La Stanza del Figlio

La Stanza del Figlio

447
0
PAYLAŞ

La Stanza del Figlio

KAYIP-ÇÖZÜLÜŞ-DİRİLİŞ

Sevilenin kaybına ilk tepki genelde “keşke ben olsaydım onun yerinde” minvalinde bir isyan cümlesi olur. Hele ki aile içinde bir kayıp yaşandığında, yaşanılan acı kişisel boyuttan çıkar, ailenin ortak üzüntüsü haline gelir. Ayrıca bu üzüntü tablosuyla beraber aile içi bağlar sınanır, yeniden şekillenir, bağlarda zayıflıklar varsa onarılabilir veya tamamen kopup dağılabilir. Aileyi bir arada tutan otoriter, paylaşımcı olmayan, aile fertlerini özgüven yoksunu bırakmış bir babanın ardından aile ayakta kalmakta zorlanabilir. Öte yandan yine ailenin çok önemli bir paydası aralarından ayrıldığında daha sıkı kenetlenerek mücadele etmeye başlayabilirler. Nanni Moretti’de Oğul Odası ( Le Stanza Del Figlio ) adlı filminde dört kişilik bir burjuva ailesinin oğullarını kaybetmeleri sonrası yaşadıkları adaptasyon sürecine kamera uzatıyor.

Baba Giovanni, anne Paola, ergenlik çağındaki iki çocukları Andrea ve Irene’den oluşmaktadır ailemiz. Oğul Andrea’nın deniz kazasındaki ölümü sonrası aile fertlerinin olaydan etkileniş ve hem kendilerinin hem de ailenin ayakta kalabilme süreçlerini izlemeye başlıyoruz. Nanni Moretti, filminde oğulun ölümünü ilk sahnelere yerleştirip, filmin neredeyse tamamında ailenin geçirdiği süreçleri gözlemlemiyor. Olayın etkileyiciliğini arttırma, dramatik yapıyı sağlam bir şekilde kurabilme adına öncelikle karakterlerle özdeşleşmemizi sağlamayı amaçlıyor, her birini çok derinlikli olmasa da giriş bölümünde tanıyoruz. Ayrıca daha da önemlisi aile fertlerinin birbirleriyle ilişkisinden, ailenin genel refah ve iletişim düzeyine kadar birçok veriyle donatılıyoruz. Tüm taşları yerli yerinde olan burjuva ailenin sorunları çocukların ergenliğe adım atmalarıyla başlıyor. Özellikle Andrea’nın okulda başgösteren sorunları ebeveyn ve çocuklar arasında oluşmaya başlayan iletişim kopukluğunun başlangıcı oluyor. Ama bunun ötesinde film özellikle baba ve oğul arasındaki ilişkiyi diğer aile fertlerinin aralarındaki ilişkilerinden bir üst katmanda ele alıyor. Baba oğuldan çok iki arkadaş gibi olan Giovanni ve Andrea arasındaki ilişkinin sıcaklığını yansıtıyor kamera. Baba ve oğulun ilişkisine yoğunlaşma, Andrea’nın ölümü sonraki aşamalarda çok daha işlevsel bir boyutta değerlendirilmeyi bekliyor. Nanni Moretti, genelde aralarında iletişim kopukluğu olduğu varsayılan baba ve oğul klişesini tersyüz ederek gayet sıcak ve empati kurulabilecek bir ilişkiyi örnekliyor.

Nanni Moretti sinema kariyeri boyunca sıkı bir komünist oarak, ülke yönetimndeki sağ partileri devamlı sert bir şekilde eleştiren bir sanatçı, aktivist olarak tanınmaktadır. Burjuva aile ve değerlerindeki yapaylık, kırılganlık ve çürümüşlük sistem eleştirisi yaparken, yardımcı unsur olarak kullandığı motiflerdendir. Oğul Odası’nda da huylu huyundan vazgeçmiyor, kusursuz çizilen burjuva ailesinin tek vuruşla ne hale geldiklerini anlatmaya çalışıyor. Fakat ortak kanı(ki filmde bunu doğruluyor) Moretti’nin İtalya’nın Woody Allen’ı lakabını almasını sağlayan sert ve hiciv dolu dilinin bu filmde çok daha sakin ve dramatik, yumuşak kullanıldığı yönünde. Evet, Moretti ailenin kayıp sonrası travmalara varan ve hayattan kopma noktasına gelen ruhsal durumu sert bir dilde burjuva değerlerini eleştirerek değil, aile dramasına anlayışla, sağduyulu bir ses olarak yaklaşıyor. Bu ayrıca Nanni Moretti’nin de olgunluk dönemine girdiğinin de bir göstergesi sayılabilir. Çünkü başrolde kendisi oynuyor, filmdeki karakteri ve kendisi de aynı kuşaktalar.

Moretti suçluluk kavramı üzerinden ana karakterine yaklaşıyor. Oğluyla koşuya gitmek yerine, durumu acil bir hasta için kasaba dışına giden Giovanni, denize açılıp boğularak ölen Andrea’nın ölümünden kendini sorumlu tutuyor. Neredeyse filmin tamamında anne ve kız karakterler acıyla yüzleşmeye çalışırken, baba bir kat daha acı çekiyor. Moretti babanın omuzlarına iki kat yük ve sorumluluk yüklüyor. Hem babanın oğluyla ilişkisinin gayet sıcak oluşu hem de babanın suçluluk duygusuyla acısı iki kanattan perçinleniyor. Moretti karakterlerini hayata karşı donanımlı, kişisel gelişimleri yerli yerinde, sosyal statüleri üst seviyede çizerek olumsuz olay karşısındaki kırılganlıklarında çok daha büyük bir etkinlik ve çarpıcılık sağlıyor. Güçlü, sarsılmaz çizilen karakterlerin, domino taşları misali birbirlerine çarpa çarpa devrilmeleri çok daha sarsıcı ve üzerinde durulması gereken bir hal alıyor. Bu bağlamda baktığımızda babanın omuzundaki yükler daha da arttırılabiliyor. Aile reisi olarak her daim güçlü ve toparlayıcı olması için şartlandırılan baba figürü, üstüne babanın mesleği olarak yine her daim soğukkanlı ve teskin edici olan psikologluğu tercih edince, Giovanni’nin yükü nefes alamayacak sınırlara dayanabiliyor. Moretti baba karakterine oğluyla ilişkisi dolayısıyla daha ağırlık vermesine karşın, anne ve abla karakterlerinin de adaptasyon süreçlerine çarpıcı ve gerçekçi bakışlar atabiliyor. Onların meslekleri de liderliği, soğukkanlılığı, profesyonelliği düstur edinen meslekler. Anne, doktor kimliğiyle konsantrasyon ve dikkatin olmazsa olmaz olduğu bir meslek kolunda yer almakta. Abla ise okulun basketbol takımının oyun kurucu(guard) pozisyonunda. Guard pozisyonun özelliği ise takımı yöneten, bir arada tutan, kilit noktasındaki isim olması.

Moretti, giriş bölümünde karakter tanımlarını, aile içi ilişki sistematiğini usulca ve özenli bir şekilde işledikten sonra, Andrea’nın ölümüyle dramatizasyonun işlerlik kazandığı bölüme geçiyor. Meslekleri bir şekilde karakterlerine de yansıyan aklıselim, her daim sakin ve ‘alternatifleri çantada tutan’, karşındakilerinin heyecanlarını, savruluşlarını dizginleyen aile fertlerinin çözülüşlerine tanık oluyoruz. Konsantrasyon bozukluğu, suçluluk, sinirlenme, çaresizlik, sorumsuzluk gibi türlü türlü duygular karakterlerin hayatla aralarına bir perde çekiyor. Giovanni için bir süre sonra hasta-psikolog ayrımı bulanıklaşıyor, bir nevi hastalarıyla yer değiştiriyor. İşini yapamaz duruma geldiğinde soluğu zorla da olsa başka bir psikolog karşısında alıyor. Hayat boyu verdiği telkinler söz konusu kendi olunca işe yaramaz oluyor. Ruhsal savruluşu bir noktadan sonra kendisini ve mesleğinin işlevselliğini sorgulama boyutlarına taşınıyor. Aile sanki yıllardır kendilerini alıştırdıkları kusursuz, olumsuzluktan korunmuş, pembe dünyalarının içinde dış dünyaya kapılarını kapatıp, aslında aktüel olanla bağlarını kopartıyorlar. Mış gibi yaşamları, sıkı sıkıya ördüklerini zannettikleri aile içi bağları bir anda dağılıverme kırılganlığına dönüşüveriyor. Moretti’nin sosyal anlamdaki eleştirisi çok steril, korumacı ve sistematik bir düzen kuran burjuva yaşamının aslında nasıl kartondan temeller üzerinde ayaktaymış yanılsamasına oluyor. Ama hayatlarında bir kayıp sonrası tamir edilemez gibi görünen savrulmalar yaşatan Moretti, ikinci bir düğüm noktasında aileye yaralarını sarıp, hayata adapte olma fırsatı sağlayan bir öğeyi devreye sokarak açtığı gediği yamama yöntemlerini de kendince sunuyor. Karakterlerin ruhsal çözülüşlerinin dramatikliği ve gerçekçiliği, hayattaki konumlanışları seyirciye bu kadar iyi geçmesinde, Moretti’nin teknik tercihleri ve oyunculuk performansları da çok etkili oluyor. Tüm oyuncular çok üst düzey bir performansla karakterlerin kanlı canlı, hayatın içinden olduklarına bizleri inandırırken; kamera film boyunca karamsarlık salgılayan dinginliğini, gözlemci konumunu koruyor. Moretti, hiçbir şekilde teknik oyunlara başvurmadan yavaş, yüreğe oturan taş misali kurgusuyla hüznü ajitasyonun çok uzağındaki bir sınırda tutmasını kesinlikle tam bir sanatçı duyarlılığıyla başarıyor.

Andrea’nın kısa bir süre beraber olduğu kız arkadaşını ailenin en travmatik döneminde hikayeye dahil ederek, olayı farklı bir kanala sokuyor. Aslında bu yeni karakter, Moretti’nin ailenin yaşadığı travmanın aşılması için sunduğu bir alternatif. Eski sevgiliyle yapılan konuşmalar aslında tanıdıklarını düşündükleri Andrea’nın bilmedikleri yönleri olduğunu keşfetmelerini sağlayıyor. Böylece aralarından ayrılmasıyla geçmişte kalan hep korunaklı, dokunulmaz ve ulaşılmaz karakterini başka bir gözle tekrar kritize etme olanağı sağlayan bir açılım getiriyor. Farklı ve rasyonel olmayan bir yolla olsa da, Andrea’nın bambaşka yönleriyle veya yaşadıkları dünyaya ait bir parçasıyla, kanlı canlı bir anısı ile oluşan büyük boşluğu geçici de olsa kapatmaya çalışmaları için bir fırsat oluyor eski sevgili, arkadaş, tanık. Moretti kırılganlığını resmettiği ailenin en azından silkinmeleri için bir umut ışığı veren unutulmaz dingin finaliyle, çözümün hep biryerlerde olduğunu fısıldıyor. Ama seyirci için film o noktada bitmiyor sanki. Moretti’nin karakterleri öylesine gerçekçiler ki, jenerik yazıları akarken biz gözlemci seyirci, ailenin gelecekteki tercihleri, kararları üzerinde çoktan yorumlarda, telkinlerde bulunmaya başlıyoruz. Bir film bitiyor belki ama bambaşka bir film devam ediyor içimizde…

Murat Ata
murtieko@hotmail.com

PAYLAŞ
Önceki makaleBeat That My Heart Skipped
Sonraki makaleSommer Vorm Balkon

Sinemaya gönül veren bir grup sinefilin kurduğu Avrupa Sineması internet sitesi, Avrupa sinemasını daha geniş kitlelere tanıtmak ve bu filmlerle ilgili ufak da olsa bir tartışma ortamı yaratmak amacıyla kuruldu. Sitenin kuruluş amaçlarından biri de; tür sinemasını da yadsımadan, sinemanın sadece bir eğlence aracı olmadığının vurgusunu yapmak. Metin Erksan’dan bir alıntı yapacak olursak; bilimlerin ve sanatların varoluşlarının sınırları, geçmişin derinlikleri içindedir… Sinema bilim; sinema sanatı ve sinema bilimi kapsamında; sanatsal düşüncenin ve uygulamanın, sinemasal düşüncenin ve uygulamanın, yaratısal düşüncenin ve uygulamanın, görüntüsel düşüncenin ve uygulamanın, çekimsel düşüncenin ve uygulamanın, oluşumunu, gelişimini, dönüşümünü saptar ve oluşturur. Bu nedenle bizler de günümüzde çekilen filmler dışında, geçmişin derinliklerine doğru bir yolculuk yaparak; bu sanatı etkileyen filmleri ve yönetmenleri de tanıtmaya, eleştirmeye ve onların sinemayı nasıl algıladıklarını kavramaya gayret ediyoruz. Bir yandan da sinemanın diğer sanatlarla olan ilişkisini, filmler bağlamında tartışarak; sinemanın diğer sanatlardan ayrı düşünülemeyeceğini savunuyoruz. Bu amaçlarla, birbirinden farklı coğrafyalarda, farklı zamanlarda çekilmiş ve birbirinden farklı türlerde pek çok film eleştirisine yer vermeye çalışıyoruz. Sinemayı bir kültür olarak gören herkesin katılımına da açığız. Arzu edenler mail adresinden bizlere ulaşabilir, yazılarını paylaşabilir ve filmlerle ilgili görüşlerini iletebilir.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK