Der Tunnel

Der Tunnel

456
0
PAYLAŞ

 

der-tunnel

Tek amacı, aynı ırktan oldukları halde Almanların komünist Doğu Almanya‘dan özgür Batı’ya kaçmasını engellemek olan Berlin Duvarı‘nın inşasının başladığı yıllardayız. Su sporları şampiyonu Harry Melchior, konumundan ötürü kolayca diğer tarafa kaçabilecek durumdadır ama kızkardeşi Lotte‘yi ardında bırakmayı içine sindiremez. Sonunda dayanamaz ve sahte belgelerle sınırı geçer ama geride kalan Lotte‘yi de kurtaracağına yemin eder.

Genç adam, bir mühendis olan en iyi arkadaşı Matthis ile birlikte bir plan yapar: Lotta‘yı kurtarmak için duvarın altından bir tünel kazacaklardır. Matthis de kaçarken yakalanıp Doğu’da kalan sevgilisi Carola‘yı bulmayı hayal etmektedir. Gruba annesini kurtarmak için katılan Fred ile tek amacı özgürlüğe hizmet etmek olan idealist Vic de dahil olduğunda harekete geçerler..

Almanlar, sabıkalı geçmişleri ile, dünya üzerinde bu tip suçları bulunan pek çok ülke gibi özeleştirilerini en etkili yolla, sinemayla yapmayı en iyi başaran milletlerden biri olmuşlardır. Savaş ve sonrası konulu sayısız filmler arasından başyapıtlar çıkması için tek taraflı değil, objektif bir bakış açısı gerekmektedir. Bu sayısız filmlerin çoğunda Almanların kötü adam konumunda bulunmasının tabi ki belli nedenleri var. Ancak onların kendi içlerine dönüp yaptıkları muhasebe, Der Tunnel, Sophie Scholl, Das Leben der Anderen ve birçok yönden Der Untergang gibi filmlerde vücut bulduğunda, izlemeye doyum olmayan eserler ortaya çıkıyor. Daha çok televizyonda adını duyurmuş yönetmen Roland Suso Richter’in adını en son 2003 yapımı bir Amerikan-İngiliz yapımı olan ve fazla ses getirmemiş The I Inside da duymuştuk. Ama Der Tunnel, her yönetmenin kariyerinde sahip olmayı isteyeceği türden bir dram-gerilim örneği.

Bu kez savaş sonrası Almanya’sında, en az savaş kadar manevi yıkıma sebep olmuş kaynayan Doğu-Batı atmosferindeyiz. Richter, filmi tarihsel olarak anlaşılır kılmak için özel bir çaba sarfetmemiş ve zaten çok fazla tarihsel altyapıya ihtiyaç duyulacak bir film de olmamış. Doğu-Batı ikileminin ortasına kurulan meşhur duvarın sembolize ettiği dram, sadece insanları fiziksel olarak ayırmamış, umutları, aşkları, hayatları da paramparça etmişti. İnsan hayatındaki değerleri ayırmanın, onları yok etmeye çalışmanın nasıl kolay ve nasıl zor olabileceğini de ancak Der Tunnel gibi yaşanmış olaylara dayanarak çekilen filmler anlatmayı başarabiliyor. Sevgiyi yüzeyde bir duvar engelliyorsa, o sevgi yeraltına inip tünel kazıyor. Sevgi, kapıdan kovulursa bacadan giriyor. Ve bunu en iyi işleyen filmlerden birisi de, tarih boyunca damgalanmış Almanya’dan çıkıyor. Bu da bize insani değerlerin milliyetsiz olduğu gerçeğini haykırıyor bir kez daha..

Der Tunnel’in mükemmelliğinin, yaşanmış olaylardan ibaret olmasının dışındaki en önemli sac ayağı oyuncu kadrosu.. Son zamanlarda az rastlanan şekilde bu filmde başrolde adı geçen her oyuncunun kendine ait sahneleri var ve hepsinin de performansları muhteşem. Der Untergang’da kısa bir rolle izlediğimiz Heino Ferch, yine aynı filmde Hitler’in sekreteri Traudl Junge rölündeki aktris Alexandra Maria Lara, Sebastian Koch, Mehmet Kurtuluş, Felix Eitner, Nicolette Krebitz hepsi birbirinden rol çalıyor. Hiçbiri figüran ya da garnitür değil, hepsi başrol, hepsi ışıl ışıl parlayan birer yıldız.. Karaktere değer veren, seyirciyi karakterlerle buluşturmayı başaran bir filmin sırtı asla yere gelmez.

Filmin dram-gerilim yapısını biraz açmak gerekirse, görüntüler ve kurgunun işleyişi o kadar uyumlu ki, izlemeye doyulmayacak oyuncu bolluğunun ekonomik kullanımı, bir sonraki sahneyi tahmin etmeyi güçleştiriyor. Yeraltının yeryüzünden daha güvenli olduğu hissini veren ışık ve renk kullanımı, insan suretlerindeki dramatik yönlerin altını ustaca çiziyor. Dramatik kurgu özellikle ortalardaki duvarı aşmaya çalışan gencin sahnesinde tavana vuruyor adeta. Trajik sevişme sahnesi, ihanetler, kavuşmalar, ağlamalar, gülmeler neredeyse olayın kendisi kadar gerçek. Filmin hiç bitmeyen gerilim öğesini de Albay ve emrindeki Alman askerleri oluşturuyor. Bu filmdeki Alman askerleri, Schindler’s List, The Pianist gibi filmlerdeki sadist betimleme ile değil, daha çok yakalanmalarını istemediğimiz insanları kovalayan gerilim unsurları olarak işlenmekte.. Yine de filmdeki yakalanma tehditini sona kadar ayakta tutan, tekin olmayan unsurlar..

Der Tunnel, 1961 yılında yaşanmış gerçek bir özgürlük hikayesi olmasından başka, olağanüstü oyunculuklarıyla Alman sinemasının yüz aklarından ve izlenmeyi kesinlikle hak eden bir film.

Osman Danacıoğlu

odanac@gmail.com

PAYLAŞ
Önceki makaleYossi and Jagger
Sonraki makaleClean
İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu. Sinema, müzik ve edebiyat, ilgi alanı olmaktan öteye geçmiş, yaşam biçimi olmuş. Geçmişinde radyo programı, bir gazetenin Pazar ekinde albüm eleştirmenliği ve amatör fotoğrafçılık yapmışlığı var. Öğrenciyken Shakespeare, Wordsworth, Austen, Hardy, Lawrence okumanın, Virginia Woolf üzerine bitirme tezi vermenin, önüne gelen her albümü dinlemenin, özellikle 80'leri ve 90'ları türlü komikliği ve dramatikliğiyle yaşamanın sonucu doğan yazma ihtiyacını sinema ve müziğin bünyesinde anlamlandırmaya çalışıyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK