Zamanın Taşraya Yolculuğu

Zamanın Taşraya Yolculuğu

535
0
PAYLAŞ

sütTarkovski’nin Ayna’sı ile Kaplanoğlu’nun Süt’ünün yollarının kesiştiği en önemli nokta belki de zamanın plan içinde kendi doğallığıyla varolabilmesidir. İki filmde de zaman sanki bir vücuda sahipmişçesine hareket eder, hem hayallerin içinde hem de gerçekliğin içinde kendi varlığını sürdürür. Tarkovski, zamanın akışını işleyerek “zaman heykeltıraşlığı” da denilen zaman-ritim montajıyla klasik montaja karşı çıkmış, sanat sinemasının temelinin çekimin içsel ritmi olduğuna inanmıştır. (1) Buradaki gerçeğe uygunluğu, zamanın bir kesitiyle bütünü arasındaki harmoni belirler.

Tarkovski, Ayna’daki iç mekan ve hareketli kamera çekimleri ile gerçeklik ve rüya arasındaki çizginin kayboluşunu göstermeye çalışır. Zaman, Andrei’in kamerasından sonsuzluğa yakınsamaya devam eder. Kaplanoğlu ise Yusuf’un aidiyetsizliğini ve yalnızlığını tek kişilik planlar üstünden işler. Süt’te hayal ile gerçeğin belirsizleştiği nokta, Yusuf’un annesini başka bir erkeğe kaybetme korkusu ile yine annesine karşı duyduğu öfke üstünden anlatılır. Bu öfke Yusuf’un edebi zevklerinin, annesi tarafından anlaşılmamasının bir yan etkisi olarak da karşımıza çıkar.

Ayna ile Süt’ün benzer motifler sergilediği bir başka konu ise, ana erkek karakterlerin anneleriyle olan ilişkisidir. İki filmde de çocuklar anneleriyle bıçak sırtı bir ilişki kurar. Bu bıçak sırtı ilişki, anneye olan bağımlı hal ile babasız büyümenin eksikliğinden kaynaklanan öfkenin çatışması olarak nitelendirilebilir. Annenin evdeki tek otorite ve kontrol mekanizması oluşu çocukları anneye bağımlı kılarken, baba figürünün noksanlığı için anne suçlu ilan edilir. Anne figürü en nihayetinde iki hikayenin en keskin şekilde çakıştığı noktadır. Geçmişte, şimdiki zamanda ve gelecekte varolma hali; gerçekliği ve hayali anne üstünden ayırt etmeyi imkansız kılar. Bu noktada süt de anneyle benzer olarak, gerçekliği ayırt edebilmek adına yetersiz bir imgedir. Süt; Tarkovski için yansımalarla dolu bir imaj iken, Kaplanoğlu için anneye karşı bağımlı olma ve anneden kopuşun simgesel anlatımı olarak işlenir.

mirrortarkÖte yandan çocukların anneleriyle olan bıçak sırtı ilişkileri doğrusal zaman kavramını bozar ve zamanda sıçramalara neden olur. Zamandaki bu sıçramalar ve bozulmalar geniş bir perspektiften bakıldığında hikayenin bütünselliğini etkilemez. Süt, Bal ve Yumurta üçlemesini incelediğimizde; aynı bütünselliğin her filmin kendi içinde ve üçlemenin genelinde tek bir kurgusal yapı olarak varolduğunu söylemek mümkündür. Ayna içinse bu durumun tam tersinden bahsedebiliriz. Kesitler, kurgunun bütününe göre çok daha dar anlamlar taşır.

Şiir, hem Süt için hem de Ayna için önemli bir bileşendir. Arseni Tarkovski’nin giriş sekansındaki şiiri, filme döngüsel bir anlam katar. Tarkovski’nin dünyasına nasıl girdimizi bize yeniden hatırlatmak adına önemli bir görevi olduğu söylenebilir. Babasının bu şiiri Tarkovski için belki çocukluğunun geçtiği evin kokusu belki de yoksulluk içinde geçen günlerin unutmak istediği bir hayaletidir. Süt’te ise şiir, Yusuf için hem kendi hislerini dışa vurmaya yarayan bir kaçış hem de bir sosyalleşme mekanizmasıdır. Yusuf için şiir; hem annesinden hem dış dünyadan uzaklaşmayı temsil eder. Fakat üçlemenin içinde şiiri incelediğimizde Yusuf’un kendine olan inancını kaybetmesinin bir temsiliyetidir.

Alexei ve Yusuf’un hikayeleri iki farklı yöne evrilir. Yusuf için belki de kaçınılamaz olanın kabulü, Alexei içinse annesini affetmenin başlangıcıdır. Kaplanoğlu, ışığı bir tezatlık yaratmak için kullanır bu noktada. Işık umudu temsil etmekten öte rahatsız ediciliğiyle karanlığa bir atıftır. Alexei içinse daha açık uçlu bir başlangıç, annesiyle empati kurmaya başlamaktan geçer.

(1) MENARD, D. G. (2011a).

“FilmKuramının Fizikle Buluşması” (Tarkovsky’nin Zaman-Basınç kuramının Deleuzecü bir analizi

Doğancan Erdoğan

doganc.erdogan@gmail.com

 

PAYLAŞ
Önceki makaleAlfa’dan Renkli Bir Sinema Kitabı
Sonraki makaleDekaloglar’da Doğru ve Yanlışın Değişkenliği

Sinemaya gönül veren bir grup sinefilin kurduğu Avrupa Sineması internet sitesi, Avrupa sinemasını daha geniş kitlelere tanıtmak ve bu filmlerle ilgili ufak da olsa bir tartışma ortamı yaratmak amacıyla kuruldu. Sitenin kuruluş amaçlarından biri de; tür sinemasını da yadsımadan, sinemanın sadece bir eğlence aracı olmadığının vurgusunu yapmak. Metin Erksan’dan bir alıntı yapacak olursak; bilimlerin ve sanatların varoluşlarının sınırları, geçmişin derinlikleri içindedir… Sinema bilim; sinema sanatı ve sinema bilimi kapsamında; sanatsal düşüncenin ve uygulamanın, sinemasal düşüncenin ve uygulamanın, yaratısal düşüncenin ve uygulamanın, görüntüsel düşüncenin ve uygulamanın, çekimsel düşüncenin ve uygulamanın, oluşumunu, gelişimini, dönüşümünü saptar ve oluşturur. Bu nedenle bizler de günümüzde çekilen filmler dışında, geçmişin derinliklerine doğru bir yolculuk yaparak; bu sanatı etkileyen filmleri ve yönetmenleri de tanıtmaya, eleştirmeye ve onların sinemayı nasıl algıladıklarını kavramaya gayret ediyoruz. Bir yandan da sinemanın diğer sanatlarla olan ilişkisini, filmler bağlamında tartışarak; sinemanın diğer sanatlardan ayrı düşünülemeyeceğini savunuyoruz. Bu amaçlarla, birbirinden farklı coğrafyalarda, farklı zamanlarda çekilmiş ve birbirinden farklı türlerde pek çok film eleştirisine yer vermeye çalışıyoruz. Sinemayı bir kültür olarak gören herkesin katılımına da açığız. Arzu edenler mail adresinden bizlere ulaşabilir, yazılarını paylaşabilir ve filmlerle ilgili görüşlerini iletebilir.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK