Like Father Like Son

Like Father Like Son

877
0
PAYLAŞ

Like_Father,_Like_Son_posterJapon sineması korku ve dram türünde başarısını devam ettiriyor. Senelerdir özellikle korku filmleri sayısız defa Hollywood tarafından uyarlanıp beyazperdeye taşındı. Kuşkusuz aynı istikrarı dram filmlerinde de görmek mümkün. Kültür, her ne kadar farklı olsa da sinemanın evrenselliğini bu filmler üzerinden anlamak mümkün. Duyguların dili ortak olduğundan olsa gerek Japon sineması bile olsa kendimizden bir şeyler bulmak mümkün.

66.Cannes Film Festivali’nde jüri özel ödülü alan Soshite chichi ni naru uluslararası başarısıyla adından söz ettirdi. Yönetmen Hirokazu Koreeda sinemasını bilenler, yönetmenin daha önce çektiği bol ödüllü festival filmlerindeki örneklerinden dolayı yeni filmini de hayranlıkla izlemiştir. Yönetmen bu filmde ise çok sade, olayları tek bir düzenden çekim sağlamış. Olaylar arası geçişler ve kurgu gerektiğinden yalın olmuş diyebilirim. Bundan dolayı süresi bakımından biraz uzun tutulmuş.

Bir aile ve baba odaklı çekilen filmde, konu itibariyle eşit şekilde bir aile tanıtımı ve yaşanılan travma gösterilebilirdi. Diğer ailenin ekonomik sorunlarından doğan problemlere hiç değinilmemiş. Bir yanda zenginlik içinde yaşayan bir aile, diğer tarafta yoksul bir aile… Eğer ki dram aranıyorsa burada yoksul aileye odaklanmak ve filmi o çerçevede bitirmek daha amacına ulaşılır duruma gelmesini sağlayabilirdi. Daha farklı olaylarla veya karakterlerin iç dünyalarına daha derinden bakılsaydı daha dolu bir film izleyebilirdik. Oysaki tek bir baba figürü ve çoğunlukla tek bir çocuk üzerine yoğunlaşılmış. Gözle görülür boşlukları ve böylesi güzel bir senaryoyu zenginleştiremedikleri için hayıflanmaları gerekebilir. Babanın ilgisizliğinden dem vurulmuş olabilir ama neden bir anne figürü üzerine yoğunlaşılmamış sorusu ise eleştiri noktası olacaktır.

Film, doğum sonrası karışan iki çocuğun hikayesini ve altı yıl sonra bunu öğrenen ailelerin tepkileri ve yaklaşımları üzerine kurulu. Böylesi bir çıkmazda ailelerin iki seçeneği var: Ya eskisi gibi yaşamlarına devam edecekler ya da çocukları değiştirip gerçek çocuklarıyla yeni bir dönem başlayacaklar.

Bu trajik hikaye ebeveynlerin sorumluluklarını ve davranışlarını, ideal anne-baba olmanın getirdiği etkileri gözlemlemek için büyük bir fırsat. Yaşam mücadelesinin gerektirdiği bir hayat sürmenin bedeli olarak insanların en yakınlarından, ailesinden ne derece kopabildiği diyaloglarla çok iyi anlatılmış. Çocuk oyuncular ise filme renk katan, sevimli muhteşem oyuncular. Japonların mimik ve tavırlarından ötürü sıcak yüzleri adeta filme işlenmiş.

Filmi iki bölüme ayıracak olursak, ikinci bölüm ailelerin deneme süreci olarak çocukları haftada bir gün değiştirmesiyle başlıyor. Bu süre boyunca işinden dolayı ailesine fazla zaman ayıramayan babanın çabalarını, hayatlarındaki yeni evladın etkisini izliyoruz. Her ne kadar aile esas evlatlarına kavuşmuş olsa da büyüttükleri çocuğun yerini kolay kolay dolduramıyor. Her ne kadar biyolojik olarak kendi evlatları da olsa aileler gerçeği geç de olsa anlıyor. Hiçbir şey eskisi gibi olmuyor. Tüm parçaları büyüttükleri çocuklarında kalıyor.

Her daim süregelen aile geleneği; çocuk babanın veya annenin istediği doğrultuda olması gereken birey olmalıdır. Bunu babanın çocuğuna piyano çalma üzerindeki etkisi örnek gösterilebilir. Kendisinin başarılı olduğu veya sevdiği her şeyi çocuğuna empoze etmesi, insanların ebeveynlik görevlerinin eksikliğini net bir şekilde ortaya koyuyor. Birey özgür ve hür bir biçimde yetiştirilmeli, istediği alanlarda becerilerini göstermeli. Filmdeki gibi piyano eğitimi baskısı altında değil.

Kan bağı olmamasına rağmen öz çocuğunu kabullenmeyen ailenin kararı şaşırtıcı gelebilir ama unutulmamalıdır ki, öz bile olsa çocuk artık başkasının çocuğudur. Artık ne onlar gibi düşünebilir ne de onların eski çocuğu olabilir. Japon sinemasının yeni örneği olan Soshite chichi ni naru trajik hikayesi ve verdiği toplumsal mesajlarla kesinlikle izlenilmesi gereken dram türünün iyi bir örneği. Cannes Film Festivali’ndeki ödülünü ne derece hak ettiği tartışılabilir ama şunu söyleyebilirim ki insani değerlerin ve aile bilincinin çok iyi vurgulandığı bir film. Festival filmlerini sevenlerin kaçırmaması önerilir.

Eren Şimşek – erensim189@hotmail.com

 

PAYLAŞ
Önceki makaleToz Bezi
Sonraki makaleHitchcock/Truffaut

Sinemaya gönül veren bir grup sinefilin kurduğu Avrupa Sineması internet sitesi, Avrupa sinemasını daha geniş kitlelere tanıtmak ve bu filmlerle ilgili ufak da olsa bir tartışma ortamı yaratmak amacıyla kuruldu. Sitenin kuruluş amaçlarından biri de; tür sinemasını da yadsımadan, sinemanın sadece bir eğlence aracı olmadığının vurgusunu yapmak. Metin Erksan’dan bir alıntı yapacak olursak; bilimlerin ve sanatların varoluşlarının sınırları, geçmişin derinlikleri içindedir… Sinema bilim; sinema sanatı ve sinema bilimi kapsamında; sanatsal düşüncenin ve uygulamanın, sinemasal düşüncenin ve uygulamanın, yaratısal düşüncenin ve uygulamanın, görüntüsel düşüncenin ve uygulamanın, çekimsel düşüncenin ve uygulamanın, oluşumunu, gelişimini, dönüşümünü saptar ve oluşturur. Bu nedenle bizler de günümüzde çekilen filmler dışında, geçmişin derinliklerine doğru bir yolculuk yaparak; bu sanatı etkileyen filmleri ve yönetmenleri de tanıtmaya, eleştirmeye ve onların sinemayı nasıl algıladıklarını kavramaya gayret ediyoruz. Bir yandan da sinemanın diğer sanatlarla olan ilişkisini, filmler bağlamında tartışarak; sinemanın diğer sanatlardan ayrı düşünülemeyeceğini savunuyoruz. Bu amaçlarla, birbirinden farklı coğrafyalarda, farklı zamanlarda çekilmiş ve birbirinden farklı türlerde pek çok film eleştirisine yer vermeye çalışıyoruz. Sinemayı bir kültür olarak gören herkesin katılımına da açığız. Arzu edenler mail adresinden bizlere ulaşabilir, yazılarını paylaşabilir ve filmlerle ilgili görüşlerini iletebilir.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK