Wild Strawberries

Wild Strawberries

438
0
PAYLAŞ


Sanatçının yaşıyla alakası yok, varoluşçuluk eksenli eserlerde ister istemez bir söz kalabalığı ortaya çıkıyor. Bireyin yalnızlığı meselesi, geçmişle yüzleşmeleri veya hesabını soramadığı kaygıları vesvese yığınına dönüşme tehlikesini hep barındıracak. Bu yüzden en genç kalemlerden çıkanlar bile yaşlı adamların gevezeliğini andırabilirken sanatçının kendisinin bile kulak vermediği bir şeye dönüşen yapıtlarla karşılaşabiliyoruz. Geçtiğimiz yıllarda yapılan röportajlarının birinde “Yaşlanmanın bu kadar zor olacağını kimse söylememişti doğrusu.”* derken kendi filmini anımsamayan Ingmar Bergman şaka yapıyor elbette, fakat aradan geçen 40 yılın bize gösterdiği, genç ile yaşlı Bergman arasındaki süreksizlik anlamlı. Nitekim tarih, her zaman çizgisel değil. Hatta bazı durumlarda –aşağıda göstermeye çalıştığım gibi- akmıyor bile.

Ne dersek diyelim, Yaban Çilekleri cömert bir film. Sunarken esirgemiyor. Arayan bulur muhabbeti. Çok kabaca özetlemek gerekirse ön planda Doktor Isak Borg’un bir nevi yaşam boyu başarı ödülü almak üzere yola çıkması anlatılıyor. Buradan kuşaklararası yaşanan ailevi gerginliği takip etmek mümkün, aynı zamanda Borg’un ruh halini anlamak için son derece de gerekli. Monologların yanında anı ve rüyaların kullanımı destekleyici unsurlardan. Ayrıca Bergman’ın sinemasındaki metafizik soruşturmaları karşılaştırmak için de uygun bir yelpazesi var filmin. Yedinci Mühür’ün ağırbaşlılığına inat Isak Borg’un din karşısındaki kayıtsızlığı dikkate değer. Yine de bütün bunları bir kenara bırakıp anlatıyı dönüştürmeyi tercih ediyorum bu noktada. Borg’un hikayesi kuru gevezelikten fazlası olabilir. Birisi, eğer “Son İnsan”’ın ta kendisiyse anlatacak çok şeyi olmalı çünkü, en azından buna hakkı.

Hatırlarsınız, Yedinci Mühür’de şövalyemiz ölümünü geciktirmek için Ölüm’le satranç oynamaya koyuluyordu. Fakat Bergman’ın yine aynı röportajda belirttiği gibi: “Ölüm mutlak bir gerçeklik.” Bu yazı da dolayısıyla dile getirilmemiş, dahası gecikmiş bir kehanet olarak Doktor Borg’un ertelenen ölümünün peşinde koşacak.

Yaban Çilekleri’ndeki ünlü rüyalardan ilkini anımsatarak başlamak istiyorum: Isak Borg, kendisini ıssız bir sokakta bulur. Saate bakmak ister fakat kadranlar kaybolmuştur. Üstelik cep saati de aynı umutsuzlukta, akrep ve yelkovanı olmadan öylece donakalmıştır. Dehşete kapılmamak elde değil. Kalp atışı sesleri bu hissi güçlendiriyor. Aşağı yukarı dolaşmak faydasız, etrafta kimse yok. Ta ki öylece duran birisine rastlayana dek. Yaklaşıyor ona Borg fakat omzuna dokunduğunda adamın “suratsız”lığıyla karşılaşıyoruz ve figür, yere yıkılıyor. Derken çan sesleri eşliğinde bir at arabası köşeyi dönüyor. Tekerlerinden birini sokak lambasına kaptırdığı için tok metalik seslerle çınlıyor sokak. Araba kendini kurtardığındaysa bir tabutun arabadan düşmesine tanık oluyoruz. İçinden yükselen el Borg’u yakalıyor ve ceset (Borg’un ta kendisi!) birden diriliyor. Rüyanın ve bana kalırsa filmin sonu.

Şimdi göstergeleri anlamlandıralım. Özellikle kalp atışlarının duyulduğu kısımda Borg’un kaygılarını yüzünden okuyabiliyoruz: Vadesi dolmuştur sanki. Hayatı boyunca “cehennem, ötekiler” olmuş olabilir fakat artık öteki, cehenneme dönüşür. Nitekim rüyada karşılaştığı tek insan da öylece yığılıp kalır. Çanlar artık yalnızca Borg için çalmaktadır ve aynı planlanmışlıkla ölüm, zaten onu bulur. Daha fenası, çoktan bulmuştur bile. Borg zira nicedir tabutun içindedir.

Yaban Çilekleri’nin bir klasik olduğundan şüphe duymuyorum. Bu yüzden bir yeniden anlamlandırmayı daha kaldıracaktır bu sahne. Bu kez Maurice Blanchot’nun Son İnsan kitabını anahtar olarak kullanıyorum.

“… yaşı olmayan, korkunç biçimde ifadeden yoksun, ya o kelebek gözlüğüne ne demeli!”**

Çünkü Borg sahiden de akrep ve yelkovansız saat karşısında fenalaşıyor bir anlığına fakat sonra dikkat edersek kendisini toparlayarak uzaklaşma çabasında. Kalp atışlarını duymuyoruz artık. Tik taklar anlamını yitiriyor. Bir zamansızlığın içine çekiliyoruz. Öteki, böyle bir katmanda tek bir dokunuşla yıkılacaktır. Ebedi yalnızlığını seyretmektedir Borg. Perec’in Uyuyan Adam için söylediği gibi: “Tarihin artık üzerinde etki etmediği” kişidir. Zamansızlığını dehşet içinde kutlamaktan başka tesellisi olmayan, kayda geçmeyen bir insan. Dünyayı fethetme planları boşa çıkıyor. Film boyunca geçmişiyle hesaplaşmaya çalışması faydasız. O, artık işlemdışı. Kalan. Çünkü tabutun içinden, sanki bütün dünyada ölecek başka hiç kimse kalmamış gibi, yine kendisi fırlıyor. Bu yıkıntıların içinde bir kilise olduğuna inanmamız için bir neden de yok, çanlar hiçliğin içinde yankılanan öncesiz bir ses. Tarih dışı. Hizmet ettikleri tek amaç var. Bütün bu kurgunun gerçekliğine ikna olmamız için Isak Borg’un çağrılması gerekiyor. Bu da ancak bir törenle gerçekleşebilir: Filmin sonunda Isak Borg –rastlantıya bakın ki bir kilisede (!)- ödülünü almak üzere sahneye davet ediliyor. Seremoni, böyle bir karmaşada aslında ölümün bir ritüele dönüştüğünü belgelemekten başka neye yarar? Ödüllerini almak üzere geçit töreni yapan doktorlar hayatları boyunca ölüme karşı çalışmıştı belki, fakat şimdi her şey bir anımsatmaya dönüşüyor işte: Ölümün dansına (Danse Macabre).

“O ölüm ki kimse ona sürekli önlenmesi gereken bir şey olmaktan başka bir anlam veremiyor.”*** Sıranın herkese geleceğini hepimiz biliyoruz, ama kaygılarımız su yüzüne çıktığında, bilincin alt üst olduğu rüya gibi deneyimler yalnızlığı öne sürüyor. “Derin bir kayıp duygusu”, son insan olma düşüncesi; ne de olsa “yaşlanmak tam zamanlı bir iş.” İşte bu gerçekten ertelenemez bir durum. Acil. Ölüm bekleyebilir, fakat yüzleşmeler için zaman daralıyor. Bu yüzden uyandığında yola çıkmaya hazırdır Borg zira “…haz bedenin diriltilmesinin sonucudur.”*** Dolayısıyla Borg’un yolculuğu, çeşitli açılardan tatminle doludur ve keyfin uzatılmasına hizmet eder. Tıpkı aynı yıl çekilen Yedinci Mühür’de şövalyenin macerası gibi. Serüvenler Don Kişot’ta deliliğe bağlanır, Yedinci Mühür’ün sonunda her şeyin bir rüya olduğu lafı geçer oysa haz, gerçektir. Yaban Çilekleri’nin sonundaysa Doktor Borg oğluyla arasını düzeltecektir ki benim sayıklamalarım dışında bütün kurgunun derdinin bu nihai çözümlenme olduğu düşüncesindeyim. Fakat elde edilen bu uyanık hazzın –tam da diriltilmiş, dolayısıyla bu dünyaya yabancı olması nedeniyle- daha sönük kaldığına, dolayısıyla filmin bütününe yayılan zamansızlık hissini sürdürmenin bizi daha şiddetli, daha radikal bir arzu eksenine ulaştıracağına inanıyorum. Filmin ana hatlarını terk edip kehanetin izini sürmemin nedeni buydu.

* Bir+Bir dergisi, Sayı 16, çev. Gaye Çankaya
** Son İnsan, Maurice Blanchot, çev. İsmail Yerguz, Kabalcı Yayınevi
*** Amerika, Jean Baudrillard, çev. Yaşar Avunç, Ayrıntı Yayınları

Doruk Cansev
dorukcansev@yahoo.com

PAYLAŞ
Önceki makaleAlbert Nobbs
Sonraki makaleAltyazı Dergisi Haziran Sayısında Seyfi Teoman’ı Anıyor
Sinemaya gönül veren bir grup sinefilin kurduğu Avrupa Sineması internet sitesi, Avrupa sinemasını daha geniş kitlelere tanıtmak ve bu filmlerle ilgili ufak da olsa bir tartışma ortamı yaratmak amacıyla kuruldu. Sitenin kuruluş amaçlarından biri de; tür sinemasını da yadsımadan, sinemanın sadece bir eğlence aracı olmadığının vurgusunu yapmak. Metin Erksan’dan bir alıntı yapacak olursak; bilimlerin ve sanatların varoluşlarının sınırları, geçmişin derinlikleri içindedir… Sinema bilim; sinema sanatı ve sinema bilimi kapsamında; sanatsal düşüncenin ve uygulamanın, sinemasal düşüncenin ve uygulamanın, yaratısal düşüncenin ve uygulamanın, görüntüsel düşüncenin ve uygulamanın, çekimsel düşüncenin ve uygulamanın, oluşumunu, gelişimini, dönüşümünü saptar ve oluşturur. Bu nedenle bizler de günümüzde çekilen filmler dışında, geçmişin derinliklerine doğru bir yolculuk yaparak; bu sanatı etkileyen filmleri ve yönetmenleri de tanıtmaya, eleştirmeye ve onların sinemayı nasıl algıladıklarını kavramaya gayret ediyoruz. Bir yandan da sinemanın diğer sanatlarla olan ilişkisini, filmler bağlamında tartışarak; sinemanın diğer sanatlardan ayrı düşünülemeyeceğini savunuyoruz. Bu amaçlarla, birbirinden farklı coğrafyalarda, farklı zamanlarda çekilmiş ve birbirinden farklı türlerde pek çok film eleştirisine yer vermeye çalışıyoruz. Sinemayı bir kültür olarak gören herkesin katılımına da açığız. Arzu edenler mail adresinden bizlere ulaşabilir, yazılarını paylaşabilir ve filmlerle ilgili görüşlerini iletebilir.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK