Seyyit Han

Seyyit Han

438
0
PAYLAŞ

Seyyit Han filmi hem Türk Sineması’nda hem de Yılmaz Güney’in filmografisinde önemli bir yere sahiptir. Türk sineması açısından düşünüldüğünde, Seyyit Han, toplumcu sinema açısından bir eşik olduğu gibi büyük bir sinemacının doğuşunu göstermesi ve dikkatleri üzerine çekmesi açısından üzerinde durulması gereken bir yapımdır. Filmin Yılmaz Güney açısından önemi ise, hem senarist hem de yönetmen olarak imzasının bulunmasıdır. Bu yönüyle Güney’in ilk filmi olma özelliği taşımaktadır. Seyyit Han, Yılmaz Güney’in filmografisinde klasik Yeşilçam avantürlerinden toplumcu sinemaya evirilme sürecinde bir geçiş filmi olarak değerlendirilebilir. Dönemin sinema eleştirmenleri Seyyit Han filmini büyük bir yenilik, farklı bir biçem ve otantikliğiyle öne çıkan oldukça gerçekçi bir film olarak övgüyle karşılamışlar ve üzerine ciddi eleştiri yazıları yazmışlardır(1).

Yılmaz Güney filmin önemini ise şöyle açıklar:“Seyyit Han, yönetmen olarak bütün sorumluluğunu yüklendiğim ilk çalışmam, unutulmaz anılarımı içeren ilk göz ağrımdır. Sanat hayatımın bir döneminin sonu, yeni bir döneminin ilk adımıdır. Bu yüzden özel bir önem taşır. Seyyit Han, 1968 başlarında, daha önceki birikimlerin de etkisiyle, ‘Yeşilçam‘ kurallarına, özellikle de ‘Çirkin Kral Yılmaz Güney’e karşı başkaldırının adıdır. Fakat, görevini başarıyla gerçekleştirdiğini söyleyemeyiz. İşletmelerin, ‘Çirkin Kral’ şartlanmalarının, ‘Yeşilçam’ baskılarının altında, o günün kaçınılmaz gibi görünen kaçınılmaz uzlaşmaları içine girmemiz, filmin değerinden büyük şeyler götürmüştür. O zaman da bunun bilincindeydim. Fakat durum tahlillerindeki yanılgımız, bizi eksik ve sakat etkilerle dolu bir film yapmaya götürdü.”(2)

Seyyit Han’ın işleniş biçimi, anlatısı ve filme hâkim olan iki farklı türsel denemenin eklektik bir biçimde kullanılması, geçiş filmi özelliğini tebarüz ettirmektedir. Filmin özellikle iki bölümü, giriş ve hesaplaşmaya dönüşen son bölümü tipik Western filmi özellikleri taşımaktadır. Diğer bölümlerde ise halk kahramanın dramı ve folklorik özellikleriyle öne çıkan geleneksel toplum ile düğün merasiminin işlenmesi göze çarpmaktadır. Seyyit Han için geçiş filmi deyiminin kullanılmasının sebebi ise, Güney’in klasik Yeşilçam sinemasının tipik örneklerinden toplumsal gerçekçi sinemanın mihenk taşı olan Umut (1970) filmine geçişte adeta bir basamak olmasıdır.

Seyyit Han, western sinemasına özgü geniş planlardan oluşan çekim özelliklerini kullanarak başlar. Uçsuz bucaksız ovada, at sırtında ilerleyen ve uzaktan kovboyu andıran mitik karakter, uzun mesafeler kat ederek dinlenmek için ‘bar’ı andıran bir meyhaneye girer. Meyhanede biraz şarap içip dinlenmek istemektedir. Fakat meyhanede kumar oynayan haydutlar, bir iddia sonucu kapıdan ilk giren kişiyi ‘benzetmek’ için bahse girmişlerdir. Seyyit Han haydutlarla uğraşmak niyetinde değildir fakat şarap içmesinin engellenmesi karşısında dayanamaz ve onları deyim yerindeyse ‘hacamat’ eder. Western sinemasının tipik bar kavgalarını andıran bu sahne, filmin bütünü düşünüldüğünde geleneksel özellikleri öne çıkan mitik karakterin ne denli yiğit, korkusuz ve yalnız bir ‘kovboy’ olduğunu vurgulamak için oluşturulmuş gibi gözükmektedir. Buna mukabil Western’e özgü mizansenin kullanılması, filmin giriş kısmının eğreti bir biçimde durmasına sebep olmaktadır.

Filmin başlangıcındaki Western’e özgü öğeler, final bölümünde de işlenmektedir. Seyyit Han’ın, ağa ve adamlarıyla silahlı çatışması, uzunluğuyla dikkat çektiği gibi, bir yığın adamla savaştığı halde hiçbir kurşunun isabet etmemesi mitolojik kahramanın insanüstü nitelikler taşıdığı izlenimi doğurmaktadır. Dolayısıyla Seyyit Han, hem bir kovboy ustalığıyla silahını kullanmakta hem mitik özellikleriyle korunmaktadır. Bahsedilen öğeler filmin işleniş biçimine özgü özellikler olarak öne çıkmaktadır. Filmin başlangıç ve final bölümü dışında bilhassa gelişme bölümü, yerel unsurlarıyla dikkat çekmekte ve otantikliğiyle diğer bölümlerden ayrılmaktadır. Buna mukabil, filmin işleniş biçimin iki farklı türün kullanılması kararsızlık ya da çelişki gibi görülebilir. Hassaten filmin bölümlerine bakıldığında, bir yanda tipik bir kovboydan söz edilmesi mümkün olurken, başka bir açıdan bakıldığında yiğit, otantik ve mitolojik bir kahramanın dramı söz konusudur.

Filmin konusu ise şöyledir. Mürşit, Seyyit Han’ın, kardeşi Keje ile evlenebilmesi için düşmanlarıyla hesaplaşmasını şart koşar. Seyyit Han da uzun yıllar uzak diyarlarda kalarak bütün düşmanlarıyla hesaplaşır ve döner. Fakat o dönmeden önce öldüğü yolunda haberler gelmiştir. Seyyit Han’ın ölüm haberi üzerine, Mürşit kardeşi Keje’yi Haydar Bey’e vermiştir. Seyyit Han’ın köye döndüğü gün Haydar Bey ile Keje’nin düğünü olmaktadır. Seyyit Han, Mürşit’e, söz verdiği gibi takanaksız bir biçimde geri döndüğünü, onun ise yıllar önce verdiği sözde durmadığını ve bu durumu kabul etmeyeceğini bildirir.  Keje ile Seyyit Han görüşür ve Mürşit’in telkiniyle ona umut vermez ve Haydar Bey ile verilen söze binaen mecburen evleneceğini ifade eder. Düğün olur. Haydar Bey, Keje’nin halinden, onunla isteği ile evlenmediğini anlar ve hile ile Seyyit Han’ın Keje’yi öldürmesine sebep olur. Seyyit Han intikamını alır ve film biter.

Filmin konusu oldukça yalın olduğu halde, işleniş biçimi ve filme hâkim olan şiirsel dil, Seyyit Han’ı sıra dışı ve benzersiz bir film olarak öne çıkarmaktadır. Seyyit Han ile Keje’nin diyalogları özenle seçilmiştir. Filmin dramatik yapısı oldukça etkilidir. Özellikle gelişme bölümünün tümünün temel unsuru düğün merasimidir. Otantik bir köy düğününün nasıl yapıldığı, gelin alma merasimi, davul-zurna ikilisiyle oynanan yerel oyunlar oldukça tipik bir biçimde yansıtılmaktadır. Dolayısıyla tamamen yerli, orijinal ve törelerin şekillendirdiği köy yaşamından devşirilen bir aşk ve kavuşamama hikâyesi ustalıkla anlatılmış, eksiklerine rağmen dönemin etkin sinema yazarları ve eleştirmenleri tarafından övgüyle karşılanmıştır.

Diğer yandan, kırsal yaşamda ‘söz’e verilen değer, aşka atfedilen ve adeta kutsiyet kazanan olağanüstü itibar, türbe ile meşgul olan adamın yalıtılmış hayatının anlamı, Çukurova’nın düzlüğünde insan unsurunun ve yerleşim yeri olarak köyün yalnızlığı gibi işlenmeye muhtaç birçok konu, Seyyit Han’ın basitmiş gibi gözüken fakat detaylı düşününce yoruma muhtaç birçok yönünün olduğunu göstermektedir. Filmin karamsar yanı ağır basan özelliğine rağmen, final bölümünün sonunda turnaların geçişi her şeye rağmen umudu simgelemekte ve iyimser yanının olduğunu da göstermektedir.

Hasan Hüseyin Akkaş

hhakkas@hotmail.com

 

Notlar

  • Onat Kutlar, Yeni Sinema dergisinin Kasım 1968 tarihli 24. sayısında “Seyyit Han Üzerine” başlıklı bir eleştiri yazısı kaleme alarak “yeni bir sinema sanatçısının ilginç, sevindirici bir denemesi” olarak nitelemiştir.
  • https://gaiadergi.com/yilmaz-guneyin-yesilcam-sinemasina-baskaldirisi-seyyit-han/
PAYLAŞ
Önceki makaleKaygı Filminin DVD’si Çıktı
Sonraki makaleIsle of Dogs
Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi tarih bölümünden mezun. Tarih okurken sosyoloji, siyaset bilimi ve edebiyata merak duydu. Yazmayı ve özellikle eleştirel yazmayı oldukça önemsiyor. Sinemaya olan ilgisi lise yıllarına dayansa da fakültedeki bir hocasının etkisiyle sinemaya ilgisi arttı ve izledikleri filmleri yazmayı önemsemeye başladı. Yerli filmleri yazmayı, kültürel unsurlara daha hakim olduğu düşüncesiyle daha çok önemsiyor. Amerikan klasik filmleri ile Avrupa sinemasını ve İran Sinemasını önemsiyor. İtalyan Yeni Gerçekçi sinema akımı ve bunun Türkiye'deki izlerini araştırıyor... Lattuada'nın şu sözünü sinema hakkında temel şiarı olarak benimsiyor:”Paçavralar içinde miyiz? Paçavralarımızı gösterelim. Yenildik mi? Felaketlerimize bakalım. Onlar mafyaya mı, Hipokrat sofuluğa mı, konformizme mi, sorumsuzluğa mı, hatalı eğitime mi borçluyuz? Borçlarımızı acımasız bir şereşilik aşkıyla ödeyelim ve dünya, gerçekle bu büyük savaşa heyecanla katılacak… Hiçbir şey bir ulusun tüm temellerini sinemadan daha iyi ortaya koyamaz”.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK