Ana sayfa 2010'lar 2019 Fire Will Come

Fire Will Come

3
0

Todos vós sodes capitáns (2010) adlı ilk uzun metrajıyla Cannes Film Festivali Eleştirmenler Haftası FIPRESCI, ikinci filmi Mimosa (2016) ile aynı festivalde yine Eleştirmenler Haftası’nın büyük ödülünü kazanan 1982 Paris doğumlu oyuncu/senarist/yönetmen Oliver Laxe’in senaryosunu Santiago Fillol ile yazdığı üçüncü filmi O que arde (Fire Will Come), Cannes 2019 Un Certain Regard’da jüri ödülü almış bir dram. Cannes en bilinenleri olduğu için bir ölçü olsa da, Chicago, Munich, Stockholm, Goya, Gaudi, Thessaloniki gibi pek çok tanınmış festivalden de ödül ve adaylıkla dönmüş. Ama tüm bunlara rağmen karşımızda dev bir başyapıt durmuyor. O que arde gücünü mütevaziliğinden, pastoral zenginliğinden, belgesel dokulu minimal anlatımından alan bir eve/öze dönüş filmi. İlk iki yönetmenliğinde Fas coğrafyasının saklı lokasyonlarında gezinen Laxe, bu defa ebeveynlerinin doğduğu yer olan, çocukluğunun ve yetişkinliğinin büyük bölümünün geçtiği Galiçya kırsalında içsel bir yolculuğa çıkıyor. Gece karanlığında ağaçları devire devire ilerleyen bir buldozerin, önüne çıkan devasa ve eski bir okaliptüs ağacının önünde durması, bu sayede karanlık bir western gerginliğinde iki hasmın karşı karşıya gelmesi ilüzyonu ile ürpertici bir açılış yapan film, birkaç memurun Amador Coro adlı bir adamın dosyasını işleme koyarkenki konuşmalarıyla bir anda çehre değiştiriyor.

Lugo’daki ormanlık alanın neredeyse yarısını yok eden yangınlara sebep olmakla suçlanıp iki yıl hapis yattıktan sonra şartlı tahliye edilen Amador’u, altı torbalanmış gözleriyle otobüsün camından puslu manzaraları seyrederek eve dönüş yolunda görüyoruz. Fonda, vokalleri insanın içine mıhlanan Vivaldi’nin Cum Dederit’i çalan bu sahnedeki yoğunluktan bunun mutlu bir eve dönüş olmadığı gerçeği yüzümüze vuruluyor. Zaten Amador’un çok şey anlatan ve hiç değişmeyen yılgın yüz ifadesi, hayatında mutlu hiçbir şey olmadığını belli ediyor. Köyde üç ineği ve köpeği Luna ile beraber yaşayan 80’lerindeki annesi Benedicta’nın 2 yılın ardından oğlunu gördüğünde söylediği ilk şey “aç mısın” oluyor. Eve dönüşle birlikte Amador için normale dönüş süreci de başlıyor. Mutfak ocağının başında oturdukları ilk sabah, Amador için o 2 yılın nasıl geçtiğini öğrenmekten çok, ana-oğul arasındaki sessiz iletişimi ya da iletişim isteksizliğini hissetirmekle ilgileniyor Laxe. İnekleri otlatmak, tıkalı su kanalını açmak, kır huzuruyla özlem giderircesine çimler üzerinde uzanmak, Amador gibi o doğaya aşina bir adamın rutinine dönüşü de oluyor aynı zamanda. Ama bu huzur, içinde huzursuzluk taşıyan bir karakterle hep yan yana yürüyor. Amador’un gerçekten yangın çıkarıp çıkarmadığı, çıkardıysa bunu neden yaptığı gibi soruların cevapları, bu pastoral rutin içinde kendini hiç sivriltemiyor. Laxe, yeşil doğa, hayvanlar, kapalı hava ve yağmur lisanı konuşmak istiyor. Zira herhangi bir cevap arayışında değil. En azından onun için bu cevaplar öncelikli değil.

