Kanal

Kanal

485
0
PAYLAŞ

kanal

İnince o çukurun dibine,
gördüm ki…
İnsanlar boğulmakta,
mahrem yerlerinden akan pisliklerin içinde…
(İlahi Komedya – Cehennem / Dante )

Andrzej Wajda bilindiği üzere Katyn katliamları sırasında, subay olan babasını kaybetmişti. Bunun da etkisiyle daha on sekiz yaşındayken Vatan Ordusuna katılarak direniş hareketlerinde aktif bir rol oynar. Yine aynı orduda görev yapan bir subay olan Jerzy Stefan Stawinski’nin savaştan sonra yazdığı öykülerden uyarlanan Kanal, Wajda’nın kişisel gözlemlerinden de güç alır. Savaş sırasında aktif olarak direniş hareketlerinin içinde yer alan bu ikilinin filme kattıkları gerçeklik ile Kanal; 2.Dünya Savaşı ile ilgili çekilmiş olan en dikkat çekici ve gerçekçi filmlerden biridir.

Savaştan sonra ünlü Lodz Sinema Okulu’nu bitiren Wajda, savaş sonrasının getirdiği özgürlükçü ortamdan da yararlanarak Vatan Ordusu’nun direnişini ekrana taşımaya karar verir. Fakat Stawinski’nin senaryosu ve Wajda’nın kamerası gerçeklere yoğunlaşacaktır. Bu yüzden Kanal hiçbir zaman tek taraflı anlatılan bir kahramanlık öyküsü değildir. Mücadelenin yanısıra, yapılan hatalar ve mücadele sırasında yaşanan insanlık dışı olaylar da Wajda’nın kamerasından kaçmaz. Wajda bir dönemi ve dönemin ruh halini bir tanık edasıyla resmeder. Savaştan dolayı psikolojisi bozulan insanları, çocuklarını arayan anaları, sevgililerinin peşinde koşan ve umutsuzca aşklarına sarılan kızları, ne yapacağını bilemeyen komutanları, çaresiz askerleri ve ümitsiz sanatçıları gösterir. Toplumun geniş bir tasvirini yapmak için özellikle toplumun çeşitli gruplarına mensup insanları tek bir bölükte toplamaya dikkat eder. Bu bölük aynı zamanda Polonya’nın kolektif bilincini yansıtmak için özenle seçilmiş insanların oluşturduğu küçük bir prototiptir. Bu sayede yönetmen bütün toplumun ruh halini de yansıtma imkanı yakalar.

1944’teki Alman işgaline direnen Vatan Ordusu’na mensup bir bölüğün başından geçen olayları anlatan Kanal, aynı zamanda insanoğlunun içine düştüğü çaresizliğin de resmini çeker. Sonu gelmez kanalizyonların içinde insanlar bir yandan Almanlardan kaçmaya çalışır bir yandan da kendi dışkılarının içinde hayatta kalmak için mücadele verir. İşgale direnmek, karşı koymak ve düşmanla mücadele etmek bu yüzden hiçbir zaman kahramanlık hikayesine dönüşmez. Filmde hiç kimse kahraman değildir. Herkes, hayatta kalmak için her şeyi göze alan sıradan insanoğludur. Üstelik komutanların verdiği ve insanların ölümleriyle sonuçlanan emirlerde sorgulama konusu olur. Filmde vatanseverlik pek çok açıdan tartışmaya açılır. Vatanseverlik ülküsüyle gözardı edilen ve ikinci plana atılan yaşama isteği filmde tartışma konusudur. Birçoğu asker olmayan insanın yer aldığı elli kişilik bir bölüğün Almanlara karşı direnmesi ne kadar soylu bir davranıştır?

Wajda, filmde düşman kuvvetlerini çok sık ekrana taşımaz. Bu tercihi de onun, aslında düşmanla savaştan çok, insanların kendi kendileriyle yaptıkları mücadeleleri ön plana çıkarma isteğinden kaynaklanır. İnsanlar savaşın dolaylı olarak yol açtığı sıkıntılarla mücadele eder. Büyük bir kıtlık vardır. Taş üstünde taş kalmaz ve insanlar büyük bir aidiyet sorunu yaşar. Hiç kimsenin kimi kimsesi kalmaz. Umutsuzca bir arayış vardır. Bu arayış aynı zamanda hayata tutunmaya çalışmanın da tezahürlerinden birini oluşturur. Filmin ana temalarından biri de insanların yaşamak için verdiği mücadeledir. İşgal kuvvetleri tarafından yaratılan karmaşa ortamında insanlar her şeye rağmen yaşamak için bir mücadele verir. Wajda da savaştan çok, bu mücadeleye yoğunlaşır. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu ayırt etmenin imkasızlaştığı savaş ortamında anlatılan romantik kahramanlık masallarına da kuşkucu bir gözle yaklaşır. Wajda, babasını Katyn katliamında kaybeden ve henüz on sekiz yaşındayken direniş grubuna katılan bir Polonyalıdan beklenmeyecek kadar soğukkanlı ve ölçülüdür. Kanal’da üç gruba ayrılarak yaşama mücadelesi veren insanların hikayelerini resmederek filmdeki insani yanların altını çizer. Savaşta sadece kahramanca hareketlerin olmadığını, ihanetlerin, korkunun ve baskı altında verilen hatalı kararların da olduğunu gösterir. Bozulan insan psikolojisine çeşitli karakterler aracılığıyla vurguda bulunur. Kanal’ın gücü de buradan kaynaklanır: Kanal, bu özelliklerinden dolayı klasik bir 2. Dünya Savaşı filmi değildir. Savaşın insanlar üzerinde yarattığı etkileri gösteren ve insanı öne çıkaran hümanist bir filmdir. Wajda’nın ülkesinin insanlarının kolektif bilincinde yer eden önemli bir olayı bu denli soğukkanlı bir biçimde yansıtması ise çok önemlidir. Yönetmen bu tavrıyla, Katyn filminde de gösterdiği gibi ancak insanların birleşerek savaşları engelleyebileceğini vurgular. Wajda için yapılan hatalardan ders çıkarmak önemlidir. Bu hataları yapanları aşağılayarak ve bu hataların mağdurlarını aziz ilan ederek bir yere varılamaz. Vatansever olmadan önce, herkes hümanist olmalıdır ve insanlığa inancını korumalıdır.

Barış Saydam
bar_saydam@hotmail.com

PAYLAŞ
Önceki makaleIn the City of Sylvia
Sonraki makaleTruands
1983, İstanbul doğumlu. 2006 yılında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Altyazı dergisinde sinema eleştirileri yazmaya başladı. 2008’de Avrupa Sineması isimli web sitesini kurdu. 2011 yılında Hayal Perdesi dergisinde web sitesi editörlüğüne başladı ve derginin yayın kurulunda görev aldı. TÜRVAK bünyesinde çıkartılan Cine Belge isimli derginin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. 2012’den beri Sinematek Derneği’nde Film Analizi dersi veriyor. 2013 yılından beri Türk Sineması Araştırmaları (TSA) projesinde koordinatör yardımcılığı ve içerik editörü olarak görev yapıyor. Ayrıca Giovanni Scognamillo’nun Gözüyle Yeşilçam(2011), Sinemada Tarih Yazımı (2015), Erol Ağakay: Yeşilçam’a Adanmış Bir Hayat (2015), Oyuncu, Yönetmen, Senarist, Yapımcı Yılmaz Güney (2015) ve Karanlıkta Işığı Yakalamak: Ahmet Uluçay Derlemesi (2016) isimli kitapları da bulunuyor. Başta Jean-Luc Godard olmak üzere Fransız Yeni Dalgası'nı, pek çok farklı sanat dalını filmlerinde ustalıkla kullanabilen yönetmenleri ve eleştirilerini sanattan ödün vermeden yapabilen filmleri seviyor. Istvan Szabo'nun sinemacılar dünyayı değiştiremez sözüne katılıyor; ama sinemanın insanı değiştirebileceğine inanıyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK