Grand Central

Grand Central

1008
0
PAYLAŞ


Not: Bu yazı spoiler içermektedir.
2010 yapımı Belle Epine ile sinemaseverleri selamlayan Rebecca Zlatowski’nin ikinci uzun metraj filmi Grand Central Cannes’dan sonra Türkiye’de de 33. İstanbul Film Festivali’nde gösterildi. Yönetmenin ilk filmi Belle Epine‘nin oyuncu kadrosunda yer alan, Fransa’nın umut vadeden yeni sinema yüzü Lea Seydoux’u tekrar görüyoruz. Başrolü paylaştığı diğer isim ise Un prophète filmi ile tanınan Tahar Rahim. Ülke sınırlarını aşan şöhretlerinin yanı sıra büyük yapımlarda oynamaları beklenen iki genç oyuncuyla çalışması büyük bir şans. Öyle ki bu iki isim sayesinde film daha dikkat çekici olmuş.
Film nükleer santralde riskli bir bakım işine başlayan Gary’nin buradaki iş arkadaşının nişanlısı Karole ile olan yasak aşkı üzerine kurulur. Para kazanmak için belki en tehlike yolardan birini seçen Gary sağlığını tehlikeye atarak yeni işine başlar. Radyasyon tehlikesi ile karşı karşıya olmasına rağmen çalışmaktan başka çaresi yoktur. Filmde yer yer radyasyon korkusu ve santraldeki önlemlerden bahsedilir. Ayrıca siren sesinden radyasyon testine kadar birçok bilgi verilir. Açıkçası nükleer santral hakkında tüm ayrıntılara yer verilir. İnsan sağlığının tehlikeye atıldığı bu santral, insan hayatını nasıl sömürüldüğünün bir örneğidir. Karole nişanlısı ile beraber santralde çalışan güzel bir kızdır. Masum yakınlaşmaları sonrasında onu ölümcül bir ilişkinin eşiğine kadar götürecektir. Radyasyona maruz kalan Gary direnerek hastalığını gizler ve santralden ayrılmamaya karar verir ta ki Karole evlenene kadar.
Yasak aşk bile olsa içinde aşk varsa beraberinde muhakkak yıkım getirir. Filmde radyasyona en çok maruz kalan, bu durumu saklayıp işine devam eden Gary’den çok zarar gören kuşkusuz Karole’dir. Birlikte mutlu olup olmadığını kendinin bile bilmediği, nişanlısıyla aynı işte aynı monoton hayatı yaşayan Karole arada kalmakla beraber bazı yaşanmışlıklardan dolayı evlenmek zorunda kalan çaresiz güzel bir işçidir. Gary’nin kaybedecek bir şeyinin olmaması ve tek dayanağının Karole olması yasak aşkı daha tehlike biçime sokar.
Yönetmenlik kariyerinden çok senaristliğini üstlendiği yapımlarda yer alan genç yönetmen Rebecca Zlatowski maalesef beklenenin altında kalarak klasik bir olay örgüsü ile konunun dışına çıkamamış. Başından sonuna kadar aynı monotonlukla devam eden film çok sade ve soğuk kalmış. O kadar soğuk ki izleyeni bir türlü filmin içine sürükleyemiyor. Yasak aşk, radyasyon ve kaçamak buluşmalar üçgeninde filmin sığındığı başka bir nokta yok. Senaryo olarak zayıf kalan Grand Central’in tek izlenebilirliğini sağlayan iki başrol oyuncusu. Nükleer santrallerin işleyişi ve riskini gözler önüne seren filmde aşk konusu biraz yavan ve eksik kalmış. Yasak aşkın simgesi kırmızı elma, yönetmenin kullandığı bir gönderme olup dikkat çekiyor. Açıkçası böylesi umut taşıyan bir yönetmenin son filmi aceleyle çekilen, festivale yetiştirilmeye çalışılan bir film olarak hafızalarda kalabilir.
Filmin en büyük artısı Lea Seydoux, oyunculuğu ve canlandırdığı karakter ile kendine hayran bırakıyor. Hemen hemen iki başrol oyuncu dışında oyunculuk adına dikkat çekici bir isim yer almamakta. Senaryo konusunda eksikliğini ve yarım kalan havasıyla Grand Central, Lea Seydoux ve Tahar Rahim hayranlarının şans vereceği, orta karar bir aşk filmi. Fazla beklentiye girmeden izlenilebilecek, aşkı farklı bir yerde farklı şekilde yorumlayan bir Fransız filmi denenebilir.
Eren Şimşek
erensim189@hotmail.com

PAYLAŞ
Önceki makaleYabancı Dilde En İyi Film Oscar Adayları Belli Oldu
Sonraki makaleYadigar Ejder Kitabı Çıktı
Sinemaya gönül veren bir grup sinefilin kurduğu Avrupa Sineması internet sitesi, Avrupa sinemasını daha geniş kitlelere tanıtmak ve bu filmlerle ilgili ufak da olsa bir tartışma ortamı yaratmak amacıyla kuruldu. Sitenin kuruluş amaçlarından biri de; tür sinemasını da yadsımadan, sinemanın sadece bir eğlence aracı olmadığının vurgusunu yapmak. Metin Erksan’dan bir alıntı yapacak olursak; bilimlerin ve sanatların varoluşlarının sınırları, geçmişin derinlikleri içindedir… Sinema bilim; sinema sanatı ve sinema bilimi kapsamında; sanatsal düşüncenin ve uygulamanın, sinemasal düşüncenin ve uygulamanın, yaratısal düşüncenin ve uygulamanın, görüntüsel düşüncenin ve uygulamanın, çekimsel düşüncenin ve uygulamanın, oluşumunu, gelişimini, dönüşümünü saptar ve oluşturur. Bu nedenle bizler de günümüzde çekilen filmler dışında, geçmişin derinliklerine doğru bir yolculuk yaparak; bu sanatı etkileyen filmleri ve yönetmenleri de tanıtmaya, eleştirmeye ve onların sinemayı nasıl algıladıklarını kavramaya gayret ediyoruz. Bir yandan da sinemanın diğer sanatlarla olan ilişkisini, filmler bağlamında tartışarak; sinemanın diğer sanatlardan ayrı düşünülemeyeceğini savunuyoruz. Bu amaçlarla, birbirinden farklı coğrafyalarda, farklı zamanlarda çekilmiş ve birbirinden farklı türlerde pek çok film eleştirisine yer vermeye çalışıyoruz. Sinemayı bir kültür olarak gören herkesin katılımına da açığız. Arzu edenler mail adresinden bizlere ulaşabilir, yazılarını paylaşabilir ve filmlerle ilgili görüşlerini iletebilir.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK