Ana sayfa 2000'ler 2007 Los Cronocrimenes

Los Cronocrimenes

1349
0

Los Cronocrimenes

90’ların ortalarından beri özgün ve etkili gerilim filmleri üreten İspanyol Sineması, aslında başlı başına bir inceleme konusu olabilir. G.Kore’nin görkemli çıkışından sonra gelen cıvık ve insanı sıkıntıdan patlatan, kendini tekrar ede ede iğrenç bir hal alan filmlerinin aksine, İspanyollar sürekli kendilerini aşmaya çalışıyor. Bildik temaları farklılaştırmaya gayret ediyor. Kimi zaman da El Orfanato gibi gerilim sinemasının klişelerini kolajlayarak insanlara tanıdık gelen ve ana akıma göz kırpan filmler üretiyorlar. Aslında formülleri çoğu zaman basit: Gerilim yaratan bir objeyi ya da bir olguyu merkezlerine alarak, bunu İspanyol toplumuna uyarlıyorlar. Fakat bunu yaparken, bir yandan da gösterme/gizleme klişesiyle sınırlı kalmayarak, kullanılan objeyi ya da olguyu tartışmaya açıyorlar. Tesis ve [Rec] buna en iyi örnekler.

Los Cronocrimenes de zamanda yolculuk ve geçmişte yapılan değişikliklerin geleceğe etkileri üzerine ilginç bir deneme. Michael Crichton‘ın eserinden ve öncüllerinin fikirlerinden beslenerek bambaşka bir rotada ilerliyor. Ele aldığı olguyu, yeni yaklaşımlarla genişletiyor ve farklılaştırıyor. Bunu yaparken gerilim sinemasının en klişe metodlarından yararlanıyor tabii. Los Cronocrimenes‘in başarılı İspanyol gerilim filmlerinden ayrılan yanı ise, onlar gibi İspanyol toplumunun bilindik temalarını ve karakteristik özelliklerini kullanmaması oluyor. Filmin geçtiği mekan, filmdeki karakterlerin özellikleri ve tepkileri çok sıradan ve hiçbir şekilde farklılaşmıyor. Film, İspanyol değil de Fransız filmi de olsa bir şey değişmez hissi yaratıyor. Bu özellik Los Cronocrimenes‘in karaktersiz bir gerilim filmi olarak kalmasına neden oluyor. Filmin olay örgüsü sırasında gerçekleşen ana akıma göz kırpan geçişler ve olay çözümlemeleri ise filmin yönünü belli ediyor. Los Cronocrimenes; İspanyol gerilim filmleri iyidir şeklinde oluşan izlenimden nasiplenen ve farklılığını göz boyayıcı bir şekilde cilalayan bir gerilim filmi. Fazlası değil! Oysa fikir olarak gerçekten enterasan, ama uygulamada son derece basmakalıp.

Barış Saydam
bar_saydam@hotmail.com

Önceki makaleThe Dreamlife of Angels
Sonraki makaleJCVD
1983, İstanbul doğumlu. Lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimini Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Sinema Bölümü'nde yaptı. Altyazı dergisinde sinema eleştirileri yazmaya başladı. 2008’de Avrupa Sineması isimli web sitesini kurdu. 2011-2014 yılları arasında Hayal Perdesi dergisinde web sitesi editörlüğü yaptı ve derginin yayın kurulunda görev aldı. TÜRVAK bünyesinde çıkartılan Cine Belge isimli derginin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. 2012’den beri Sinematek Derneği’nde Film Analizi dersi veriyor. 2013-2019 yılları arasında Türk Sineması Araştırmaları (TSA) projesinde koordinatör yardımcılığı ve içerik editörü olarak görev yaptı. 2018-2020 yılları arasında İstanbul Şehir Üniversitesi'nde ders verdi. 2018-2021 yılları arasında Sinema Yazarları Derneği'nin (SİYAD) genel sekreterliğini üstlendi. Ayrıca Giovanni Scognamillo’nun Gözüyle Yeşilçam(2011), Sinemada Tarih Yazımı (2015), Erol Ağakay: Yeşilçam’a Adanmış Bir Hayat (2015), Oyuncu, Yönetmen, Senarist, Yapımcı Yılmaz Güney (2015)- Burçak Evren'le ortak-, Karanlıkta Işığı Yakalamak: Ahmet Uluçay Derlemesi (2016), Aytekin Çakmakçı: Güneşe Lamba Yakan Adam (2019), Osmanlı’da Sinematografın Yolculuğu (1895-1923) [2020], Derviş Zaim Sinemasına Tersten Bakmak (2021) – Tuba Deniz’le ortak-, Orta Doğu Sinemaları (2021) – Mehmet Öztürk’le ortak-, Türkiye’de Sanat Sineması (2022) isimli kitapları da bulunuyor.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here