Açılıştaki okaliptüs simgeselliği kadar olmasa da, Galiçya’nın bu küçük dağ köyüne ait diğer doğal varlıkların da insanlar gibi kendi hayatlarına devam ettikleri gerçeği bir belgesel kıvamında görünürleşiyor. Benedicta’yı sağanak yağmurdan koruyan boş ağaç gövdesi ya da her sabah süt veren inekler, doğal ritmi aksatmayan onurlu bir bilinçle kendi varlıklarını sürdürüyorlar. Doğal yaşamın bir parçası olan hayvanların filme sirayeti, Benedicta’nın Parda, Careta ve Cachorra adını verdiği üç inekle sınırlı değil. Sadık köpek Luna, yangın tehdidi altındaki bir evin mutfağına sığınmış bir keçi, yangından sağ kurtulmuş ama kimsesiz kalmış bir at bu melankoliyle karışık trajediye ortak oluyorlar. Öte yandan Amador, Benedicta, veteriner Elena, ailesinin taş çiftlik evini turistler için bir han haline getirmeye çalışan Inazio gibi karakterler de yaşadıkları coğrafyaya tutunmanın gayretindeler. Fakat merkezde bulunan Amador’un kendini kapatmışlığından güçlü bir muğlaklık sağlayan Laxe, onun bu arınma sürecinde yaşadıkları veya söylediklerinden çıkarılacak ince detayları ekmek kırıntıları misali bir yerlere bırakıyor. Elena ile arabada yaptıkları kısa sohbet (ki radyoda Leonard Cohen’in unutulmaz Suzanne’i çalıyor), köydeki bir cenaze töreninde birinin “Amador, ateşin var mı” iğnelemesi, annesine okaliptüs ağacı hakkında söyledikleri, Inazio ve arkadaşlarının ona acıyan tavırları, bu sessiz sakin ton içinde onun kederli ve belirsiz yanını inşa eder nitelikte ayrıntılar haline geliyor.

Amador’un hapisten eve dönmesiyle ateşin geri dönüp dönmeme ihtimalini, seyircinin yüreğine düşüreceği ateşle bir tutmayı başaran Laxe, bir an bile Amador’a konduramadığımız “kundakçı” yaftasının bilinmezliğini de aynı yüreğin etrafına bir duvar gibi örüyor. 2 yıl önce ne oldu, neden oldu, bunları finaldeki duygu patlaması bile tam anlamıyla ele vermiyor. Laxe, ortada bir senaryo dahi olduğunu düşündürmeyen filmini “coğrafya kaderdir” özeti etrafında dolanarak, o coğrafyanın basit dinamiklerine sirayet etmiş sonsuz huzuru ve kederi güçlü bir “kır sıkıntısı” atmosferinde filme alıyor. Kimi zaman Nuri Bilge Ceylan ustalığında, kimi zaman doğal akışın spontane bir gözlemcisi olarak kasten düzensiz ama her sahnesiyle derin bir sessizliği anlamlandırabilmiş yönetmenliğini şiirleştiriyor. Gerçek yangın görüntüleri çekebilmek için bir sezon beklemesi, o yangının er ya da geç çıkacağı gerçeğini kabullenmişlik de içeriyor. O acı gerçeğe istinaden çektiği O que arde, çatıya vuran yağmur damlalarının sesinin loş bir köy odasında yarattığı dinginlik kadar, hatalarından geri dönemeyecek bir insanın yüzüne harita gibi işlenmiş hüznü kadar basit bir film. Zaten öze dönüşün kodları da her zaman o dinginlikte ve hüzünde saklı.

 

Osman Danacı

odanac@gmail.com

Twitter

Önceki makaleAnd Breathe Normally
İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu. Sinema, müzik ve edebiyat, ilgi alanı olmaktan öteye geçmiş, yaşam biçimi olmuş. Geçmişinde radyo programı, bir gazetenin Pazar ekinde albüm eleştirmenliği ve amatör fotoğrafçılık yapmışlığı var. Öğrenciyken Shakespeare, Wordsworth, Austen, Hardy, Lawrence okumanın, Virginia Woolf üzerine bitirme tezi vermenin, önüne gelen her albümü dinlemenin, özellikle 80'leri ve 90'ları türlü komikliği ve dramatikliğiyle yaşamanın sonucu doğan yazma ihtiyacını sinema ve müziğin bünyesinde anlamlandırmaya çalışıyor.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here