High Rise

High Rise

703
0
PAYLAŞ

high-rise-movie-poster-1Ballard’ın High Rise romanının sinema uyarlaması İngiliz yönetmen Ben Wheatley tarafından gerçekleştirildi. Ballard Londra’daki bir gökdelen konut projesinden ilhamla yazdığı romanında bir doktorun tıbbi olayları günlüğüne kaydetmesine benzer yazın tekniğini kullanır. Doktorun adı Laing’dir. Laing aynı zamanda akıl hastalıklarında varoluşçuluktan etkilenen çalışmalarıyla bilinen İskoç bir psikiyatristin ismidir. Kendisi reddetse de anti psikiyatri akımına dahil edilir. Siyasi olarak Yeni Sol’a yakın olduğu belirtilir.

Laing filmde toplumsal sınıflara ayrılmış gibi görünen gökdelenin 27. katında “ortanın üstü” bir toplumsal seviyededir. Gökdelenin penthouse katında mimar Anthony Royal, eşiyle devasa teraslı bir dairede yaşar. Teras o kadar büyüktür ki atla gezinmek olasıdır. Gökdelenin alt katlarında ise görece olarak daha orta sınıfa dahil kredi borcu olan aileler yaşar. Bunlardan birisi belgesel yapımcısı, “halk adamı” rolüne soyunan Wilder’dır. Wilder kaba saba, maço, hatta kadın düşmanı bir karakterdir. Alt katlarda elektriğin kesilmesi, çöp giderinin tıkanması gibi sorunlar nedeniyle alt kat sakinleri bina yöneticisine ve -ulaşabilirlerse- mimara şikayette bulunurlar ama işler düzelmez. Gökdelen sakinlerinin partileri ve seks konusundaki rahat tavırları zamanla çığrından çıkar ve kontrol edilemez bir yıkımı ve aşırı davranışları ortaya çıkarır. Tüm bu ekstrem davranışların kökeninde brutalist tarzda inşa edilmiş binanın bulunduğu izleyiciye hatırlatılır. Gerçekte gökdelenin mimarı Anthony Royal’in iki ay binada oturduktan sonra eşine ait daha klasik bahçeli bir eve taşındığını biliyoruz. Psikiyatrist olan Talbot karakteri binanın sakinlerinin davranışlarını açıklamak için post-freudyen açıklamalar getirmektedir. Bir anlamda varlıklı, sosyal olarak genel toplumun sınırlarından kendilerini soyutlamış karakterler, kendilerinden beklenen kalıpların dışına çıkarak tüm asosyal dürtü ve davranışlarını sergilerler ve bu davranışların bir cezası veya sonucu yoktur. Tamamen bir fantezi gibi görünen bu durum Ballard’ın uç noktaya taşınmış sürrealizmine işaret eder.

Umut Hanioğlu

umutable@gmail.com

 

PAYLAŞ
Önceki makaleYeni Çıkan Kitaplar: Andrey Tarkovski Sineması
Sonraki makaleToz Bezi
Sinemaya gönül veren bir grup sinefilin kurduğu Avrupa Sineması internet sitesi, Avrupa sinemasını daha geniş kitlelere tanıtmak ve bu filmlerle ilgili ufak da olsa bir tartışma ortamı yaratmak amacıyla kuruldu. Sitenin kuruluş amaçlarından biri de; tür sinemasını da yadsımadan, sinemanın sadece bir eğlence aracı olmadığının vurgusunu yapmak. Metin Erksan’dan bir alıntı yapacak olursak; bilimlerin ve sanatların varoluşlarının sınırları, geçmişin derinlikleri içindedir… Sinema bilim; sinema sanatı ve sinema bilimi kapsamında; sanatsal düşüncenin ve uygulamanın, sinemasal düşüncenin ve uygulamanın, yaratısal düşüncenin ve uygulamanın, görüntüsel düşüncenin ve uygulamanın, çekimsel düşüncenin ve uygulamanın, oluşumunu, gelişimini, dönüşümünü saptar ve oluşturur. Bu nedenle bizler de günümüzde çekilen filmler dışında, geçmişin derinliklerine doğru bir yolculuk yaparak; bu sanatı etkileyen filmleri ve yönetmenleri de tanıtmaya, eleştirmeye ve onların sinemayı nasıl algıladıklarını kavramaya gayret ediyoruz. Bir yandan da sinemanın diğer sanatlarla olan ilişkisini, filmler bağlamında tartışarak; sinemanın diğer sanatlardan ayrı düşünülemeyeceğini savunuyoruz. Bu amaçlarla, birbirinden farklı coğrafyalarda, farklı zamanlarda çekilmiş ve birbirinden farklı türlerde pek çok film eleştirisine yer vermeye çalışıyoruz. Sinemayı bir kültür olarak gören herkesin katılımına da açığız. Arzu edenler mail adresinden bizlere ulaşabilir, yazılarını paylaşabilir ve filmlerle ilgili görüşlerini iletebilir.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK