Mothers

Mothers

857
0
PAYLAŞ


Makedon yönetmen Milcho Manchevski son filmi Anneler (Mothers)’de, birbirinden bağımsızmış gibi görünen üç farklı hikâyeyi ortak bir paydada birleştirerek, belgeselle dramayı iç içe geçiriyor ve bizlere günümüz Makedonya’sıyla ilgili şaşırtıcı ve hüzünlü bir dönüşüm öyküsü sunuyor. Çocukların dünyasına trajikomik bir bakışla açılan film, sonrasında bizleri belgesel çeken üç kişinin yolculuğuna ortak ediyor; bu sayede bizler de Makedonya’nın köylerinde bir yolculuğa çıkıyoruz. Geçmişten günümüze kadar ülkede yaşanan değişimi, kırsal alandan kente yapılan göçlerin sonuçlarını ve köylerde kalan insanların yaşadığı sıkıntıları açık eden bu bölüm, aynı zamanda yönetmenin diğer filmlerine de en çok yakınlaşan kısım oluyor. Üçüncü bölümde ise Makedonya’da yaşanan tuhaf bir seri katil hikâyesi ekrana taşınıyor. Konuşan kafalardan oluşan ve filmin temposunu oldukça düşüren bu bölüm, buna rağmen yönetmen Manchevski’nin filmdeki temel meselesini de çok iyi bir şekilde özetliyor. Gerçeğin olmasa da, gerçekliğin doğasıyla ilgili son derece keskin gözlemlerle Manchevski, bir seri katilin hikâyesi üzerinden eşitlik, adalet ve hak gibi kavramlar üzerine düşündürücü sorular sormayı başarıyor.

Yer yer fazla sarkan ve konudan uzaklaşmamıza neden olan bölümler filmde yer alsa da, netice itibariyle Manchevski Anneler’de son yıllarda pek fazla alışık olmadığımız ve sanıyorum ileride de çok fazla örneğine rastlayamayacağımız belgesel-kurmaca arasında gezinen ve finali itibariyle insanın içine yer eden bir filme imza atıyor. Ne tamamen kurmacaya sırtını yaslıyor, ne de belgesel bir gerçekliğe öykünüyor… İkisinin arasında gidip gelirken, bölümler de kendi aralarında yer yer bütünden farklı bir şeyler söylüyor yer yer de bütüne gönderme yapan ufak parçalar barındırıyor. Bu yüzden, film son anına kadar çözülmüyor ve derdini anlatmak yerine, seyircinin kendi kafasında kurgulayacağı bir gerçeklik sunuyor.

Barış Saydam
bar_saydam@hotmail.com

PAYLAŞ
Önceki makaleChicken with Plums
Sonraki makale64. Cannes Film Festivali’nde Ödüller Verildi
Avatar
1983, İstanbul doğumlu. 2006 yılında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Altyazı dergisinde sinema eleştirileri yazmaya başladı. 2008’de Avrupa Sineması isimli web sitesini kurdu. 2011 yılında Hayal Perdesi dergisinde web sitesi editörlüğüne başladı ve derginin yayın kurulunda görev aldı. TÜRVAK bünyesinde çıkartılan Cine Belge isimli derginin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. 2012’den beri Sinematek Derneği’nde Film Analizi dersi veriyor. 2013 yılından beri Türk Sineması Araştırmaları (TSA) projesinde koordinatör yardımcılığı ve içerik editörü olarak görev yapıyor. Ayrıca Giovanni Scognamillo’nun Gözüyle Yeşilçam(2011), Sinemada Tarih Yazımı (2015), Erol Ağakay: Yeşilçam’a Adanmış Bir Hayat (2015), Oyuncu, Yönetmen, Senarist, Yapımcı Yılmaz Güney (2015) ve Karanlıkta Işığı Yakalamak: Ahmet Uluçay Derlemesi (2016) isimli kitapları da bulunuyor. Başta Jean-Luc Godard olmak üzere Fransız Yeni Dalgası'nı, pek çok farklı sanat dalını filmlerinde ustalıkla kullanabilen yönetmenleri ve eleştirilerini sanattan ödün vermeden yapabilen filmleri seviyor. Istvan Szabo'nun sinemacılar dünyayı değiştiremez sözüne katılıyor; ama sinemanın insanı değiştirebileceğine inanıyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK