El Aura

El Aura

469
0
PAYLAŞ


Espinosa, gizli gizli kusursuz soygun yapma hayalleri kuran çekingen bir hayvan doldurucusudur. Hayatındaki ilk av gezisinde, tetiğin bir kere çekilmesiyle hayalleri gerçek olur. Yanlışlıkla bir adamı öldürür, öldürdüğü adam da gerçek bir suçlu çıkınca, onun suç planını devralır: Plan, kumarhane hasılatını taşıyan zırhlı bir aracı soymaktır. Ama üstesinden gelmesi gereken tehlikeli bir engel vardır: Espinosa, sara hastasıdır.

Buenos Aires doğumlu Fabian Biélinski, birkaç filmde yönetmen asistanlığı, yine az sayıda filmde yardımcı senaristlik yapmış taze bir yönetmen. 2000 yapımı Nine Queens ile başlayan bu taze kariyer, 2005’de El Aura ile gelişme gösteriyor. Artık yardımcı konumunda olmak istemediğinden midir, her iki filmin senaryosu da kendisine ait. El Aura, geneline yaydığı gizem ve suç gerilimini iki küsür saat boyunca sürdüren, Arjantin’in Oscar adayı çok başarılı bir “ikinci” film..

Biélinski, yine Buenos Aires’li Ricardo Darín’in canlandırdığı, filmde adını neredeyse hiç duymadığımız Esteban Espinosa karakteri ile bize hangi rüzgarlara kapıldığının ipuçlarını veriyor. Bu karaktere yüklediği özellikler ile onun hikayedeki merkezi rolünü daha da kuvvetlendirerek, onunla ve etrafında gelişen olaylarla daha bütünleşmemizi sağlıyor. Espinosa, çok güçlü bir hafızaya sahip, ölü hayvanları dolduran, kafasında türlü soygun planları kuran, karısı tarafından terk edilen, epilepsi hastası bir “orada olmayan adam”dır. Filmin adı da zaten onun bu hastalığının bir özelliğinden ibarettir. Filmde Espinosa’nın çok güzel betimlediği yorumdan farklı olarak “Aura”, sara nöbeti öncesinde kişinin, belli bir zaman aralığında belirsiz sesler işiterek geçirdiği kriz öncesi ana verilen isimdir.

Orada olmayan adam durumuna da açıklık getirmek gerek. Biélinski’nin yarattığı bu karakteri birçok yönden Coen kardeşlerin merkezi karakterlerine benzetmemiz mümkün. Hatta belli sebeplerden filmin omurgasındaki karmaşık suç örgüsü ve türlü virajlar içeren yapısıyla Coen imzalı filmlere benzetme olasılığımız var. Ancak Coen’lerin çok sevdiği kara-komedi kısmının, komedi bölümüne hiç uğramadan direk kara olmayı tercih etmiş olan El Aura, bu etkileşimden dolayı asla bir Coen taklidi gibi düşünülmemeli. Kara ve komedi arasındaki dengeyi Coen’ler kadar tutturma kabiliyetine sahip çok az sayıda insan var. Ama bir filmi salt “noir” hale getirmek için kesinlikle çağdaşlardan beslenmeyi ihmal etmeyen bir özgünlük gerekiyor. Bu anlamda El Aura oldukça özgün bir yapım sayılabilir.

Hiç beklemediği bir anda, kucağında hep hayalini kurduğu bir soygun planı bulan Espinosa, güçlü hafızası sayesinde başkasının planını kendi planı haline getirmeye uğraşıyor. İlginçtir, onun yaptığı iş olan ölü hayvanları doldurma işi de buna benzer bir hassasiyet gerektirmekte. Ölü bir adamın planına sahip çıkmak ile, ölü bir hayvanın bedenini doldurmak arasında bir takım yorum farkı olsa da, asla akla gelmeyecek bu yakınlığı bir anti-kahramanın bünyesinde ve onun hikayesinde birleştirmek, Biélinski’nin hikayesinin bir başarısı sayılmalı. Daha çok hikayenin gücüne sığınmayı tercih eden senaryo, oluşabilecek açığı görüntüler ve oyunculuklarla gayet olumlu biçimde kapatıyor. Tam göbeğe koyduğu, kişilik olarak artıları-eksileri olan çok fonksiyonlu Espinosa bir tarafta, diğer karakterler bir tarafta olunca, Biélinski bize Espinosa’nın hikayesine kapılma ve onun artıları-eksileri ile yüzleşme zorunluluğu yaratıyor. Diğer taraftan hikayenin gücü, bu yüzleşmeyi bir zorunluluk olmaktan çıkarıp, merak halesi oluşturarak Espinosa’yı “biz” yapıveriyor adeta. Bir geyik yerine, bir insan vurduğumuzu düşünelim. Vicdan sahibiysek o insanın ölü olup olmadığına bakmaya gittiğimizde, hayatta merakımızı en fazla cezp edecek birtakım unsurlar keşfedersek acaba ne olur?

Ricardo Darín’in gösterişsiz oyunu, Biélinski’nin ve onun yaratığı Espinosa’nın en çok ihtiyacı olan şey belki de.. Pejmürde ve dingin bir performans sergileyen Darín, yüz ifadesinin verdiği abartısızlık sayesinde izleyen için özdeşleşme kolaylığı da sağlıyor. Tanrı tarafından ödüllendirilmiş hafıza kuvveti yanında, yine Onun tarafından sara hastalığı ile lanetlenmiş mental ironisi, Biélinski’nin bu karakteri ne kadar özene bezene yarattığının bir başka kanıtı belki de.. Espinosa’yı fiziksel olarak güçsüz kılması, onun psikolojik yanına daha çok eğilmesini ve ucuz kahramanlığa prim vermemesini de açıklıyor.

Olabildiğince ağır ve dipten gelen bir şekilde fona yedirilen klasik müziklerle daha da yoğunlaşan gerilim havası, görüntü estetiğine de katkıda bulunuyor. Filmin başlarında gördüğümüz, Espinosa’nın aynı plan içinde sabit kalmış, sırasıyla odasında, havaalanında, uçakta ve cipte oturan görüntüsü benzersiz bir kurgu stili olmuş. “Aura” tasvirleri, Espinosa’nın soygun planlarını izlediğimiz hızlı sekanslar, profil ışıklandırmalar çok sağlam. Diğer yan performansların olumlu katkıları bir tarafa, filmde yer alan ve bakışlarıyla resmen “oynayan” kurt köpeğinin yarattığı atmosferi de yadsımak haksızlık olur.

El Aura pek çok açıdan güçlü, bir ayağı orada, bir ayağı burada, ama iki ayağı da yerde bir film. Yarattığı belirsiz ve tekinsiz atmosfer ile Coen kardeşlere yakınlaşan, hatta kimi zaman David Finchervari fikirler uyandırabilecek karanlık bir suç hikayesi.

Osman Danacı
odanac@gmail.com

PAYLAŞ
Önceki makaleBisikletli Çocuk Vizyona Giriyor
Sonraki makaleYeni Çıkan Sinema Kitapları: Woody Allen
İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu. Sinema, müzik ve edebiyat, ilgi alanı olmaktan öteye geçmiş, yaşam biçimi olmuş. Geçmişinde radyo programı, bir gazetenin Pazar ekinde albüm eleştirmenliği ve amatör fotoğrafçılık yapmışlığı var. Öğrenciyken Shakespeare, Wordsworth, Austen, Hardy, Lawrence okumanın, Virginia Woolf üzerine bitirme tezi vermenin, önüne gelen her albümü dinlemenin, özellikle 80'leri ve 90'ları türlü komikliği ve dramatikliğiyle yaşamanın sonucu doğan yazma ihtiyacını sinema ve müziğin bünyesinde anlamlandırmaya çalışıyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK