoncu komşusu Gonzalo tarafından görülüp ihbar edilince askerlere yakalanıyor. Bir şekilde askerlerden kurtulunca, kaçmakla hayatta kalamayacağını anlayarak gizlice tekrar evine dönüyor. Böylece Higinio için on yıllara varacak bir evde saklanma dönemi başlıyor.

Bu çileli süreç boyunca başta Gonzalo olmak üzere ihbarcı komşularına karşı ümitsizce kocasını bekleyen kadın rolü oynamak zorunda kalan, geçimini terzilik yaparak sağlayan Rosa, bir yandan da etrafta şüphe çeken küçük detaylarla bile uğraşmak zorunda kalıyor. Kendilerine saklanma kuralları belirleyen Rosa ve Higinio’nun evlilikleri de bu olağanüstü durum nedeniyle sınav üstüne sınavdan geçiyor. Higinio’nun başına ödül konduğunun duyulmasıyla iyice istim üstünde olan Rosa’nın dramı bir süre sonra Higinio’nun önüne geçiyor. Zorluklara göğüs germek durumunda kalan yalnız (!) bir kadın olarak pek çok viraj onu bekliyor. Higinio’nun babasının evine taşınmaları, farklı bir saklanma bölümü tasarlamaları, Franco diktatörlüğünün hala savaş suçlusu saydığı kaçakların peşinde olması, savaşın bir türlü bitmemesi bu saklanma sürecini uzattıkça hayatı bir türlü yakalayamayan Higinio, onun yüzünden hayatını istediği gibi yaşayamayan Rosa ile benzer bir kaderi paylaşıyor. Biri içeride özgür ama tecrit hayatı yaşayan, diğeri dışarıda insanlara sürekli yalan söylemek zorunda kalan karı koca, normal bir hayat yaşayamamanın verdiği sıkıntıları yıllar boyu omuzlarında taşıyorlar.

Evin dışına, hatta saklandığı penceresiz küçük odanın dışına dahi çok fazla çıkamayan Higinio’nun psikolojisine ortak olabildiğimiz gibi, Rosa’yı onun yancısı konumunda kullanmayıp bu zor şartların bedellerini ona da fazlasıyla ödeten senaryonun bu durumun doğuracağı türlü dramatik gelişmelere de hazırlıklı hale geliyoruz. Özellikle Higinio’nun saklandığı yerden evin içinde yaşananları görüp, konuşulanları duyabilmesinin yarattığı gözetleme duygusunu çok iyi yansıttığı söylenebilir. Hamileliği yüzünden başka planlar yapıp öz oğlunu etrafa yeğeni olarak tanıtmak zorunda kalan Rosa ve büyüdükçe babasının bu pasif konumunu daha fazla sorgulamaya başlayan Jaime üzerinden, siyasi fikirlerin dile getirilmesinin doğuracağı bedelleri aile bireylerine ödetmeye değip değmeyeceğinin açmazına değinilmesi de oldukça önemli. Kendine olmadığı kadar ailesine de bir faydası olmayan Higinio’nun yıllara yayılan saklanma içgüdüsünü bir yaşam biçimi haline getirip bir eş ve baba olmayı öteleyişi de bu açmazların doğal sonucu olarak beliriyor. Ölen kardeşinin intikamı için Higinio’yu hedef alan Gonzalo’nun yarattığı tehditi de bunlara ekleyen film, psikolojik, dramatik, gerilimli yapılanmasının hakkını veren, kendini yenilemeye çalışarak akıcılığını korumaya çalışan bir görüntü çiziyor.

Antonio de la Torre ve Belén Cuesta’nın üstün performanslarına çok şey borçlu olan La trinchera infinita, tam 15 dalda aday olduğu İspanya’nın en prestijli ödülü olan Goya Ödüllerinden En İyi Kadın Oyuncu ve En İyi Ses ödülleriyle ayrıldı. Bir başka önemli festival olan San Sebastián Uluslararası Film Festivali’nden ise 6 önemli ödül aldı. Faşizmin hayatları nasıl etkilediğine, infaz ve işkence haricinde insanları ne kadar tuhaf ve zor durumlara soktuğuna dair gerçek olaylardan esinlenilmiş ilginç bir örnek olan La trinchera infinita, inanılması zor görünen bu “köstebek” insanların varlığına yönelik bir senaryoyu hayata geçirmeyi başarmış bir film. İzole bir hayat sürmenin bir garip huzurunu ve yakalanma korkusunun gerilimini iç içe geçirip sloganvari gereksiz politik argümanlara boğmayan, hatta o dönemde bile apolitik olmanın hayatın bir parçası olduğu gerçeğini yadsımayan film, her ne kadar yaklaşık 2.5 saatlik süresinin fazla olduğunu düşündürse ve son düzlükte uzayıp sarkar gibi olsa da, heyecanını, gerginliğini, sonlara doğru da hüznün kaybetmiyor. Üç yönetmenli bir film olduğunu da fazla hissettirmiyor.

 

Osman Danacı

odanac@gmail.com

Twitter

Önceki makaleRoute Irish
İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu. Sinema, müzik ve edebiyat, ilgi alanı olmaktan öteye geçmiş, yaşam biçimi olmuş. Geçmişinde radyo programı, bir gazetenin Pazar ekinde albüm eleştirmenliği ve amatör fotoğrafçılık yapmışlığı var. Öğrenciyken Shakespeare, Wordsworth, Austen, Hardy, Lawrence okumanın, Virginia Woolf üzerine bitirme tezi vermenin, önüne gelen her albümü dinlemenin, özellikle 80'leri ve 90'ları türlü komikliği ve dramatikliğiyle yaşamanın sonucu doğan yazma ihtiyacını sinema ve müziğin bünyesinde anlamlandırmaya çalışıyor.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here