Ana sayfa 2010'lar 2010 L’illusionniste

L’illusionniste

964
0


Sylvain Chomet’nin Les triplettes de Belleville’den sonra merakla beklenen animasyon çalışması L’illusionniste, Chomet’nin neden merakla beklenen bir yetenek olduğunu kanıtlar nitelikte sade, ama içten içe çok görkemli bir yapım. 1907-1982 yılları arasında yaşamış usta Fransız komedyen Jacques Tati’nin eski bir yazımından Chomet’nin senaryolaştırdığı film, emektar bir sihirbazın artık gösterilerde yer doldursun diye sahneye çıkarıldığı ufak tefek işlerle geçimini sağlarken, gösteri için gittiği İskoçya’nın bir kasabasındaki küçük otelde tanıştığı temizlikçi kız Alice ile yaşadığı baba-kız benzeri ilişkisine naif bir bakış atıyor. Mesleğinin asaletini hâlâ koruyan, fakat değişen toplum şartları içinde kaybolup gitmeye yüz tutmuş hünerlerini popüler müzik gruplarının konserlerinden sonra, köhne otellerde, ufak merasimlerde, boş koltuklara ve boş bakışlara sergilemek zorunda kalan bir adamın dramını izliyoruz. Her şeye rağmen centilmenliğini elden bırakmamış, etrafı tarafından eskisi kadar ciddiye alınmayan mesleğini kontrollü bir tutkuyla icra eden sihirbazın yılgınlığı ve yalnızlığı yüzüne yansımış duruşu, sevimli Alice’in zorla hayatına dahil olmasıyla biraz sağlamlaşıyor, ümit doluyor.

Aniden böyle bir sorumluluk aldığını hissettiğinde önce şaşkınlık yaşasa da, kendisine sığınan Alice’i elinden geldiğince mutlu etmenin yollarını arıyor. Maddi sıkıntılarına karşın onun beğendiği mantoyu ve ayakkabıları almak, bunları da kendi sihirbaz zerafetiyle ona hediye etmek bu adamı daha da mutlu ediyor. Ne var ki Alice’in önünde yaşayacağı daha pek çok şey olduğu, kendisine bu şekilde bağlı yaşarsa bundan ne kendinin, ne de Alice’in uzun süre mutlu olamayabilecekleri gerçeği ile yüzleşmek kaçınılmaz. Sihirbaz inceliğinin ve disiplinininaltında sevgiye, önemsenmeye, alkışlanmaya hasret kalmış bir adamın, insanca yaşayabilmesi için maddi-manevi ihtiyaçları uğruna ayakta durma çabası, hiçbir şekilde duygu sömürüsüne kaçmayan usta bir dramatik örgüyle, temiz ve dokunaklı bir üslupla ele alınıyor.

Film sadece sihirbazın şahsi yalnızlığına kilitlenmiyor. Onun gibi gösteri sanatlarının çeşitli temsilcilerinin de kendi fanuslarındaki yaşam kavgalarını izliyoruz. Sahip oldukları yeteneklerle varoluş gayreti içindeki bu insanların, değişen ekonomik ve sosyal koşullarda hayatlarını sürdürebilmek için yeterince para kazanamamaları, çevre tarafından sadece bir eğlence aracı olarak görülerek ciddiye alınmamaları, hatta horlanmaları da filmin aynı amaca hizmet eden çokyönlülüğünü güçlendiriyor. Bir palyaçonun sürekli aşağılanıp dövülerek intiharın eşiğine gelmesi, bir vantriloğun evladı gibi gördüğü kuklasını satmak zorunda kalması, akrobat kardeşlerin para için hünerlerini duvar boyamakta kullanmaları madalyonun karanlık yüzünü göstermeye yetiyor.

Sihirbaz da tıpkı bu insanlar gibi zevk aldığı işten geçinmek durumunda kalmasından ötürü değişken şart ve beğenilerin kuru kalabalığında dik durmaya çalışıyor. Bir yandan sihirbaz, palyaço, akrobat, vantrilok, bir yandan da normal bir insan olmaya, insanca yaşamaya çalışmak onlar için güçleşiyor. Alt kimlikleri, kendi inandıkları ölçülere sığmamaya, gösteri dünyası ile gerçek dünya arasında sıkışmalar yaşamaya başlayınca sefaletle mücadele halindeki özlerine dönmek zorunda kalıyorlar. Sihirbaz için gerçek sihirbazlık, bir bakıma bu fikriyat içinde becerilerini sürdürmeye devam etmektir ki, yenilginin kabul edildiği noktada sihirbaz diye birisinin aslında olmadığını itiraf etmek kendisi için çok acıdır.

Sylvain Chomet’nin harika çizimlerinin böyle hassas bir öyküyle birlikteliği, baştan sona saf, temiz, dokunaklı ve yer yer tebessüm ettiren bir sıcaklıkla aktarılıyor. Yine kendi yaptığı müziklerin filmin hücrelerine sızışı da olağanüstü. Yağmurun, otel nostaljisinin, o otel odalarına sızan yanıp sönmekteki tabela ışıklarının, rüzgâr-gölge ilişkisinin estetik görkemi yanında, bir tencere çorbayı paylaşmanın, sihirbazın şapkasında yaşamaya alışmış bir tavşanı doğaya salmanın, değer verdiğiniz birine hediye sunmanın, ama bazen ona verilecek en anlamlı hediyenin onun hayatından çıkmak olabileceğinin hüznünü taşıyan bir film L’illusionniste. Zaten neresinden tutarsanız tutun, elinizde bir tek o hüznün kalacağı güzellikte.

Osman Danacı
odanac@gmail.com

Önceki makaleYeni Çıkan DVD’ler: 127 Saat
Sonraki makaleFilmlerden Sekanslar -7-
İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu. Sinema, müzik ve edebiyat, ilgi alanı olmaktan öteye geçmiş, yaşam biçimi olmuş. Geçmişinde radyo programı, bir gazetenin Pazar ekinde albüm eleştirmenliği ve amatör fotoğrafçılık yapmışlığı var. Öğrenciyken Shakespeare, Wordsworth, Austen, Hardy, Lawrence okumanın, Virginia Woolf üzerine bitirme tezi vermenin, önüne gelen her albümü dinlemenin, özellikle 80'leri ve 90'ları türlü komikliği ve dramatikliğiyle yaşamanın sonucu doğan yazma ihtiyacını sinema ve müziğin bünyesinde anlamlandırmaya çalışıyor.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here