Satantango

Satantango

376
0
PAYLAŞ

Karanlık, eşsiz bir ağıt…

Yağmur çamur içinde bir uzun plan: İnekler, domuzlar, harabe köy evleri…Macaristan’ın bir köyü… Ağır ağır ilerleyen ve köyün içinden geçen kamera… Satantango: Dünyanın en iyi minimalist yönetmenlerinden birinin başyapıtı. Yaptığı ağır ağır 360 derece dönen kamera hareketleriyle, filmlerini bir tiyatro sahnesine çeviren siyah beyaz bir adam…Yozlaşmış köylüler, topraktan kazanılan para ve elde ettikleri parayı birbirlerinin arkasından oyunlar çevirerek çalmaya çalışan insanoğlu… Hapisten çıkıp, otoriteyle işbirliği içine giren zeki bir hırsız Irimias: Köylüler için kötülüğün isim bulmuş hali ve çok korktukları bir meta. Köye geri gelip, paralarını elinden almaya çalışacağını bilen, komünizm sonrası dönemde sürekli yırtmaya, paralarla kaçmaya çalışan yoz bir nesil…

Komünizm günlerinden kalma bir yöntemle, köyü rapor eden bir doktor… Evinden hiç çıkmadan sürekli içtiği içkisiyle penceresinden bakıp, köylülerin her hareketini yazan bir imge… Köyün köhne barında, sürekli dans edip, şarkı söyleyen köylüler… Kardeşini kandırıp paralarını çalan bir ağabey… Eski fahişeler… Irimias ile işbirliği içindeki polisler… Çocuğuna şefkat veremeyecek bir ebeveyn… Köyün kendini özel gibi gösteren tüm erkekleriyle birlikte olan bir kadın… Bir deli ve tüm bunlardan sıkılan barcı ve intihar eden bir çocuk…

Çocuğun intiharı, Irimias’ın köye geldiğinde köylüleri sözde aydınlatarak her şeye yeniden başlayacağı bir ana dönüşür ve suçluluk duygusu içindeki köylüler, tüm paralarını teker teker Irimias’a verirler ve köyü terk ederler fakat gittikleri yerde içlerindeki varoluşsal kötülük onları birbirine düşürecek ve insanın kendisini aldatması yine Irimias’ta vücut bulacaktır…

Satantango sinematografik olarak muhteşem bir yapıttır. Bela Tarr’ın ağır ağır 360 derece dönen kamerası ve uzun planları her karede bir imge patlaması yaşatır. Aslında bu imgesel metaforlar, Bela Tarr’ın söylediği gibi çok basittir. Bela Tarr en basit şekilde sadece bir hikaye anlatmaya çalışır. Yağmur damlasının camdan akıp gitmesi ve dakikalarca yürüyen insanlar gibi geçişler ve bu karanlık yapısında kötülüğü Bela Tarr’ın kendine özgü sinematografisiyle anlatan film için siyah beyaz çekim olmazsa olmazdır. Kurgu harikası sekansları bir sonraki sahneye geçmeden asla kesmeyen yönetmen için her şey bir tiyatro eşyasıdır sanki. Bardaklar, fıçılar…Akordeon Mihály Víg’in eşsiz müzikleriyle şiirsel bir deneyim kazandırır. Melankoliyi, kötülüğü ve varoluşsal bunaltıyı Bela Tarr’ın her filminde gördüğümüz sürekli yağan yağmur ve batak iğrenç bir çamurda görürüz. Bu sinematografisiyle, yönetmen adeta kötülüğe dair karanlık bir şiir yazmıştır.

Polis müdürünün, Irimias ve Petrina’ya, Irımias ve Petrina’nın köylülere, köylülerin kendi içinde birbirlerine yaptığı kötülük ve sonunda çocuğun kediye eziyeti ve öldürmesiyle devam eder. Bu sahne dünyada var olan kötülüğün kedi ve çocukla gösterilmesi anıdır ki sonunda bundan pişman olan çocuğun eylemi de artık insanlığın sadece çocuklarda mı kaldığı sorusunu can acıtan bir şekilde seyirciye sorar.

Onlarca dakika durmadan dans eden köylüler ve bir deli…

“Irimias ve Petrina’yı gördüm. Geliyorlar geliyorlar, yürüyorlar yürüyorlardı”. Delinin söylediği bu sözcüklerin, dakikalarca uzun planlarda, rüzgar içinde, sokağın pisliğiyle ve yağmur altında toprağın çamuruyla yürüyen Irimias ve Petrina’da irdelenmesi, aslında 7 saatin bu film için normal sayılabildiğini söyleyebiliriz ki bu uzun planların her sekansında, bir şey anlatıyorum diye bağıran kareleri, fotoğraf gibi yorumlanabilir.

Irimias’ın sahte bir peygamber gibi ortaya çıkışı ve köylüleri bu ızdıraptan kurtarma girişimi dine bir gönderme gibi algılanabilir ki , Bela Tarr’ın László Krasznahorkai’nin romanlarından uyarladığı bu karanlık filmleri, ateist olduğunu açıklayan yönetmenin güçlü bir mesajıdır. Bela Tarr’ın bu yedi saatlik senfonisi; yalnızlığı, varoluşsal bunaltıyı, cesaretsizliği, korkuyu ve onun getirdiği şiddeti ve çaresizliği anlatır. Damnation ve Karanlık Harmoniler’le birlikte sinema tarihinin en güzel yapımları arasındadır.

Yiğit Kahraman
yigit-kahraman@hotmail.com

PAYLAŞ
Önceki makaleZahrada
Sonraki makaleRec 2
Sinemaya gönül veren bir grup sinefilin kurduğu Avrupa Sineması internet sitesi, Avrupa sinemasını daha geniş kitlelere tanıtmak ve bu filmlerle ilgili ufak da olsa bir tartışma ortamı yaratmak amacıyla kuruldu. Sitenin kuruluş amaçlarından biri de; tür sinemasını da yadsımadan, sinemanın sadece bir eğlence aracı olmadığının vurgusunu yapmak. Metin Erksan’dan bir alıntı yapacak olursak; bilimlerin ve sanatların varoluşlarının sınırları, geçmişin derinlikleri içindedir… Sinema bilim; sinema sanatı ve sinema bilimi kapsamında; sanatsal düşüncenin ve uygulamanın, sinemasal düşüncenin ve uygulamanın, yaratısal düşüncenin ve uygulamanın, görüntüsel düşüncenin ve uygulamanın, çekimsel düşüncenin ve uygulamanın, oluşumunu, gelişimini, dönüşümünü saptar ve oluşturur. Bu nedenle bizler de günümüzde çekilen filmler dışında, geçmişin derinliklerine doğru bir yolculuk yaparak; bu sanatı etkileyen filmleri ve yönetmenleri de tanıtmaya, eleştirmeye ve onların sinemayı nasıl algıladıklarını kavramaya gayret ediyoruz. Bir yandan da sinemanın diğer sanatlarla olan ilişkisini, filmler bağlamında tartışarak; sinemanın diğer sanatlardan ayrı düşünülemeyeceğini savunuyoruz. Bu amaçlarla, birbirinden farklı coğrafyalarda, farklı zamanlarda çekilmiş ve birbirinden farklı türlerde pek çok film eleştirisine yer vermeye çalışıyoruz. Sinemayı bir kültür olarak gören herkesin katılımına da açığız. Arzu edenler mail adresinden bizlere ulaşabilir, yazılarını paylaşabilir ve filmlerle ilgili görüşlerini iletebilir.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK