Nocturnal Animals

Nocturnal Animals

697
0
PAYLAŞ
Nocturnal Animals

Nasıl bir intikam tercih edersiniz; aksiyon dolu mu yoksa soğuk ve zarif olan intikam mı?

Çalıştığınız şirketin duvarında “İntikam” yazılı bir tablonun farkına yeni vardığınız noktada intikamı alan kişi değil de intikam alınan kişi olduğunuzu düşünün. Vahşet içeren, aksiyon dolu bir intikam değil ama bu, daha çok sizin geçmişiniz sizden aldığı uzun soluklu, zarif ve soğuk olanından ve siz bu intikama engel olamıyorsunuz, aksine bu intikam alınırken kendinizi izlemek zorundasınız çünkü geçmişiniz sizi ele geçirecek tüm hassas noktalarınızı biliyor.

Tom Ford, Austin Wright’ın oyunundan esinlenerek sinemaya uyarlayıp yönettiği 2016 yapımı bir film; Gece Hayvanları. Bir film demek yeterli gelmeyecektir Gece Hayvanları’na; aynı zamanda film içindeki kitabı da Tom Ford baştan sona okutuyor filmi izlerken size.

Amy Adams yani Susan adlı karakterimiz genç yaşında Jake Gyllenhaal yani Edward karakterimize aşık olan varlıklı ailenin sanatsever kızı. Edward’da tam aksine sıradan bir aileden gelen yazma konusunda iyi olan bir adam. Zengin kadın-fakir erkek aşkı değil bu, sizi yanıltmasın. Zengin kadının kendi yaşam standartlarını yükseltebilmek için egolarını fakir erkekten üstte tutan, duygularıyla oynayan, başka bir adamla birlikte olan kadın tarafından alınan kusursuz bir intikam hikayesi. Kusursuz bir intikam diyorum çünkü intikamın böylesi güzel be kardeşim. Filmdeki Edward karakteri romandaki Tony Hasting olarak intikamını direkt Susan karakterinden alıyor. Bunu nasıl yapıyor; Susan’a kendi yazdığı kitabını (Gece Hayvanları) gönderdiği romandaki baş karakterleri olan Tony Hasting’le kendini özleştirdiği terk ediliş hikayesiyle. Susan romanı okudukça daha önce Edward’a söylediği “Karakterlerini daha içten ve hissederek yazmalısın.”  cümlesini bu sefer gönderdiği romanında hissediyor. Öyle çok hissediyor ki var olan birlikteliğini kenara bırakıp, Edward’la görüşmeyi amaçladığı buluşma teklifinde, yaptığı hatalar için özür dileyecek kadar net bir çizgide.

Susan başka bir açıdan bakılırsa, karakterinde öncelerinde zorluklarına tahammül edemediği annesiyle olan konuşmasında annesinin ona söylediği “Hepimiz eninde sonunda annelerimize benzeriz.” cümlesini izleyene zaman içerisinde kendi tarafından sunuyor. En büyük istemsizliği annesi gibi parayı seçmemek olan Susan, aşkı, Edward’ta tadarken; Edward’ın var olan samimi ama daha pasif karakteriyle adeta oynuyor süreç içinde. Olan Edward’a oluyor; ortaya Tony Hasting roman karakteriyle Susan’a empati yapması için geri dönüyor.

Edward’ın Susan’ın ona yetebilecek özgüvenini karşılamayan daha sessiz olan karakteri yüzünden ilişkilerinin bittiğini gören izleyici yer yer “Aslında bizde mi böyleyiz ?” sorusunu kendisine soruyor. Yönetmen bunu filmde seyircinin görmesini isteyecek şekilde vermiş. Kitabı daha açmadan elini romanın hediye paketiyle kesen Susan, romanı okurken daha önceleri fark edemediği Edward’ın kendisiyle olan ilişkisinde yaşattığı zorlukların karşılıklarıyla canını yakıyor. Zaman içerisinde geleceğe yatırımı para ve güç olarak gören Susan, kitabı okurken Edward’ın hisleriyle birden devriliyor. Susan’da bu devrilişle birlikte Edward’a görüşmek istediğini yazıyor peki ya sonuç? İnsanın alabileceği en büyük intikamla bitiyor. Bu intikam Edward’ın kendi acı duygularını Susan’da hissettirebilecek kadar iyi bir yöntemle sağlamış.

Film içindeki romanı, film ilerlerken Tom Ford izleyene okutabilecek kadar iyi bir kurgu ve senaryo yaratmış. Filmde roman karakterleri film karakterlerinin yansıması olarak karşımıza çıkıyor oluşu empati yapamayacak kadar bencilsen, o acıyı bir gün çekeceksinle sonuçlanmakta. Güzel sonuçlanan bir durum mu yoruma açık tabi, illa intikam alacaksan böyle kusursuz almalısın dedirtiyor insana.

Gece Hayvanları’nın geneline bakarsak güçlü-zayıf ilişkisini, güçlünün zayıfı nasıl yok ettiğini, ezdiğini görüyoruz sürekli. Güçlünün zayıfı ezdiği noktada zayıfın yükselişini izlemiyoruz aksine zayıfın olduğu yerden, sahte güçlülüğü gerçek güçsüze çevirişini izliyoruz. Gece Hayvanları’nı izlenebilir kılan en iyi noktalardan birisi de bu; Edward karakteri asla olduğu konumu değiştirme niyetinde değil, Edward Susan’dan nokta atışıyla güçlü zannettiği konumu ufaktan bir sallıyor romanıyla; Susan’da güçlü (!) imgelere sahip olduğu için epey sarsılıyor anlayacağınız. Kısacası Edward Susan’a uzaktan bir empati seansı yaptırıyor.

İntikam gibi gözüken kurgunun içinde, günümüz insanının güçlü-zayıf ilişkisini temel alan karşıt göstergelerle yola çıkan Tom Ford empatiyle noktalandırıyor Gece Hayvanları’nı. Filmin kurgusu oldukça gizemli ve gergin ilerlediği için kesintisiz izlettiriyor; Kayıp Kız (Gone Girl, 2014) gibi. Tom Ford’un seçtiği mekan, müzik ve renkler filmin temelini oluşturan karşıt kavramlarla paralel ilerlemekte. Amy Adams’ın kızıl saçlı güçlü kadın karakteri; Jake Gyllenhaal Edward karakteri ve film içindeki roman karakteriyle yani Tony Hasting’le karşımıza çıkmakta. Roman karakterlerine hayat verenlerden Michael Shannon Oscar’larda En İyi Erkek Yardımcı Oyuncu adaylığında, Bobby karakteriyle şef rolünde karşımızda. Aaron Taylor-Johnson da roman içinde ki Ray adlı kötü karakteri canlandırıyor.

Gece Hayvanları’nı öne çıkaran kısım film içindeki romanı Susan’la birlikte izleyen seyircinin kendisine göre farklı anlamlar çıkarabilmesi, yani açık uçlu olması. Filmde ortak olarak çıkartabildiğimiz bir sonuç varsa o da filmde geçen sözdür; “Birini sevdiğinde onunla dikkatli olman gerekebilir, onu bir daha bulamayabilirsin.”

İntikam denilince akla ilk gelen dizilerden biriyle sonlandırmak gerek…

Barış Parlatangiller

barisparlatangiller@gmail.com

PAYLAŞ
Önceki makaleAnkara Film Festivali’nde Jüri Başkanı Onur Ünlü
Sonraki makaleYouth
Sinemaya gönül veren bir grup sinefilin kurduğu Avrupa Sineması internet sitesi, Avrupa sinemasını daha geniş kitlelere tanıtmak ve bu filmlerle ilgili ufak da olsa bir tartışma ortamı yaratmak amacıyla kuruldu. Sitenin kuruluş amaçlarından biri de; tür sinemasını da yadsımadan, sinemanın sadece bir eğlence aracı olmadığının vurgusunu yapmak. Metin Erksan’dan bir alıntı yapacak olursak; bilimlerin ve sanatların varoluşlarının sınırları, geçmişin derinlikleri içindedir… Sinema bilim; sinema sanatı ve sinema bilimi kapsamında; sanatsal düşüncenin ve uygulamanın, sinemasal düşüncenin ve uygulamanın, yaratısal düşüncenin ve uygulamanın, görüntüsel düşüncenin ve uygulamanın, çekimsel düşüncenin ve uygulamanın, oluşumunu, gelişimini, dönüşümünü saptar ve oluşturur. Bu nedenle bizler de günümüzde çekilen filmler dışında, geçmişin derinliklerine doğru bir yolculuk yaparak; bu sanatı etkileyen filmleri ve yönetmenleri de tanıtmaya, eleştirmeye ve onların sinemayı nasıl algıladıklarını kavramaya gayret ediyoruz. Bir yandan da sinemanın diğer sanatlarla olan ilişkisini, filmler bağlamında tartışarak; sinemanın diğer sanatlardan ayrı düşünülemeyeceğini savunuyoruz. Bu amaçlarla, birbirinden farklı coğrafyalarda, farklı zamanlarda çekilmiş ve birbirinden farklı türlerde pek çok film eleştirisine yer vermeye çalışıyoruz. Sinemayı bir kültür olarak gören herkesin katılımına da açığız. Arzu edenler mail adresinden bizlere ulaşabilir, yazılarını paylaşabilir ve filmlerle ilgili görüşlerini iletebilir.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK