Ana sayfa 2010'lar 2011 One Day

One Day

1199
0


Genelde romantik-drama filmlerinde bir duygu olmaması –daha doğrusu aktarılamaması- türün klişe filmlerinin başlıca sorunudur. Başkarakterlerin başına engeller gelir, engelleri aşarlar ve sonunda birlikte olurlar. Bu süre zarfında iki taraf da birbirini ne kadar sevdiğinin farkına varır. Bu süreçte başkarakterlere yeri gelir güleriz yeri gelir ağlarız, ama netice itibariyle onların birbirini bulmasının bizi de mutlu etmesi istenir. Fakat ne yaratılan yapay romantizm ne de ince hesaplar üzerinden kurulan dramatik yapı seyirciyi etkilemez. Bu filmlerin kendileri vakit kaybından başka bir şey olmadığı için, seyircileri de bu filmleri tüketmek ve vakitlerini geçirmek için izler. Danimarkalı Lone Scherfig’in filmlerinde ise ilginç olan şey, yönetmenin filmlerinde konvansiyonel sinemanın formüllerini kullanarak basit bir dramatik yapı kurmasına rağmen, bütün filmlerinde belirli bir duyguyu yansıtmasıdır. Yönetmenin son filmi Bir Gün (One Day, 2011) de aslında paragrafın başındaki girizgâhla açıklanacak kadar basit ve klişe bir öyküye sahip; fakat Scherfig yine de filmde bir duygu vermeyi başarıyor.

Filmin başkarakteri olan şımarık ve itici Dexter’ın karşısına, onun tam zıttı özelliklerde son derece naif ve kendi halinde Emma karakterini yerleştiren yönetmen, zıtlıklar üzerinden bir çekim alanı yaratıyor. Filmin merkezi ikili arasındaki bu alan olmasına rağmen, film yavaş yavaş daha farklı bir mesajı olduğunu ortaya koyuyor. Aslında izlediğimiz Dexter ve Emma’nın birbirini bulması ya da kaybetmesinden öte, insanların birbirlerinin hayatlarını nasıl dönüştürdüğü… Yönetmen bu sefer Yeni Başlayanlar İçin İtalyanca (Italiensk for Begyndere, 2000), Wilbur Ölmek İstiyor (Wilbur Wants to Kill Himself, 2002) ya da Evim Gibi (Hjemve, 2007) filmlerindeki samimi ve spontaneymiş izlenimi veren bir şekilde bunu anlatmak yerine, daha stilize ve formüle bir şekilde sunuyor. Özellikle filmin son çeyreğine kadar bu tercih bir başka “vakit kaybı” daha dedirtse de, Scherfig son düzlükte dönüşümün tamamlanmasıyla birlikte ortaya çıkan kaybın yasını vurucu biçimde ekrana yansıtıyor. Final itibariyle Bir Gün bizi ne sevindirip mutlu ediyor ne de üzüntüden ağlatıyor: Wilbur Ölmek İstiyor’daki gibi bu ikisinin arasında duran, kimi zaman da melankoliye çalan acı-tatlı bir hissiyat bırakıyor.

Barış Saydam
bar_saydam@hotmail.com

Önceki makaleWoody Allen’den Yeni Proje
Sonraki makaleLeyla ile Mecnun Kaldığı Yerden Devam Ediyor
1983, İstanbul doğumlu. Lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimini Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Sinema Bölümü'nde yaptı. Altyazı dergisinde sinema eleştirileri yazmaya başladı. 2008’de Avrupa Sineması isimli web sitesini kurdu. 2011-2014 yılları arasında Hayal Perdesi dergisinde web sitesi editörlüğü yaptı ve derginin yayın kurulunda görev aldı. TÜRVAK bünyesinde çıkartılan Cine Belge isimli derginin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. 2012’den beri Sinematek Derneği’nde Film Analizi dersi veriyor. 2013-2019 yılları arasında Türk Sineması Araştırmaları (TSA) projesinde koordinatör yardımcılığı ve içerik editörü olarak görev yaptı. 2018-2020 yılları arasında İstanbul Şehir Üniversitesi'nde ders verdi. 2018-2021 yılları arasında Sinema Yazarları Derneği'nin (SİYAD) genel sekreterliğini üstlendi. Ayrıca Giovanni Scognamillo’nun Gözüyle Yeşilçam(2011), Sinemada Tarih Yazımı (2015), Erol Ağakay: Yeşilçam’a Adanmış Bir Hayat (2015), Oyuncu, Yönetmen, Senarist, Yapımcı Yılmaz Güney (2015)- Burçak Evren'le ortak-, Karanlıkta Işığı Yakalamak: Ahmet Uluçay Derlemesi (2016), Aytekin Çakmakçı: Güneşe Lamba Yakan Adam (2019), Osmanlı’da Sinematografın Yolculuğu (1895-1923) [2020], Derviş Zaim Sinemasına Tersten Bakmak (2021) – Tuba Deniz’le ortak-, Orta Doğu Sinemaları (2021) – Mehmet Öztürk’le ortak-, Türkiye’de Sanat Sineması (2022) isimli kitapları da bulunuyor.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here