Encounters at the End of the World

Encounters at the End of the World

377
0
PAYLAŞ



Bu bir Antartika masalı. Daha önceki birçok belgeselde bu çetin koşullarda yaşam savaşı veren penguenler ele alınmıştı. Werner Herzog, peki ya insanlar diyerek bunlara cevap vermek istemiş bu yapımda. O herzamanki gibi olayları, mekanları ve karakterleri kendi özel cımbızıyla başka dünyalardan çekip, bizlerin önüne sanki onlar daha önce hiç yaşamamışlar ve varolmamışlar gibi koymaya devam etmiş. Bu dünya sadece onun dünyası ve bizlere üzerinde yaşadığımız uzayı en yalın hali ile anlatmaya çalışıyor yine. Filmi doyumsamak için onun diğer yapıtlarını bilmek gerekmiyor. Bu da diğer Antartika belgeselleri gibi çok güzel doğa görüntüleri ile başlıyor. Vostok istasyonu denilen ve daha çok bilim insanlarının duyduğu ve bildiği bir bölgeye yapılan seyahatle devam ediyor belgesel.

Yaşam bizim kıyılarımızda nasıl akıyorsa, oradada öyle akıp gidiyor. Ve tabiki oradaki yaşam koşullarını görmemizi sağlıyor, Herzog. Birçok bilim insanı o bölgeye araştırma yapmak için gidiyor. Uzun süreli orada kalıp çalışanların dışında, Herzog’un profesyonel düş kurucu dediği ora sakinlerinin hikayesi bu belgesel. Heralde sakinler sözcüğü ilk defa yerinde kullanılıyor. Dünya üzerindeki en temiz havanın bulunduğu, en sessiz, en karanlık ve sizleri kimsenin rahatsız edemeyeceği yegane yer çünkü orası. Onlar bizlerin yaşadığı hayatın içeriğine ve biçimine katlanamamışlar ve oraya yerleşip kendilerine başka bir dünya kurmuşlar. Onların orada verdikleri yaşam savaşı ve hikayeleri gözler önüne seriliyor belgeselde. Bunun yanında Herzog kamerasını diğer bir tarafa çevirerek, sihirli bir dünyanın içine bakmamızı da sağlıyor. Buzulların altına dalarak sadece oraya özgü yaşam biçimlerini ve hala aktif durumdaki bir yanardağın içini sunuyor bizlere. Hayatının 20 yılından fazlasını penguenlere adamış bir bilim adamından, hiçbir zaman cevabı verilememiş bir penguen gizemini dinliyoruz. Belki de tam bu noktada düş kuran insanlardan, düş kuran penguenlere geçiş yapmamızı sağlıyor Herzog.

Herzog’un kendi sesinden dinlediğimiz hikaye aslında, ne hayvanları ne de doğayı tanımak için yapılmış bir yolculuk. Bu, insanı en merkeze koyarak yapılmış bir düş kurma. Herzog, bu belgeselde bizlere; ‘neden yaşıyoruz?’ sorusunu yine sordurmayı başarıyor.

Koray Özhan
korayozhan@hotmail.com

PAYLAŞ
Önceki makaleLes Plages d’Agnes
Sonraki makaleJean-Luc Godard Röportajı -1-
Sinemaya gönül veren bir grup sinefilin kurduğu Avrupa Sineması internet sitesi, Avrupa sinemasını daha geniş kitlelere tanıtmak ve bu filmlerle ilgili ufak da olsa bir tartışma ortamı yaratmak amacıyla kuruldu. Sitenin kuruluş amaçlarından biri de; tür sinemasını da yadsımadan, sinemanın sadece bir eğlence aracı olmadığının vurgusunu yapmak. Metin Erksan’dan bir alıntı yapacak olursak; bilimlerin ve sanatların varoluşlarının sınırları, geçmişin derinlikleri içindedir… Sinema bilim; sinema sanatı ve sinema bilimi kapsamında; sanatsal düşüncenin ve uygulamanın, sinemasal düşüncenin ve uygulamanın, yaratısal düşüncenin ve uygulamanın, görüntüsel düşüncenin ve uygulamanın, çekimsel düşüncenin ve uygulamanın, oluşumunu, gelişimini, dönüşümünü saptar ve oluşturur. Bu nedenle bizler de günümüzde çekilen filmler dışında, geçmişin derinliklerine doğru bir yolculuk yaparak; bu sanatı etkileyen filmleri ve yönetmenleri de tanıtmaya, eleştirmeye ve onların sinemayı nasıl algıladıklarını kavramaya gayret ediyoruz. Bir yandan da sinemanın diğer sanatlarla olan ilişkisini, filmler bağlamında tartışarak; sinemanın diğer sanatlardan ayrı düşünülemeyeceğini savunuyoruz. Bu amaçlarla, birbirinden farklı coğrafyalarda, farklı zamanlarda çekilmiş ve birbirinden farklı türlerde pek çok film eleştirisine yer vermeye çalışıyoruz. Sinemayı bir kültür olarak gören herkesin katılımına da açığız. Arzu edenler mail adresinden bizlere ulaşabilir, yazılarını paylaşabilir ve filmlerle ilgili görüşlerini iletebilir.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK