Hazan Mevsimi

Hazan Mevsimi

366
0
PAYLAŞ

Hayat bir panayır,
kimilerine göre eğlence
kimilerine göre keder

Hazan Mevsimi çok basit, çok sıradan ve çok bizden bir hikaye… İnsanın çocukluk anılarına dokunan, insanın iç dekorunu sallayan, unutulmuş pek çok değere kucak açan ve bunları yaparken de haddini bilen ve bildiğinin de altını çizen, hayatın içinden bir öykü. Küçük kasabalarda kurulan panayırlarla ilgili, insanlara peşkeş çekilen büyümüşte küçülmüş kadınlarla ilgili, anılara yolculukla ilgili, insan olmakla ilgili… Filmin başında Cemal, ben daha önce hiç panayır görmedim ki derken; bizler de çabucak Cemal‘le özdeşleşiveriyoruz. Cemal bir anlamda, bu topraklarda yaşayan insanların da kolektif bilincinin bir üretimi oluveriyor. Unutulmuş pek çok değerin toplandığı Cemal ile Türkiye’nin geçirmekte olduğu değişim düşünüldüğünde, Türkiye’nin “gerici” yüzünün bir mağduru olan Nurşen‘in yakınlaşma çabaları ise; aynı panayırların ayakta durma çabası kadar kırılgan ve ümitsiz oluyor. Ama bu hassas ve çıtkırıldım ilişki üzerinden, yönetmen o kadar çok şey anlatmayı başarıyor ki… Panayır metaforunun altına gizlenmiş insan, film ilerledikçe baskın olmaya başlıyor. İnsanı, yaşadığı toplumla, sosyal çevre ile birlikte anlamlandıran ve onu doğadan ayırmayan Hazan Mevsimi; panayırlar gibi unutulmaya yüz tutmuş insanların da öyküsü aynı zamanda. Sıradan hayatlarında ufacık kaçışlar arayan, ama hiçbir şeyi değiştiremeyen ve kendisini umursamadan dönmeyi sürdüren dünyaya bir türlü ayak uyduramayan “kırık” insanların hikayesi. Yeni bir hazan mevsimi yaklaşırken, aslında hiç değişmeyen hazan mevsimlerinin de bir izdüşümü gibi. Sonbaharın kendine özgü o donuk ve koyu renkleriyle etrafları kuşatılmış, patronları tarafından yaşamları sınırlandırılmış bir grup insanın yaşama tutunma çabası belki de… Her şeyin kökeninde aslında bu yok mu? Yaşama bir şekilde tutunmak… Kendini tanımak, çevreyi anlamlandırmak, içsel yolculuğa koyulmak ve diğer ıvır zıvırlar… Hazan Mevsimi hepsini içine alan, ama bunların altını çizmeyen, bunların birer erdemmiş gibi gösterilmeden de anlatılabileceğini ispat eden küçük ama anlamı büyük bir film. İzlerken sevmekten ve bağlanmaktan kendimi alıkoyamadım, ama izledikten sonrada her ayrılık acısı gibi Hazan Mevsimi‘nin acısı da içime oturdu doğrusu.

Barış Saydam
bar_saydam@hotmail.com

PAYLAŞ
Önceki makaleHasan Hüseyin Akkaş
Sonraki makaleUzak İhtimal
Sinemaya gönül veren bir grup sinefilin kurduğu Avrupa Sineması internet sitesi, Avrupa sinemasını daha geniş kitlelere tanıtmak ve bu filmlerle ilgili ufak da olsa bir tartışma ortamı yaratmak amacıyla kuruldu. Sitenin kuruluş amaçlarından biri de; tür sinemasını da yadsımadan, sinemanın sadece bir eğlence aracı olmadığının vurgusunu yapmak. Metin Erksan’dan bir alıntı yapacak olursak; bilimlerin ve sanatların varoluşlarının sınırları, geçmişin derinlikleri içindedir… Sinema bilim; sinema sanatı ve sinema bilimi kapsamında; sanatsal düşüncenin ve uygulamanın, sinemasal düşüncenin ve uygulamanın, yaratısal düşüncenin ve uygulamanın, görüntüsel düşüncenin ve uygulamanın, çekimsel düşüncenin ve uygulamanın, oluşumunu, gelişimini, dönüşümünü saptar ve oluşturur. Bu nedenle bizler de günümüzde çekilen filmler dışında, geçmişin derinliklerine doğru bir yolculuk yaparak; bu sanatı etkileyen filmleri ve yönetmenleri de tanıtmaya, eleştirmeye ve onların sinemayı nasıl algıladıklarını kavramaya gayret ediyoruz. Bir yandan da sinemanın diğer sanatlarla olan ilişkisini, filmler bağlamında tartışarak; sinemanın diğer sanatlardan ayrı düşünülemeyeceğini savunuyoruz. Bu amaçlarla, birbirinden farklı coğrafyalarda, farklı zamanlarda çekilmiş ve birbirinden farklı türlerde pek çok film eleştirisine yer vermeye çalışıyoruz. Sinemayı bir kültür olarak gören herkesin katılımına da açığız. Arzu edenler mail adresinden bizlere ulaşabilir, yazılarını paylaşabilir ve filmlerle ilgili görüşlerini iletebilir.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK