Snijeg

Snijeg

517
0
PAYLAŞ

snijeg

Savaşın gölgesi altında yaşamak, yaşamaya çalışmak…

Bosna Savaşı ile ilgili son dönemde çekilmiş en ilgiye değer film olan “Grbavica” gibi “Snijeg” de bir bayan yönetmenin kamerasından, savaşın kadınlar ve çocuklar üzerindeki etkilerini sorgulayarak savaşın kolektif bellek üzerinde bıraktığı yıkımı gösteriyor. Yine “Grbavica” gibi sessiz, sakin, mesafeli ve gerçekçi bir bakış açısıyla derdini anlatan “Snijeg” kimi zaman kullandığı ironi ile de savaş üzerine iğneleyici tespitlerde bulunuyor. Yönetmenin mesafeli yaklaşımı onun sinemasal dilini zenginleştirirken, karakterlerin çerçevedeki yalnızlıkları da aslında savaşın ağırlığını, bir anlamda karanlık ve rahatsız edici gölgesini de işaret ediyor.

“Snijeg”, savaştan sonra yıkık dökük bir hâlde olan, alabildiğine geniş yeşillikler içindeki bir Bosna köyünde geçiyor. Köyün tek reşit erkeği olan yaşlı adam, ezan vakitlerinde ezan okuyarak köyün manevi yönden de en büyük güç merkezini teşkil ediyor. Bir tür güç merkezi olarak gösterilen yaşlı adam aynı zamanda ironik bir şekilde sekiyor. Her ne kadar ifade edilmese de belli ki savaşta ayağından yaralanmış. Buna rağmen köyde hayatta kalan tek reşit erkek de yine bu adam. Erkeklerin filmde fiziksel olarak fazla gözükmemesine rağmen filmin pek çok karesinde erkeklerin varlığı/yokluğu çok baskın. Köydekilerin kendi aralarında oynadıkları basit bir oyunda bile bir erkeğin ismi geçtiğinde birdenbire herkes sessizleşmeye ve başını öne eğmeye başlıyor. Erkeklerini kaybetmiş kadınların bütün acılarını içlerine gömmeye çalışmaları ve onlar olmadan hayata tutunma çabaları savaşın geride kalanlar üzerindeki etkisini de çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor.

Geride kalmanın tek zorluğu bu değil kuşkusuz. Yetim kalan çocukları büyütme, onlara iyi bir gelecek hazırlama telaşı da kadınların içsel karmaşalarını ve endişelerini arttırıcı bir rol oynuyor. Çoğu daha kocasının ölüsünü bile görmemiş olan bu kadınların umut ve umutsuzluk arasında her gün sessizce yaşadıkları gergin iç hesaplaşmalar bir taraftan dramatik bir ağırlık merkezi oluştururken, diğer yandan da çocukları için yaşama devam etme zorunluluğu baş gösteriyor. Kadınların, artık olgunlaşan çocukların ve her şeyden habersizce çocukluklarını yaşamaya çalışan küçük kızların savaşın gölgesiyle mücadelesi farklı şekillerde gelişiyor. Geniş bir karakter yapısına sahip olan filmde yönetmen bütün kadın karakterlerine çok incelikli dokunuşlarda bulunuyor. Sorunlarının nedeni özelinde farklı olsa da genel itibarıyla savaşın etkisini bu kadınların psikolojik durumları üzerinden seyirciye hissettiriyor.

Geride kalanların durumunu psikolojilerini açık ederek veren yönetmen, bunu etkileyici kompozisyonlarla beyazperdeye taşıyor. Kalabalık iç mekânların boğuculuğunun yanı sıra geniş dış mekân çekimlerinin de yalnızlığı yansıttığını gözlemlemek mümkün. Yıkık dökük bir duvarın altında tek başına oturan bir kız çocuğunun yalnızlığı, köyde insanların dışında hiçbir canlının olmayışı, geniş-plan çekimlerin alanı sonsuzmuşçasına resmeden perspektif anlayışı bu yalnızlık hissini kesifleştiren ayrıntılar olarak göze çarpıyor. Bunun dışında yönetmenin ilahi bir gözle kimi zaman yukarıdan bakan bir çekim açısı benimsediğini görebiliyoruz. Özellikle Alma’nın çeşmeye gelerek tası doldurduğu, abdest aldığı ve yağmur damlarının düşüşünün uzun-plan çekimle gösterildiği sekanslarda bu açının hâkimiyeti söz konusu. Köydeki ilahi gücün yansıması olan yaşlı adamın filmin bir yerinde Alma’ya söylediği söz de bu bakış açısının anlamlandırılması için dikkate değer: “Allah, her şeyi görür. “

Özellikle karakterlerine olan yaklaşımı ve kullandığı sinema diliyle etkileyici bir ilk filme imza atan yönetmen Aida Begic, Bosna’da yaşayan insanların kolektif bilincine de “Snijeg” aracılığıyla tercüman oluyor. UNICEF bayrağıyla kapatılan çatının sağanak yağmur altında uçup gitmesi ve herkesin sırılsıklam oluşu gibi düşündürücü sekanslarla pek çok konuya değinilerde bulunan “Snijeg” aynı zamanda savaş sonrasında hayatta kalanların yaşama tutunma çabalarını da bir kahramanlık hikâyesine dönüştürmeden, mesafeli ve gerçekçi bir bakışla yansıtmayı başarıyor. Kuşkusuz “Snijeg” bu yılın en ilgiye değer filmlerinden biri.

Barış Saydam
bar_saydam@hotmail.com

PAYLAŞ
Önceki makaleJulia
Sonraki makaleThe Art of Crying
1983, İstanbul doğumlu. 2006 yılında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Altyazı dergisinde sinema eleştirileri yazmaya başladı. 2008’de Avrupa Sineması isimli web sitesini kurdu. 2011 yılında Hayal Perdesi dergisinde web sitesi editörlüğüne başladı ve derginin yayın kurulunda görev aldı. TÜRVAK bünyesinde çıkartılan Cine Belge isimli derginin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. 2012’den beri Sinematek Derneği’nde Film Analizi dersi veriyor. 2013 yılından beri Türk Sineması Araştırmaları (TSA) projesinde koordinatör yardımcılığı ve içerik editörü olarak görev yapıyor. Ayrıca Giovanni Scognamillo’nun Gözüyle Yeşilçam(2011), Sinemada Tarih Yazımı (2015), Erol Ağakay: Yeşilçam’a Adanmış Bir Hayat (2015), Oyuncu, Yönetmen, Senarist, Yapımcı Yılmaz Güney (2015) ve Karanlıkta Işığı Yakalamak: Ahmet Uluçay Derlemesi (2016) isimli kitapları da bulunuyor. Başta Jean-Luc Godard olmak üzere Fransız Yeni Dalgası'nı, pek çok farklı sanat dalını filmlerinde ustalıkla kullanabilen yönetmenleri ve eleştirilerini sanattan ödün vermeden yapabilen filmleri seviyor. Istvan Szabo'nun sinemacılar dünyayı değiştiremez sözüne katılıyor; ama sinemanın insanı değiştirebileceğine inanıyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK