Free Solo

Free Solo

98
0
PAYLAŞ

2013’ten beri evli olan ünlü dağcı Jimmy Chin ve yönetmen Elizabeth Chai Vasarhelyi’nin yönettikleri, Oscar ve BAFTA’da En İyi Belgesel ödülü sahibi Free Solo, dünyanın çeşitli yerlerindeki zorlu tırmanışlarıyla tanınan Alex Honnold’u mercek altına alıyor. Chin ve Vasarhelyi ikilisi bir önceki belgeselleri Meru’da, dünyanın en çetrefilli zirvelerinden biri olan Hindistan’daki Meru’ya tırmanış gerçekleştiren Conrad Anker, Jimmy Chin ve Renan Öztürk’ün bu maceralarını filme almışlardı. Bu tehlikeli aktiviteye tutkulu insanlar üzerine pek çok belgesele rastlıyoruz. Honnold’u ve bu tırmanışını farklı kılan şey ise, onun Yosemite Ulusal Parkı’nda bulunan 926 metre yüksekliğindeki El Capitan kaya formasyonuna ekipmansız, ipsiz çıkmak istemesi. Bunu başardığı taktirde ekipmansız bir şekilde en uzun yüksekliğe tırmanan insan olarak tarihe geçecek. 1000’den fazla serbest solo tırmanış yapan, bunlardan en kayda değerleri olarak 2008’de Utah’daki 209 metrelik Moonlight Buttress ve aynı yıl Yosemite’deki 607 metre Half Dome örneklerine imza atan Honnold, daha önce ekipmanlarla defalarca tırmandığı El Capitan’a ipsiz tırmanmayı kafasına koyuyor. Bu zorlu, sancılı, çılgın süreci 2016 İlkbaharından itibaren izlemeye başlıyoruz.

Kitap yazan, söyleşilere katılan Alex Honnold, mütevazi, hatta çoğu zaman sefil bir hayat süren, kendini tamamen tırmanma tutkusuna adamış bir adam. Onu ve onun bu deli işi El Capitan saplantısını yine en iyi kendisi anlatıyor. Ölümün kıyısında gezinmeyi bir şov haline getirmekten ziyade, en ufak bir hatada kayıp feci şekilde can verme fikrinin yerine daha tutkulu ve pozitif bir etik geliştirmek, tüm riskleri avantaja çevirmenin yollarını aramak, bir hayali gerçekleştiriyor olmanın zevkini tatmak gibi daha bir çok amaç sayılabilir. Honnold en başta risk almayı, rahatsız olmayı seven bir insan. “Herkes mutlu ve rahat olabilir ama kimse mutlu ve rahat olduğu için büyük bir şey başaramaz” diyerek hayata karşı geliştirdiği meydan okuma karakterini özetliyor. Bir yol belirlediğini, o yolda karşılaşacağı tüm tehlikelere karşı hazırlık yapıp o yolu bitirmeye kilitlendiğini anlıyoruz. Aslında pek çok insan için de bunun olması gerektiği bir gerçek. Honnold için bu yol El Capitan’a ipsiz tırmanmaksa, başkası için paraşütle atlamak, gitar çalmayı öğrenmek veya hoşlandığı kıza açılmak olabilir. Mühim olan, o yola ne kadar kendinizi adadığınız olsa gerek.

Honnold’un belirlediği hedef, tarihi bir sportif başarının ötesinde, onun bu hayatta yer kaplama amacını tanımlayabilmesi için kendi özüne bir meydan okuma. 8 yıllık hayali olan El Capitan’a teçhizatsız tırmanma fikrinin suya düştüğü, yarım kaldığı, ötelendiği de oluyor. Ama bunlar olduğunda Honnold için hayat basit bir simülasyondan ibaret hale geliyor. Hayattan keyif alamıyor. En büyük destekçilerinden biri olan kız arkadaşı Sanni ile olan ilişkisi bile bu hayalinin gerisinde seyrediyor. Sanni için bu bir sorun değil. Çünkü Alex Honnold, hayallerini gerçekleştirme uğruna babasını bile tanımayacak zor bir karakter olduğunu, kimsenin önceliği olmadığını yeterince anlatabilecek kadar dürüst. Onun iş disiplinine, fiziki ve felsefi donanımına, karakter yapısına, ölüme bakışına dair tüm kilit noktaları bizzat ondan duyuyoruz. Alone On The Wall isimli kitabında mutlaka daha fazlası vardır. Fakat işin görsel kısmı gerçekten muazzam. Free Solo, olması gerektiği gibi bu çılgınlığa çok doğru bir kronoloji ve duygusallıkla yaklaşan bir belgesel. Bunda kendisi de pek çok çılgınlığa adını yazdırmış profesyonel dağcı/fotoğrafçı/yönetmen Jimmy Chin’in payı büyük. Nasıl ki Honnold en ince ayrıntısına kadar El Capitan’ın çeşitli isimler verilmiş bölümlerini deneme/yanılmalarla analiz edip kendisine bir tırmanma stratejisi geliştirdiyse, Chin de bu tarihi olayı en iyi şekilde, Honnold’ın konsantrasyonunu bozmayacak minimallikte filme almak için profesyonel stratejiler tasarlıyor.

Nihayet büyük tırmanışın gerçekleşeceği son düzlüğe girildiğinde tansiyonu çok iyi dengeleyen ve yükselten belgesel, nefeslerin kesildiği inanılmaz bir 20 dakika barındırıyor. Hayatı boyunca çeşitli tırmanış hedefleri belirlemiş, bunları birer “path” (yol) olarak kendine misyon edinmiş, her birini birer yolculuk olarak etiketlemiş Honnold için belki de hayatının en önemli yolculuğu olan El Capitan tırmanışını izlerken insanın aklına o kadar çeşitli, değişken, çiğ, gerçek üstü düşünceler geliyor ki, yüzlerce gereksiz kişisel gelişim kitabının anlatmak için debelenip, sanki hayatın sırrını veriyormuşçasına en basit seviyeden mesaj kasmalarından çok daha fazla şey anlatıyor. Honnold’ın bir varoluş simgesi olarak gördüğü bu tırmanış, yine Oscar ödüllü James Marsh belgeseli Man On Wire’daki ip cambazı Philippe Petit’nin İkiz Kuleler arasında önlemsiz yürüme saplantısını da akıllara getiriyor. Bir hedef, o hedefi gerçekleştirmek için gerekli titiz ön çalışmalar, üstesinden gelinmesi gereken psikolojik dalgalanmalar, fizik kuralları, risk hesapları, en önemlisi de bu çılgınlığın çıkış noktası sayılabilecek azim, inat ve tutku bu iki olağanüstü belgeselde ele alındığı kadar başka nerede bu denli doyurucu ve gerilimli anlatıldı bilemiyorum.Honnold ve Petit’nin hayatlarını anlamlandırmak için yerden metrelerce yüksekte çizdikleri rotalar, ayakları yere basanların çoğunun çizdiklerinden çok daha anlamlı, çok daha öz benliğe yönelik.

Osman Danacı

odanac@gmail.com

Twitter

PAYLAŞ
Önceki makaleMindscape (Anna)
Sonraki makaleThe Assassin
Avatar
İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu. Sinema, müzik ve edebiyat, ilgi alanı olmaktan öteye geçmiş, yaşam biçimi olmuş. Geçmişinde radyo programı, bir gazetenin Pazar ekinde albüm eleştirmenliği ve amatör fotoğrafçılık yapmışlığı var. Öğrenciyken Shakespeare, Wordsworth, Austen, Hardy, Lawrence okumanın, Virginia Woolf üzerine bitirme tezi vermenin, önüne gelen her albümü dinlemenin, özellikle 80'leri ve 90'ları türlü komikliği ve dramatikliğiyle yaşamanın sonucu doğan yazma ihtiyacını sinema ve müziğin bünyesinde anlamlandırmaya çalışıyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK