Das Grosse Museum

Das Grosse Museum

224
0
PAYLAŞ

Das Grosse Museum veya Anglofon diyarlardaki ismiyle The Great Museum, 1960 doğumlu Avusturyalı belgesel yönetmeni ve prodüktörü Johannes Holzhausen’in ilk uzun metraj deneyimi. Film, 1891 yılından bu yana sanatseverlere hizmet veren Viyana Sanat Tarihi Müzesi’ni sahne, müzenin çalışanlarını oyuncular olarak alıyor. Bu yaşlı ve yorgun binanın bazı bölümlerinin yeniden yapılanmasını amaç edinen tadilat ekseninde dev bir sanat mabedinin girmesi zor kulislerinde seyirciyi 94 dakika boyunca en şık ve aristokrat şekilde ağırlıyor.

Buz Dağının Görünen Kısmı

Müze deyince insanların aklına sergilenen eserler haricinde pek az şey gelir. Bir müze çoğumuz için, kabaca düşünmek gerekirse kapıda bekleyen güvenlik görevlisi, gişe, iç güvenlikten sorumlu bekçiler ve çıkışa yakın kurulmuş hediyelik eşya satan dükkandır çoğu zaman. Yönetmen bunun böyle olmadığının kanıtı peşinde bizlere buz dağının görünmeyen kısmında neler olup bittiğini anlatmaya uğraşıyor ve başarıyor. Kunstkammer (sanat odası) adı verilen odaların tadilatı için, işçiler yapıda yerlerini almış durumda direktifleri bekliyorlar. Tüm eserler itinayla konunun ehli nakliyat şirketlerinin elemanları tarafından sökülüp depolanmış konumda. Uzmanlar tarihi dokuya yapılacak olan müdahalenin üzerinde kafa yoruyor. Bu esnada onarım sonrası tekrardan meraklısına ulaşabilmesi için bakım gerektiren eserler, binanın diğer katlarında en ufak zarardan sakınılarak aşırı bir titizlikle elden geçiriliyor. Müzenin müdiresi yeni koleksiyonların bakımı ve tüm diğer masraflar için devlet yetkilileri ile bütçe pazarlığında terleyedursun, kurumda üst düzey yetkili kişilere nazaran daha küçük işler yapan çalışanlar, kendilerine yeterli ilginin gösterilmemesinden şikayetçi bir şekilde hararetle tartışıyorlar. Müzenin çok yakında emekli olması beklenen yaşını almış yöneticisi ise son günlerini kuşları besleyerek ve bol bol okuyarak geçiriyor.

Dışarıdan bakıldığında mimarı ihtişamı, içerden izlendiğinde ise barındırdığı değerli eserleriyle büyüleyen bu sakin ve etkileyici yapının kalbinde bitmek tükenmek bilmeyen hareketlilikte bir mikrokozmos mevcut. Sanat tarihçileri, güvenlik görevlileri, hanedan üyeleri, muhasebeciler ve yatırıcımcılar, müzayedeciler ve açık artırmada gözlerini kırpmadan para saçan trilyonerler… Statü ve hiyerarşi… Mecburiyetler ve iş teslim tarihleri… Sıradan güvenlikçiler ve altın broşlarını yakalarına takmadan sokağa çıkmayan üst sınıf sanatseverler. Ve tabii ki de ülke sınırlarında meydana gelen her olumlu olaydan kendine pay çıkartan politikacılar-devlet başkanları…

Büyük Müze, dış ses/anlatım ve müzik kullanmadan kendini kadrajın ve renklerin gücüne yaslayan, belgeselcilikte doğru anın yakalanmasının önemine inanan bir film. Tadilatın başlangıcı ve açılış arasındaki zamanı hesapladığımızda çekimlerin oldukça uzun sürdüğünü anlıyoruz ki, müze çalışanlarının etrafta gezinen HD kameraları yok sayarak günlük hayatlarını sürdürmeleri muhtemelen zamanla duruma alışmalarına bağlı. Holzhausen içinde bulunduğu ortamı iyi incelemiş olacak ki, klasik dönem ressamlarının vazgeçilmez simetri takıntısını filminde yer verdiği haşmetli kadrajlarla yansıtıyor ve sıkça tek noktadan perspektife yükleniyor. Çekim öncesi yaptığı planda seçtiği konunun kendisi istemese de çok sıkıcı bir film üretebileceği bilinci yönetmeni aynı şahıslar üzerinde çok uzun süre durmaktan men etmiş. Muhtemelen saatler saati süren ham görüntüler arasından seyirciyi esnetmeyen çok iyi bir ritim ve akışa ulaşmış. Filmin sonlarına doğru emekli olan, uzun yıllar müzeye hizmet vermiş eski yöneticinin dosyasının arşivlenme görüntüsü, içinde bir saati aşkın bir süredir gezdiğimiz mekanda süregelen yaşam dairesinin altını çizer cinsten. Viyana Sanat Müzesi dış cephesi ve kalıcı koleksiyonu hariç her şeyin gelir-geçer olduğu, bol ziyaretçisi olan bir köy. Vaktiniz varsa ve belgesel seviyorsanız, bu köye bir buçuk saatliğine siz de uğrayın.

Walerian de Justıne

wdejustıne@gmail.com

 

PAYLAŞ
Önceki makaleHungry Hearts
Sonraki makaleKurban

Sinemaya gönül veren bir grup sinefilin kurduğu Avrupa Sineması internet sitesi, Avrupa sinemasını daha geniş kitlelere tanıtmak ve bu filmlerle ilgili ufak da olsa bir tartışma ortamı yaratmak amacıyla kuruldu. Sitenin kuruluş amaçlarından biri de; tür sinemasını da yadsımadan, sinemanın sadece bir eğlence aracı olmadığının vurgusunu yapmak. Metin Erksan’dan bir alıntı yapacak olursak; bilimlerin ve sanatların varoluşlarının sınırları, geçmişin derinlikleri içindedir… Sinema bilim; sinema sanatı ve sinema bilimi kapsamında; sanatsal düşüncenin ve uygulamanın, sinemasal düşüncenin ve uygulamanın, yaratısal düşüncenin ve uygulamanın, görüntüsel düşüncenin ve uygulamanın, çekimsel düşüncenin ve uygulamanın, oluşumunu, gelişimini, dönüşümünü saptar ve oluşturur. Bu nedenle bizler de günümüzde çekilen filmler dışında, geçmişin derinliklerine doğru bir yolculuk yaparak; bu sanatı etkileyen filmleri ve yönetmenleri de tanıtmaya, eleştirmeye ve onların sinemayı nasıl algıladıklarını kavramaya gayret ediyoruz. Bir yandan da sinemanın diğer sanatlarla olan ilişkisini, filmler bağlamında tartışarak; sinemanın diğer sanatlardan ayrı düşünülemeyeceğini savunuyoruz. Bu amaçlarla, birbirinden farklı coğrafyalarda, farklı zamanlarda çekilmiş ve birbirinden farklı türlerde pek çok film eleştirisine yer vermeye çalışıyoruz. Sinemayı bir kültür olarak gören herkesin katılımına da açığız. Arzu edenler mail adresinden bizlere ulaşabilir, yazılarını paylaşabilir ve filmlerle ilgili görüşlerini iletebilir.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK