Ana sayfa 2010'lar 2010 Periferic

Periferic

3
0

4 luni, 3 saptamâni si 2 zile, Dupa dealuri, Bacalaureat gibi filmleriyle festivallerin tozunu atmış Romen yönetmen Cristian Mungiu’nun Ioana Uricaru ile birlikte hikayesini, Bogdan George Apetri’nin de bu hikayeden Tudor Voican ile birlikte senaryosunu yazdığı, Apetri’nin yönettiği Periferic, 24 saatlik geçici tahliye izni verilen hapisteki Matilda’nın o bir gününü izlediğimiz bir dram. Sırasıyla “Andrei”, “Paul” ve “Toma” adlı üç bölümden oluşan film, Matilda’nın dışarıda geçireceği o bir günün planını yansıtıyor. 24 saatin sonunda hapishaneye tekrar dönmeye niyeti olmayan, içerideyken ülke dışına kaçma planlarını çoktan yapmış olan Matilda, ilk olarak kendisine yardımcı olup olmayacağını bilmediği ağabeyi Andrei’yi, hapisten önce yaptıkları bir işten kalan borcunu almak üzere eski sevgilisi ve çocuğunun babası Paul’ü, son olarak da Paul’ün bir yetimhaneye bıraktığı oğlu Toma’yı ziyaret edecektir. Amacı Toma’yı da yetimhaneden alarak ülke dışına kaçmaktır. Ama zamana karşı bir mücadele içine giren Matilda için işler umduğu gibi gitmez. Aralarında Amerika’dan ve dünyanın çeşitli yerlerinden pek çok örneğin de yer aldığı filmlerde yapımcılar arasında yer alan Bogdan George Apetri’nin bu ilk uzun metrajı, Mungiu’nun da yazım tecrübesiyle sürükleyici, gergin ve umutsuz bir atmosferi hayata geçirmekte hiç zorlanmıyor.

Özellikle 4 luni, 3 saptamâni si 2 zile ve Dupa dealuri filmlerinde kadın odaklı güçlü hikayeler işlemiş Cristian Mungiu, bu kez işlemesi için o hikayelerden birini Bogdan George Apetri’ye vermiş. Tabii onunla birlikte Ioana Uricaru da bu hikayede pay sahibi. Zaten bu ekip içindeki tek kadın da Uricaru. Apetri ise bir buçuk saat içerisinde o hikayenin kenarlarını, köşelerini, cümleler arasına sıkıştırılmış şekliyle göremediğimiz geçmişini çiğ ama yormayan bir sinema diliyle çekmiş. Matilda’nın önce ağabeyi Andrei’yi ziyaret ettiği bölümde (ki aynı zamanda annesinin defnedileceği gün) aralarında geçen diyaloglardan yavaş yavaş neden hapse düştüğü ve ailenin istenmeyen evladı olduğu anlaşılmaya başlıyor. Bu diyaloglara tam bir Matilda düşmanı olan yengesi Lavinia’nın da dahil olması, seyirciyi Matilda aleyhine çevirme olasılığını güçlendiriyor. Yine de tam olarak detaylara hakim olmamız istenmiyor. Bir yanıyla kardeşinin bu durumundan üzüntü duyan ve yardım etme niyetinde olan Andrei’nin tercihi, Matilda’nın ilk yıkımı oluyor. Arabadaki ve cenaze evindeki diyalog sahneleri, doğallığın sağladığı saf bir gerilimi de beraberinde getiren nitelikte. Aslında bu diyalog becerisinin Romanya Yeni Dalgası’nın en önemli özelliklerinden biri olduğu söylenebilir.

Matilda’nın hapse girmesine neden olan, çocuğunun babası Paul’ü ziyareti de hem yaptıkları işten kalan payını, hem de oğlu Toma’yı yanına almak. Bu bölümde zeki senaristlerin başvurduğu bir yöntem olarak, filme dahil edilen bir yan karakter vasıtasıyla inandırıcılıktan uzak açıklayıcı cümlelerin bertaraf edilmesi söz konusu. O karakter, Paul’ün ilişkide olduğu mafyaya pazarlamak için kendine aşık ettiği genç Selena. Bir zamanlar kendi başına gelen ve hapishanede sonlanan olaylar dizisinin başında bu kez Selena’nın olduğunu gören ve onu uyarmaya çalışan Matilda, bu bölümde başrolün karakter olarak nasıl geliştirilebileceğine dair önemli de bir örnek sunuyor. Bu bölümü de dramatik olduğu kadar, bir yanıyla suç filmi oluşunun hakkını da vererek bitiren film, son bölüm olan “Toma”ya geçiyor. Bir annenin hiç görmediği oğluyla yüzleşeceği bu bölüm hakkında fazla detay vermeden, çok güçlü bir final olduğunu söylemekle yetinelim. Üç bölüme adını veren bu üç erkek, Matilda’nın zamanında yaptığı hataların bedelini ödeyeceği üç sembolik figür anlamına geliyor. Tabii o hatalardan ders almış fakat izin süresini kaçmak için kullanacağı için hayatında yeni bir hata sayfası açmak üzere olan Matilda için pişmanlığın, telafinin, umudun da pek bir anlamı kalmıyor. Periferic, önemli sac ayaklarından biri olan güçlü feminist tonları yanında, bu bir kadın veya erkek olmaktan ziyade, bir birey olarak hatalar zincirindeki yerini istikrarla koruyanlar için parlak bir gelecek olmadığının acı gerçekliğine yaslanan bir film. Matilda rolüyle Romanya Film Yapımcıları Birliği, Varşova, Locarno ve Thessaloniki festivallerinden En İyi Kadın Oyuncu Ödülü alan Ana Ularu’nun performansıyla gücüne güç katan Periferic, pek fazla ses getirmese de Romanya sinemasının mütevazi olduğu kadar önemli yapımlarından biri.

 

Osman Danacı

odanac@gmail.com

Twitter

 

Önceki makale39. İstanbul Film Festivali Ulusal Yarışma Değerlendirmesi
Sonraki makaleDeux
İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu. Sinema, müzik ve edebiyat, ilgi alanı olmaktan öteye geçmiş, yaşam biçimi olmuş. Geçmişinde radyo programı, bir gazetenin Pazar ekinde albüm eleştirmenliği ve amatör fotoğrafçılık yapmışlığı var. Öğrenciyken Shakespeare, Wordsworth, Austen, Hardy, Lawrence okumanın, Virginia Woolf üzerine bitirme tezi vermenin, önüne gelen her albümü dinlemenin, özellikle 80'leri ve 90'ları türlü komikliği ve dramatikliğiyle yaşamanın sonucu doğan yazma ihtiyacını sinema ve müziğin bünyesinde anlamlandırmaya çalışıyor.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here