Arkadaş

Arkadaş

401
0
PAYLAŞ
arkadas
 
Yılmaz Güney’in 1974 yılında çektiği Arkadaş, filmografisinde öne çıkan, çok tartışılan filmlerinden biridir. Film gösterime girer girmez sinema gündemine oturmuş ve o dönemin entelektüel çevrelerince ayrıntılı olarak irdelenmiştir. Yoğun ilgiye mazhar olmasının temel sebebi ise, kadın-erkek ilişkisine yaklaşım tarzı ile o dönemin devrimci ahlak anlayışı çerçevesinde sürdürülen tartışmalardır. Sosyal sınıflar arasındaki ahlaki farklılıklar, dejenerasyon, toplumsal konumu değişen insanın geçmişe ve diğer kesimlere karşı yabancılaşması ve sol-sosyalist bakış açısıyla toplum algısı filmde işlenen temanın sair yönlerini oluşturmaktadır. Arkadaş filminin akıllarda kalmasının nedenlerinden biri de filmin müziği ve sözleridir. Bunu da belirtmek gerekir. Arkadaş’ı o dönemin bakış açısıyla, gündemin tartışılan sosyal-politik argümanlarıyla ve bugünkü sinemasal anlayışla irdelemek yerinde ve ilginç olacaktır. Tabii film analiz edilirken, temel tezin bugünden bakıldığında hâlâ geçerli olup olmadığı da değerlendirilmeye çalışılacaktır.
Arkadaş, üniversiteden tanışan iki eski dostun yıllar sonra tekrar buluşmalarının hikâyesidir. Buluşma sonucu, yaşam koşullarını değiştiren taraf, olağan yaşamını değiştirmeden devam ettiren tarafça eleştirilir. Özüne dönmesi sağlanmaya çalışılır ve bu meyanda yaşananlar anlatılır.
Bir gün üniversiteden eski bir Arkadaş çıkagelir. Adı Azem’dir. Adeta “misyoner” gibi birdenbire ortalıkta beliren Azem, karayollarında mühendis olarak çalışmaktadır ve sol görüşe sahiptir. Azem’in Arkadaşı Cemil ise, geçmişini unutmuş, ideallerinden uzaklaşmış, burjuvalaşmış, maddi olarak belirli bir yere gelmiş keyfinde, zevkinde yaşayan biridir. Azem, buluşmanın hemen sonrasında, eğlence bitince Cemil’i gözlemleyerek mutlu olmadığı kanısına varır ve bunu ona söyler. Eğlence için gittikleri ortam, Cemil’in eğlence ve zevke düşkünlüğü, genel kadına bakışı gibi emareler Azem’in bu tespiti yapmasına neden olur. Cemil ise, her şeye sahip olduğunu ve mutlu bir evliliği ve hayatı olduğunu savunur. Azem ise Cemil’e, içine düştüğü durumu göstermeye ve yanlış bir hayat yaşadığını, aslında mutlu olmadığını söylemeye çalışır. Fakat bu o kadar kolay değildir. Cemil’i değişime zorlamak, ”içine düştüğü bataklıktan kurtarmak” ve üstelik hayatından memnun olduğunu iddia eden bu adama “doğru yolu” göstermek kolay olmayacaktır. Azem aynı zamanda Cemil’in baldızı olan Melike’yi etkileyecektir. Melike “Arkadaş”ın farklı kimliğinden, başkalarına benzememesinden ve gizemli yapısından etkilenmiştir. Fakat bunu ifade edemez. Düşüncelerinden, mimiklerinden, bakışlarından anlaşılır. Azem ise Melike’nin “kazanılacak” bir tip olduğunu düşünerek ona ilgi gösterir. Zaten bu ilgidir Melike’yi Azem’e yaklaştıran.
Azem, bilinçlendirerek “kazanılacak” insan profilinden birisinin de uzun saçlı genç olduğunu düşünür. Azem çevresini gözlemlerken, arabaların lastiklerini patlatan, evlerin camlarını kıran genci fark eder. Bu gençten yaptığı davranışın sebeplerini öğrenmeye çalışır. Sebep, sınıf farklılığından doğan ve diğerlerinin imkânına sahip olmayan bir gencin çevresine zarar vererek bir tür intikam alma duygusudur. Azem bu davranışlarla sorunların halledilemeyeceğini anlatır. Sözü edilen gençten başlayarak, yazlıktaki emekçi kesime sınıf bilincini aşılama yoluna gider. Burada politik bilinçlenmeye yapılan açık vurgu dikkat çekicidir.
Bir sohbet esnasında Cemil’in “karısı güzel olan karımı öpebilir, ödeşmesi kolay olur çünkü baldızı güzel olanlar da baldızımı öpebilirler” sözü, zaten rahatsızlığını belli eden Azem’in Cemil’i sorgulamasına vesile olur. Eskiden takındığı tavırla, şimdiki tavrı arasında çok büyük farklılıklar olduğunu ifade eder. Ve bu tavra “medenilik” dendiğini, aslında “dejenere” olmak demek gerektiğini vurgular. Daha sonra ise, uzun saçlı genç vasıtasıyla, onun “gözleminden” yararlanarak Azem Cemil’e, karısının kendisini aldattığını söyler. Fakat Cemil kabul etmez ve yalan söylediğini savunur. Hemen sonra Cemil’in köyüne yapılan ziyaret, bir tür günahlardan arınma merasimi, gerçeklerin ayırtına varma, yeniden bilinçlenme ritüeli gibidir. Cemil köydeki insanların ve kardeşinin hangi şartlarda yaşadığını görür. Hayata tutunma çabalarını idrak eder. Ve nihayet kardeşinin ve Azem’in hayatta bir amaçlarının olduğunu, inandıkları davalarının olduğunu söyler. Kendisi için hayatın tadı olmadığını, inandığı hiçbir şey olmadığını ve “bittiğini” anlatır. Azem’de Cemil’e, hayatta belirlediği hedefe ulaştığı andan itibaren çürümenin başladığını ifade eder. İnsanın tükenmeyeceğini, yetinen insanın tükendiğini, amaca ulaştıktan sonra çürüme başladığını anlatır. Cemil, içine düştüğü “bataklıktan” kurtulacağını söyler ve dönerler. Azem amacına ulaşmıştır. Cemil’in nasıl bir hayat sürdüğünü, köklerinden, benliğinden nasıl uzaklaştığını kendisine gösterir. Cemil’i tekrar “bilinçlendirerek” kazanmıştır. Filmin verdiği mesaj bu minval üzeredir.
 
 Filmde özellikle yazlık yerdeki yaşam hem Azem’in gözüne hem de kameranın objektifine sık sık “takılır”. İzleyici; denize girenler, çocuklar, bisiklete binen çocuklar niye bu kadar sık gösterilir acaba diye düşünür. Ki, bu sorunun cevabı filmin final bölümünde saklıdır. Zira köydeki yoksulların çocukları ve yaşamları ile yazlıktaki varsılların çocukları ve yaşam tarzları karşılaştırılmaktadır. Azem, yazlıktaki yaşam tarzına imrenmekte midir yoksa biraz küçümseyici ve muhafazakâr tarzda bakmakta mıdır burası tam olarak belli değildir. Fakat köydeki yoksulluğun resmini çeken turist kadınları Cemil’in engellemek istemesi karşısında Azem’in ”biz resim çekenleri engellemek yerine bu yoksulluğun üstesinden gelmeliyiz” mealinde bir açıklama yapması imrenme bakışının ön plana çıktığını göstermektedir.
Filmin son sahnesi gayet çarpıcıdır. Azem adeta “misyonunu” tamamlamıştır ve yazlıktan ayrılmaktadır. Bu esnada Cemil karısı ile yüzleşmektedir. Bir el silah sesi duyulur. Silah sesi üzerine Azem gülümser ve yürümeye devam eder. Cemil silahı kime karşı kullanmıştır, kendine mi yoksa karısına mı belli değildir. Cemil’in silahı kendine karşı kullanmış olma ihtimalini bile düşünmeyen, sadece gülümseyen ve “bilinçlendirme” faaliyetini yerine getiren Azem’in rahat ve huzurlu tavrı fazla acımasızcadır. Ortada bir ahlaki sorun olduğu açıktır. Fakat bu sorunun kansız biçimde halledilebileceği de aşikârdır. Filmin sonunun bu kadar acımasız biçimde sonlanması, 1970’li yılların ahlaka bakışıyla ilintili olduğu gibi, feodal yapının bir sonucu olan insan profilinin meseleye bakışıyla da alakalı olduğu savunulabilir.
Arkadaş, gerek ahlaka bakışıyla gerekse final sahnesi itibariyle çok tartışılmıştır. Filmin temel konusunun ahlaka bakış çerçevesinde sol-sosyalist Dünya görüşünün bazı argümanlarını dile getirmek olduğunu belirtmiştik.Yükselen sol hareketlere paralel olarak Güney de böyle bir film yaparak o dönemin tartışmalarına bir katkı ya da bakış açısı sunmayı denemiştir. Ahmet Kahraman bu durumu şöyle ifade etmiştir:”Yılmaz, 1974 yılında askeri hapishaneden çıktığında, artık eski Yılmaz Güney değildi. Yalnız ticari iş yapacak filmleri düşünen biri değildi. İdeolojik görüşleri, içinden geldiği insan gerçeğinin yeni bir raya, temele oturduğu filmler üretecekti. Arkadaş filmiyle bu konuda ilk adımı attı. Sonrası gelecekti.” (Ahmet Kahraman, Yılmaz Güney Efsanesi, Verso Yay., Ankara 1992, s.231.)
Yılmaz Güney, gerçekten de Ahmet Kahraman’ın ifade ettiği biçimiyle ideolojik görüşüne paralel olarak Arkadaş filmini çekmiştir. Filmdeki karakterleri politik ve ahlaki olarak bilinçlendirme ideolojik amacın yerine getirildiğine kanıt olarak ileri sürülebilir. Uzun saçlı gence okuma faaliyetiyle sınıf bilincini kazandırma çalışması ve nihayetinde “kınanan” uzun saçın kesilmesi bir sonuçtur. Fakat uzun saça neden karşı çıkıldığı anlaşılmaz. Üstelik bunun sınıf bilinciyle de alakalı olduğu savunulamaz. Fakat biraz zorlama bir bakış açısıyla uzun saçın burjuvalaşmayı, yanlış bilinci temsil ettiği sonucu çıkarılabilir. Melike’nin davranış biçimlerinin değiştirilmesi konusunda muvaffak olunması da bir sonuçtur. Fakat Melike zaten değişime yatkındı ve diğerlerinden farklı bir yapısı vardı. Cemil’in gerçeğin ayırdına varmasının sağlanması ve sonunda “gereğini yapması” da bir sonuçtur. Buna mukabil özellikle ahlaka bakışta, para için genel kadınlık yapan kadınla yatmamak fakat yazlıktaki başka bir kadınla, arzu nesnesiyle yatmak gibi tutarlı olmayan yönelmeler de vardır. Filmde Cemil karakterinin sonunda silahını ateşlemesi hangi bilinçlenmenin bir sonucu olarak savunulabilir. Bu bir sosyalist bilinçlenme ya da özüne dönme midir, yoksa muhafazakâr bakış açısını mı niteler bu pek belli değildir.
Bu çerçevede, sosyalist değerlerin ortaya konduğu sanısıyla birkaç sahne hariç, muhafazakâr Dünya’nın temel değerlerinin ön plana çıktığı görülmektedir. Zaten filmin temel çelişkisi de buradadır. Türkiye’nin genel anlamda o dönemdeki kırsal yaşam biçimine uygun olan değerler ve ahlaki normlar savunularak bunun dışındaki değerler olumsuzlanmaktadır. Ülke gerçeklerinden uzak örnekler verilerek burjuva yaşam biçimi olumsuzlanma yoluna gidilmektedir. Bugünkü durumda bile “karısı güzel olan karımı öpebilir” anlayışına rastlamak mümkün değildir. Buradan yola çıkmak yanlış sonuçların doğmasına sebep olmaktadır. Bugünün bakış açısıyla filme baktığımızda zaten oldukça naif kaldığını belirtmek yanlış olmasa gerektir. Ahlaka bakışın hangi bilinç biçimine uygun düştüğünü irdelediğimiz zaman sıradan vatandaşın değerler sistemine uygun olduğu gün gibi aşikârdır. Arkadaş’ta yanlış olan ortaya konmak istenir. Fakat yanlış olanın fazlasıyla kurmaca ve ülke gerçeklerinden uzak olduğu görülür ve böylece yanlış sonuçlara ulaşılır.
Arkadaş’ın Yılmaz Güney’in çok tartışılan, irdelenen filmlerinden biri olduğunu belirtmiştik. Fakat bu dönemsel bir olguydu. Sözü edilen dönemselliğin 12 Eylül 1980 ile beraber son bulduğunu iddia edebiliriz. Bu tarihten sonra Arkadaş naif bir film olarak hatırlanacaktır. Nostaljik öğeler barındıran, Azem’iyle Arkadaş şarkısıyla, Melike’siyle, Cemil’iyle bir dönemin simgeleşmiş filmi olarak düşünülecektir. Bugünden bakıldığında yönetmenin neyi ortaya koymak istediğinden ziyade, izleyicinin neye odaklandığı önemli hale gelmiştir. İzleyici, mesela, ”bu tokadın hesabını bir gün mutlaka soracağız, mutlaka” biçimindeki Azem’in yürek okşayıcı sözüne takılacaktır. O dönemin sosyalist literatüründeki öne çıkan kitaplara dikkat kesileceklerdir sol düşünceyi benimseyenler. Arkadaş şarkısının etkileyiciliğine, duygusal sözlerine hayran kalacaklardır. Bir de Yılmaz Güney’in mükemmel oyunculuğuna hayran kalacaklardır. Hiçbir şey söylemeden mimikleriyle, yüz ifadeleriyle, memnuniyetini, memnuniyetsizliğini ya da herhangi bir başka duyguyu nasıl ustaca yansıttığına şaşıracaklardır. Bu itibarla konu ve içerik olarak konjonktür farkı nedeniyle ortada fazlaca tartışılacak bir şey kalmamış olsa da andığımız öğeler için mutlaka izlenmelidir Arkadaş.
Hasan Hüseyin Akkaş
hhakkas@hotmail.com
 
PAYLAŞ
Önceki makale10. İstanbul Lisesi Liseler Arası Kısa Film Yarışması
Sonraki makaleDevrim Arabaları
Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi tarih bölümünden mezun. Tarih okurken sosyoloji, siyaset bilimi ve edebiyata merak duydu. Yazmayı ve özellikle eleştirel yazmayı oldukça önemsiyor. Sinemaya olan ilgisi lise yıllarına dayansa da fakültedeki bir hocasının etkisiyle sinemaya ilgisi arttı ve izledikleri filmleri yazmayı önemsemeye başladı. Yerli filmleri yazmayı, kültürel unsurlara daha hakim olduğu düşüncesiyle daha çok önemsiyor. Amerikan klasik filmleri ile Avrupa sinemasını ve İran Sinemasını önemsiyor. İtalyan Yeni Gerçekçi sinema akımı ve bunun Türkiye'deki izlerini araştırıyor... Lattuada'nın şu sözünü sinema hakkında temel şiarı olarak benimsiyor:”Paçavralar içinde miyiz? Paçavralarımızı gösterelim. Yenildik mi? Felaketlerimize bakalım. Onlar mafyaya mı, Hipokrat sofuluğa mı, konformizme mi, sorumsuzluğa mı, hatalı eğitime mi borçluyuz? Borçlarımızı acımasız bir şereşilik aşkıyla ödeyelim ve dünya, gerçekle bu büyük savaşa heyecanla katılacak… Hiçbir şey bir ulusun tüm temellerini sinemadan daha iyi ortaya koyamaz”.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK