Respire

Respire

340
0
PAYLAŞ

De battre mon coeur s’est arrêté (2005), Je vais bien, ne t’en fais pas (2006), La chambre des morts (2007), Paris (2008), Le concert (2009), Et soudain tout le monde me manque (2010) gibi Fransız filmlerinin, Inglourious Basterds (2009), Beginners (2010), Now You See Me (2013) gibi Hollywood yapımlarının başarılı oyuncusu Mélanie Laurent, 10 parmağında 10 marifet bir insan. Üç uzun metraj senaryosu, beş uzun metraj yönetmenliği, 2011 tarihli En t’attendant adında bir albümü var. 36 yaşındaki aktris, girdiği her işin altından başarıyla kalkan, üretken, çalışkan ve tutkulu kişiliğini ortaya koyan yapısıyla her geçen gün kendine biraz daha hayran bırakıyor. Anne-Sophie Brasme romanından, bir başka Fransız oyuncu olan Julien Lambroschini ile birlikte senaryosunu yazıp kendisinin yönettiği Respire (Breathe), Laurent’in kamera arkasındaki en iyi filmlerinden biri. 17 yaşındaki güzel, iyi huylu, nazik, çalışkan, biraz da içe dönük lise öğrencisi Charlie ile okula yeni gelen asi ruhlu Sarah arasındaki dostluğu irdeleyen Respire, bir büyüme hikayesi görüntüsünde çok boyutlu bir psikolojik gerilim/dram kimliği taşıyor.

Ebeveynleri ayrılığın eşiğinde olan, ama yine de sakin, hüzünlü, genel anlamda pozitif bir ruh haline sahip Charlie, birgün okula yeni kaydolan, buna rağmen girişkenliğiyle herkesle hemen kaynaşan Sarah ile tanışıyor. Annesinin uluslararası bir sivil toplum örgütünde çalıştığını, bu yüzden ülke ülke gezdiğini, bu okula Nijerya’dan geldiğini söyleyen Sarah, kısa sürede Charlie ile yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen bir arkadaşlık kuruyor. Charlie ve annesi, aile dostlarıyla birlikte birkaç günlüğüne Azizler Yortusu tatiline giderken, annesinin ülke dışında olduğunu söyleyen Sarah da onlarla gidiyor. Ama yaşından fazla tavırlar sergilemeye, bir süre sonra Charlie yerine orada bulunan yetişkinlerle vakit geçirmeyi tercih edince, hele de içkili oldukları bir gece yaşadıklarının ardından, tekrar normal hayatlarına döndüklerinde ilişkileri eskisi gibi olmuyor. Charlie’ye karşı tavır alan, onu ezik görmeye başlayan, onun hayatına istediği gibi girip çıkma hakkını kendinde bulan Sarah, böylesi yakın bir dostluğa (hatta muğlak bir duygusal yakınlığa) kendini kaptıran Charlie’nin naif kişiliğini suistimal etmekten çekinmiyor. Paylaştıkları sırları başkalarına anlatarak, yalanlar söyleyip iftiralar atarak, türlü zorbalıklar yaparak Charlie’yi yıpratmak istiyor. Sarah’nın bu davranışları kadar, Charlie’nin tepkisizliği veya yerinde veremediği tepkileri de seyircide ayrıca öfke yaratıyor.

Mélanie Laurent, sakin ama akıcı bir tempoyla bu küçük gibi görünen ergen anlaşmazlığını seyirci için içinden çıkılması güç bir sinir harbine çevirmekte çok başarılı. Sarah’nın kötücüllüğü ile Charlie’nin fazla iyi kalpli oluşu arasında orta yolun bulunmasına müsaade etmeyerek gerilimi hep diri tutuyor. Güçlünün zayıfı ezmesi, kendi çıkarları için kullanması, zalimken mağduru oynaması, zayıfın ise körleşmeye gönüllü bir saflıkla buna izin vermesi, öteki yanağını çevirmesi, karşı tarafın anladığı dilden konuşamaması, var olan evrensel politik iklimin, toplumsal kaygan zeminlerin küçük bir özeti gibi adeta. Laurent ve Lambroschini, romana sadık kaldıkları ölçüleri yer yer belli etseler de, romanın bu karmaşık ergen tutumlarını çok daha derinlemesine etüt etmiş olması beklenir. Film ise, bağımsız bir festival yapımı mütevaziliğinde, ama güçlü etkiler bırakması kaçınılmaz psikolojik gerilim detaylarını iyi kullanan bir yapıda.

Charlie ve Sarah arasındaki dinamikler değiştikçe, filmde ergenlikte yaşanan duygu dengesizliklerine ne kadar doğru yaklaşıldığı görülebiliyor. Birgün birbirinin boğazına sarılan, ertesi gün sarmaş dolaş olan, birbirini başka arkadaşlarından kıskanan, özellikle kıskandırmaya çalışan, yaşça büyük insanlarla vakit geçirerek arkadaşını küçük gören, ailesiyle ilgili yalanlar söyleyerek çevresi tarafından kabul görmeyi bekleyen ergenlik bilmecesine dair pekçok şeyi bu ilişkide de bulmak mümkün. Sarah, kendine yarattığı bu suni çevre ile nefes alırken, Charlie’nin sık sık nefesinin kesilmesi astım hastalığından fazla anlamlar taşıyor. Genç oyuncular Joséphine Japy ve Lou de Laâge, hem yüz ifadeleriyle, hem de zıt karakterlerini en iyi şekilde temsil eden performanslarıyla filmi birlikte sırtlıyorlar. Mélanie Laurent, basit gibi görünen bu sancılı büyüme hikayesini biraz muğlaklık da katarak boyutlandırma becerisiyle yönetmenlik teki olgunluğunu gösteriyor. Finalde filmin ismine yapılan göndermenin gücü ise, aslında bitmemiş, bittiği noktada tekrar başlayacak başka bir filmin zihinlerde canlanmasını sağlıyor.

 

Osman Danacı

odanac@gmail.com

Twitter

 

PAYLAŞ
Önceki makaleLoin des hommes
Sonraki makaleGrüsse aus Fukushima
Avatar
İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu. Sinema, müzik ve edebiyat, ilgi alanı olmaktan öteye geçmiş, yaşam biçimi olmuş. Geçmişinde radyo programı, bir gazetenin Pazar ekinde albüm eleştirmenliği ve amatör fotoğrafçılık yapmışlığı var. Öğrenciyken Shakespeare, Wordsworth, Austen, Hardy, Lawrence okumanın, Virginia Woolf üzerine bitirme tezi vermenin, önüne gelen her albümü dinlemenin, özellikle 80'leri ve 90'ları türlü komikliği ve dramatikliğiyle yaşamanın sonucu doğan yazma ihtiyacını sinema ve müziğin bünyesinde anlamlandırmaya çalışıyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK