Un Prophéte

Un Prophéte

512
0
PAYLAŞ

Un Prophete

19 yaşında hapse düşen Malik Djabena’nın hüküm giydiği 6 yıl boyunca yaşadıkları, mafya ilişkileri ve suç âleminde içeriden yükselişini yaklaşık 150 dakikaya sığdıran Fransız yapımı Un prophète, Cannes’da Jüri Büyük Ödülü kazanmasının ardından Oscar adaylığı da aldı. Malik’in boyun eğmek zorunda kaldığı Korsikalı mafya babası César Luciani sayesinde yükselişi, uzun süresinin de sağladığı rahatıkla sindire sindire işlenmekte. Fakat uzun yapımların sıklıkla “epik” yakıştırmasına maruz kalmaları burada olduğu gibi yanıltıcı olabiliyor. Zira güçlü bir suç filmi olmasına rağmen Un prophète bana göre epik bir yapıda değil. Gücünü ise içeride ve dışarıda iktidar olma çabasındaki etnik suç örgütlerinin mücadelelerinde yer bulan sürükleyici suç skeçlerini bütünleyebilmesinden alıyor.

Arap olmasına rağmen Luciani’ye çalışan, ama belli köşeleri tutmuş kendi ırkına mensup yapılanmalarla da temas halinde olan Malik, hem içeride hem de dışarıda kendini garantiye almanın mücadelesini veriyor. Bunu yaparken gözüpekliği ön plâna çıkıyor görünse de, senaryonun ona sağladığı şans ve tesadüfler zaman zaman gerçekçi anlatımın önüne tümsekler koyabiliyor. İçeriden dışarı taşan karmaşık suç ağacının dalları sanki o ağaca ait değil de sonradan eklenmiş hissi uyandırıyor. İçeridekilerin dışarıdaki bazı tanıdıkları, onların da tanıdıklarının tanıdıkları yardımlarıyla organize edilen uyuşturucu, şantaj, cinayet işleri (ki birçoğu dişe dokunur şekilde tasarlanmamış) biçim dışında konu olarak baştan savıldığını biraz belli ediyor. Malik’in Luciani’nin verdiği görevlere koşarken, bir yandan da kendi suç kariyerini yaratma evresi, onun dönüşümünü yansıtmada iyi sayılabilecek iken, bu evre için belirlenen olayların seçiminde yeterince titiz davranılmamış diye düşünüyorum. Tahar Rahim’in başarıyla canlandırdığı Malik, şaşkın ördek-mahallenin bıçkın delikanlısı karışımı görünümüne karşın %100 hırslı bir suç figürü olarak iknada sorun yaşamazken, ne yazık ki aynı yüzdeyi derinlikli bir karakter olmada gösteremiyor bana göre. Jacques Audiard bir önceki De battre mon coeur s’est arrêté filmindeki suç eğilimli karakterini çok daha boyutlu biçimde ele almıştı örneğin. Yine de, belki 150 dakikada anlattıklarını 90 dakikada anlatabilecek iken, bunu 150 dakika olduğunu hissettirmeden yapabilen akıcılıkta bir yapım.

Osman Danacı
odanac@gmail.com

PAYLAŞ
Önceki makaleJean-Luc Godard Röportajı
Sonraki makaleKamera-Kalem
İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu. Sinema, müzik ve edebiyat, ilgi alanı olmaktan öteye geçmiş, yaşam biçimi olmuş. Geçmişinde radyo programı, bir gazetenin Pazar ekinde albüm eleştirmenliği ve amatör fotoğrafçılık yapmışlığı var. Öğrenciyken Shakespeare, Wordsworth, Austen, Hardy, Lawrence okumanın, Virginia Woolf üzerine bitirme tezi vermenin, önüne gelen her albümü dinlemenin, özellikle 80'leri ve 90'ları türlü komikliği ve dramatikliğiyle yaşamanın sonucu doğan yazma ihtiyacını sinema ve müziğin bünyesinde anlamlandırmaya çalışıyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK