Der Freie Wille

Der Freie Wille

459
0
PAYLAŞ

Der Freie Wille

Theo, psikiyatrik ıslahevinden yeni salınmış bir tecavüz suçlusudur. Theo’nun kadınlara duyduğu korku ve derin, tatmin edilmemiş arzuları onun “normal” topluma ayak uydurmasını zorlaştırmaktadır. Diğer taraftan Netti, 27 yaşında nihayet, kendisini uzun süredir psikolojik olarak taciz eden babasından kurtulmayı başarır. Theo ile Netti’nin yolları, Theo’nun işe yeni başladığı matbaada kesişir ve kısa sürede ikisinin arasında sıra dışı bir aşk doğar.

Daha başındaki tecavüz sahnesi yüzünden bir karakterin sahip olduğu negatif potansiyeli bu kadar etkili biçimde göstermesi ile nefretimizi garantiye alıp, ardından onun iyileşme sürecinde yaşadıklarını resmederek o nefreti acımaya (hatta kilise sahnesiyle acıma + sempatiye) dönüştürmeyi başaran bir film. Matthias Glasner bizi adeta Theo‘nun içine hapsediyor. Yarattığı klostrofobi, bir tecavüz ve şiddet bağımlısının gündelik hayatının bile çıkmaz sokaklarla dolu olduğuna izleyeni ikna etmede zorlanmıyor. Bu çıkmazları işlerken bazen çok ağırlaşıyor. Özellikle Theo‘nun tezgahtar kadını takip ettiği bölüm ile final kısmı, uzunluk ve belirsizliğiyle beni gerçekten sıktı. Ama özellikle Nettie ile olan bölümler, (benzerine pek rastlamadığım derecede) hastalık sebebiyle suçlu bir bireyin dönüşüm sürecine ışık tutar türden tarafsızlık ve hoşgörü ile bezenmişti kanımca.

Filmin hem iyi, hem de kötü adamı olmanın hakkını vermek çok güçtür. Jürgen Vogel bunun altından başarıyla kalkıyor. Sabine Timoteo‘da onun gölgesinde varolmaya çalışıyor. Kısa da olsa, özellikle Antikörper‘de hayran kaldığım André Hennicke‘yi izlemek keyif olmasa da iyiydi. Ama o filmdeki seri katil portresini izlemenizi tavsiye ederim. Alman sinemasındaki yükseliş gerçekten kayda değer. Belki de yükseliş falan yoktu, her zaman öyleydi. Fazla takip edemediğimiz için yükseliş-alçalışların da farkına varmak zor.

Osman Danacıoğlu
odanac@gmail.com

PAYLAŞ
Önceki makaleNight of the Sunflowers
Sonraki makaleBeaufort
İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu. Sinema, müzik ve edebiyat, ilgi alanı olmaktan öteye geçmiş, yaşam biçimi olmuş. Geçmişinde radyo programı, bir gazetenin Pazar ekinde albüm eleştirmenliği ve amatör fotoğrafçılık yapmışlığı var. Öğrenciyken Shakespeare, Wordsworth, Austen, Hardy, Lawrence okumanın, Virginia Woolf üzerine bitirme tezi vermenin, önüne gelen her albümü dinlemenin, özellikle 80'leri ve 90'ları türlü komikliği ve dramatikliğiyle yaşamanın sonucu doğan yazma ihtiyacını sinema ve müziğin bünyesinde anlamlandırmaya çalışıyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK