Paris Nous Appartient

Paris Nous Appartient

585
0
PAYLAŞ

paris belongs to us

Jacques Rivette’in 1957 ile 1960 arasında çektiği ilk uzun metraj filmi bir grup entelektüelin sanatsal özgürlük ve siyasi-ekonomik baskı arasında sıkışmışlığını anlatıyor. Truffaut’nun finansman sağladığı filmde, Paris’te bohem bir hayat yaşayan ve kendilerini sürgün edilmiş hisseden tiyatro yönetmeni Gerard, edebiyat öğrencisi Anne ve Amerika’daki McCarthy rejiminden kaçan Philip Kaufman ana karakterleri oluşturuyorlar.

Gerard, Shakespeare’in Pericles oyununu sahneye koymaya çalışırken birçok sıkıntı yaşıyor. Arkadaş grubundan İspanyol gitarist Juan’ın intiharı herkesin paranoyak düşüncelere kapılmasına yol açıyor. Juan gerçekten intihar mı etti yoksa öldürüldü mü? Karakterler yaşadıkları dünyadaki güç sistemlerinin doğasını anlamaya çalışırken “organizasyon” adıyla anılan yapının her şeyi ele geçireceği ve yok edeceği korkusu var. Ekonomist De Georges karakteri “suç ve diktatörlük karteli” olarak anılan organizasyonu mu temsil ediyor? Bu sorular cevaplanmadan kalırken, film, daha da karanlık sulara doğru ilerliyor. Franco güçleri tarafından öldürülen Lorca’ya benzetilen Juan’ın ölümünden faşist bir ideoloji olan Falanjist’lerin sorumlu olduğunu öğreniyoruz. Asıl öğretisinde anti-kapitalist, anti-liberal ve anti-demokratik olan Falanjizm, İspanya’da General Franco diktatörlüğünde kapitalist bir nitelik kazanmıştı. Hukuk ve düzeni en yüce değerler arasında sayan bu ideolojinin filmdeki “organizasyon” ile ilişkisi konusunda daha fazla bilgi edinemiyoruz ne yazık ki. Sanatsal özgürlük ve bağımsızlık konusunda karanlık bir tablo çizen film, kısıtlayıcı ve yok edici güçlerin daimi varlığının göstergesi denebilir.

Umut Hanioğlu

umutable@gmail.com

PAYLAŞ
Önceki makaleKurban
Sonraki makale35. İstanbul Film Festivali Önerileri
Sinemaya gönül veren bir grup sinefilin kurduğu Avrupa Sineması internet sitesi, Avrupa sinemasını daha geniş kitlelere tanıtmak ve bu filmlerle ilgili ufak da olsa bir tartışma ortamı yaratmak amacıyla kuruldu. Sitenin kuruluş amaçlarından biri de; tür sinemasını da yadsımadan, sinemanın sadece bir eğlence aracı olmadığının vurgusunu yapmak. Metin Erksan’dan bir alıntı yapacak olursak; bilimlerin ve sanatların varoluşlarının sınırları, geçmişin derinlikleri içindedir… Sinema bilim; sinema sanatı ve sinema bilimi kapsamında; sanatsal düşüncenin ve uygulamanın, sinemasal düşüncenin ve uygulamanın, yaratısal düşüncenin ve uygulamanın, görüntüsel düşüncenin ve uygulamanın, çekimsel düşüncenin ve uygulamanın, oluşumunu, gelişimini, dönüşümünü saptar ve oluşturur. Bu nedenle bizler de günümüzde çekilen filmler dışında, geçmişin derinliklerine doğru bir yolculuk yaparak; bu sanatı etkileyen filmleri ve yönetmenleri de tanıtmaya, eleştirmeye ve onların sinemayı nasıl algıladıklarını kavramaya gayret ediyoruz. Bir yandan da sinemanın diğer sanatlarla olan ilişkisini, filmler bağlamında tartışarak; sinemanın diğer sanatlardan ayrı düşünülemeyeceğini savunuyoruz. Bu amaçlarla, birbirinden farklı coğrafyalarda, farklı zamanlarda çekilmiş ve birbirinden farklı türlerde pek çok film eleştirisine yer vermeye çalışıyoruz. Sinemayı bir kültür olarak gören herkesin katılımına da açığız. Arzu edenler mail adresinden bizlere ulaşabilir, yazılarını paylaşabilir ve filmlerle ilgili görüşlerini iletebilir.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK