Match Factory Girl, The

Match Factory Girl, The

365
0
PAYLAŞ

Aki Kaurismaki’nin “Shadows in Paradise” filmiyle başladığı ve daha sonra “Ariel” filmiyle devam ettiği, “İşçi Sınıfı Üçlemesi” adını verdiği serinin son filmi “Match Factory Girl”. Kaurismaki’nin daha önceki filmlerini izleyenler onun son derece sade, minimalist üslubunun yanı sıra filmlerinde sürekli toplumun dışına itilmiş basit insanların sıradan ve zorluklarla geçen hayatlarını anlattığını biliyordur. Bunu anlatırken de toplumsal eleştiri ve kara mizahı oldukça etkili kullanıyor.

Kibritçi Kız’da da bütün bunları görmek mümkün. Iris, bir kibrit fabrikasında yürüyen bantın üzerindeki kibrit kutularının etiketlerini kontrol etmekle görevlidir. Iris, soğuk, içine kapanık, basit ve sıradan bir kadındır. Hayatı da tekdüzedir. İşten eve gelir. Sonra ev işleriyle uğraşır. Üvey babası ve annesinin yanında yaşar. Maaşını ailesine verir, buna rağmen evde kalan bir kiracı gibidir. Ne iş yerinde bir arkadaşı vardır, ne ailesiyle iletişimi. Yabancılaşma ve iletişimsizliğin egemen olduğu bir dünyada Iris’te kendisine düşeni fazlasıyla almaktadır. Tek eğlencesi okuduğu kitaplar ve gece gittiği bardır.

Barda bile kimse onun farkına varmaz. Buna rağmen ısrarla süslenip bara gitmeye devam eder. Bir gün maaşının büyük bölümünü vitrinde gördüğü bir elbiseye yatırır. Ailesinin bu davranışa çok sinirlenmesine rağmen, o elbiseyle bara gider ve şansı o gece için döner. Barda zengin bir adamla tanışır ve geceyi onun yatağında geçirir. Aslında aradığı sevgi ve huzurdur. Fakat işler istediği gibi gitmez. Hep bir rüya ülkesine uçup gitmeyi hayal eden kibritçi kızın bu arayışı onu daha da hüzünlü bir hikayenin içine çeker.

Barda beraber olduğu Aarne, Iris’e onunla bir gelecekleri olmayacağını belirtir fakat işler bununla da sınırlı kalmaz. Iris geçirdiği bu tek gecelik ilişkiden sonra hamile kalmıştır. Aarne’nin kendisini istememesine rağmen bebek sayesinde yine kendine bir çeşit teselli bulur. Öyle ki, Aarne’ye durumu anlatmak için yazdığı mektupta bu olayı kaderin kendileri için ayarladığı bir sürpriz olarak gösterir. Fakat Aarne’nin buna tepkisi çok sert olur ve mektuba iki kelimelik bir cevap yazar. (“o piçten kurtul”) Durumdan haberdar olan üvey babası da Iris’e evden gitmesi gerektiğini söyler. Böylece zaten sıradan ve sefil bir hayatı olan, tekdüze bir yaşam süren Iris, kendini iyice yitik, aldatılmış hisseder ve testi buradan sonra kırılır. Çevresindeki insanların bu zorbalığı Iris’i de bir femme fatale’ye dönüştürür, artık Iris’in tatlı rüyaları asılsız hayallere çevrilmiştir. O da çevresindekilerden bunun intikamını kendi yöntemiyle almaya başlar.

Aki Kaurismaki, kendine has üslubuyla Hans Andersen’in masalını Finlandiya toplumuna uyarlamış. Fakat bu masalda iyi olan hiçbir şey yok, mutlu olan hiçbir karakter yok. Oldukça hüzünlü ve ağır bir drama olmuş. Bu filmi izledikten sonra İskandinav insanlarının o katıksız melankolisini daha iyi anlıyoruz. Etraflarına ördükleri bu kalın iletişimsizlik duvarında gerçekten bir umut ışığı bulmak oldukça zor. Andersen’in masalında olduğu gibi Kaurismaki’nin Kibritçi Kızı da şimdi sokak ortasında olduğunu unutmuş düşler dünyasına dalıyor.Tıpkı niceleri gibi…


Barış Saydam

bar_saydam@hotmail.com

PAYLAŞ
Önceki makalePrincesas
Sonraki makaleWay I Spent the End of the World
Sinemaya gönül veren bir grup sinefilin kurduğu Avrupa Sineması internet sitesi, Avrupa sinemasını daha geniş kitlelere tanıtmak ve bu filmlerle ilgili ufak da olsa bir tartışma ortamı yaratmak amacıyla kuruldu. Sitenin kuruluş amaçlarından biri de; tür sinemasını da yadsımadan, sinemanın sadece bir eğlence aracı olmadığının vurgusunu yapmak. Metin Erksan’dan bir alıntı yapacak olursak; bilimlerin ve sanatların varoluşlarının sınırları, geçmişin derinlikleri içindedir… Sinema bilim; sinema sanatı ve sinema bilimi kapsamında; sanatsal düşüncenin ve uygulamanın, sinemasal düşüncenin ve uygulamanın, yaratısal düşüncenin ve uygulamanın, görüntüsel düşüncenin ve uygulamanın, çekimsel düşüncenin ve uygulamanın, oluşumunu, gelişimini, dönüşümünü saptar ve oluşturur. Bu nedenle bizler de günümüzde çekilen filmler dışında, geçmişin derinliklerine doğru bir yolculuk yaparak; bu sanatı etkileyen filmleri ve yönetmenleri de tanıtmaya, eleştirmeye ve onların sinemayı nasıl algıladıklarını kavramaya gayret ediyoruz. Bir yandan da sinemanın diğer sanatlarla olan ilişkisini, filmler bağlamında tartışarak; sinemanın diğer sanatlardan ayrı düşünülemeyeceğini savunuyoruz. Bu amaçlarla, birbirinden farklı coğrafyalarda, farklı zamanlarda çekilmiş ve birbirinden farklı türlerde pek çok film eleştirisine yer vermeye çalışıyoruz. Sinemayı bir kültür olarak gören herkesin katılımına da açığız. Arzu edenler mail adresinden bizlere ulaşabilir, yazılarını paylaşabilir ve filmlerle ilgili görüşlerini iletebilir.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK