Los Cronocrimenes

Los Cronocrimenes

710
0
PAYLAŞ

Los Cronocrimenes

90’ların ortalarından beri özgün ve etkili gerilim filmleri üreten İspanyol Sineması, aslında başlı başına bir inceleme konusu olabilir. G.Kore’nin görkemli çıkışından sonra gelen cıvık ve insanı sıkıntıdan patlatan, kendini tekrar ede ede iğrenç bir hal alan filmlerinin aksine, İspanyollar sürekli kendilerini aşmaya çalışıyor. Bildik temaları farklılaştırmaya gayret ediyor. Kimi zaman da El Orfanato gibi gerilim sinemasının klişelerini kolajlayarak insanlara tanıdık gelen ve ana akıma göz kırpan filmler üretiyorlar. Aslında formülleri çoğu zaman basit: Gerilim yaratan bir objeyi ya da bir olguyu merkezlerine alarak, bunu İspanyol toplumuna uyarlıyorlar. Fakat bunu yaparken, bir yandan da gösterme/gizleme klişesiyle sınırlı kalmayarak, kullanılan objeyi ya da olguyu tartışmaya açıyorlar. Tesis ve [Rec] buna en iyi örnekler.

Los Cronocrimenes de zamanda yolculuk ve geçmişte yapılan değişikliklerin geleceğe etkileri üzerine ilginç bir deneme. Michael Crichton‘ın eserinden ve öncüllerinin fikirlerinden beslenerek bambaşka bir rotada ilerliyor. Ele aldığı olguyu, yeni yaklaşımlarla genişletiyor ve farklılaştırıyor. Bunu yaparken gerilim sinemasının en klişe metodlarından yararlanıyor tabii. Los Cronocrimenes‘in başarılı İspanyol gerilim filmlerinden ayrılan yanı ise, onlar gibi İspanyol toplumunun bilindik temalarını ve karakteristik özelliklerini kullanmaması oluyor. Filmin geçtiği mekan, filmdeki karakterlerin özellikleri ve tepkileri çok sıradan ve hiçbir şekilde farklılaşmıyor. Film, İspanyol değil de Fransız filmi de olsa bir şey değişmez hissi yaratıyor. Bu özellik Los Cronocrimenes‘in karaktersiz bir gerilim filmi olarak kalmasına neden oluyor. Filmin olay örgüsü sırasında gerçekleşen ana akıma göz kırpan geçişler ve olay çözümlemeleri ise filmin yönünü belli ediyor. Los Cronocrimenes; İspanyol gerilim filmleri iyidir şeklinde oluşan izlenimden nasiplenen ve farklılığını göz boyayıcı bir şekilde cilalayan bir gerilim filmi. Fazlası değil! Oysa fikir olarak gerçekten enterasan, ama uygulamada son derece basmakalıp.

Barış Saydam
bar_saydam@hotmail.com

PAYLAŞ
Önceki makaleThe Dreamlife of Angels
Sonraki makaleJCVD
1983, İstanbul doğumlu. 2006 yılında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Altyazı dergisinde sinema eleştirileri yazmaya başladı. 2008’de Avrupa Sineması isimli web sitesini kurdu. 2011 yılında Hayal Perdesi dergisinde web sitesi editörlüğüne başladı ve derginin yayın kurulunda görev aldı. TÜRVAK bünyesinde çıkartılan Cine Belge isimli derginin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. 2012’den beri Sinematek Derneği’nde Film Analizi dersi veriyor. 2013 yılından beri Türk Sineması Araştırmaları (TSA) projesinde koordinatör yardımcılığı ve içerik editörü olarak görev yapıyor. Ayrıca Giovanni Scognamillo’nun Gözüyle Yeşilçam(2011), Sinemada Tarih Yazımı (2015), Erol Ağakay: Yeşilçam’a Adanmış Bir Hayat (2015), Oyuncu, Yönetmen, Senarist, Yapımcı Yılmaz Güney (2015) ve Karanlıkta Işığı Yakalamak: Ahmet Uluçay Derlemesi (2016) isimli kitapları da bulunuyor. Başta Jean-Luc Godard olmak üzere Fransız Yeni Dalgası'nı, pek çok farklı sanat dalını filmlerinde ustalıkla kullanabilen yönetmenleri ve eleştirilerini sanattan ödün vermeden yapabilen filmleri seviyor. Istvan Szabo'nun sinemacılar dünyayı değiştiremez sözüne katılıyor; ama sinemanın insanı değiştirebileceğine inanıyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK