Headshot

Headshot

425
0
PAYLAŞ
Pen-Ek Ratanaruang, Beyninden Vurulmuş isimli son filminde Wim Lyovarin’in kitabından özgün bir uyarlamayla kara film türüne geri dönüş yapıyor. İyi bir polisken sonrasında tetikçiye dönüşen bir adamın hikâyesini anlatan yönetmen, oldukça klişe bir öyküden alameti farikası sayılabilecek temaları olan yabancılaşma, iletişimsizlik ve kimlik bunalımı gibi meselelerle filmi hem kendi filmografisiyle bağlantılandırıyor hem de deneysel anlatımıyla türün kalıplarını esnetmeyi başarıyor.
Yönetmenin çıkış yapmasını sağlayan 69 filmindekine benzer bir işleyişi var Beyninden Vurulmuş filminin. 69’da, büyük bir finans firmasının sekreteri olan Tum, işsiz kaldıktan sonra para dolu bir kutu bulur; kısa süre sonra bu kutunun mafyaya ait olduğu ortaya çıkar ve kovalamaca başlardı. Filmde Tum’un hayatının altüst olmasına neden olan şey, kapı numarası olan 6’nın baş aşağı dönünce 9’a dönüşmesi ve gangsterlerin bu nedenle teslimatı yanlış yere yapmalarıydı. Beyninden Vurulmuş da ise, Tul üç ay komada kaldıktan sonra tüm dünyayı baş aşağı görmeye başlıyor ve bu bakış aynı zamanda bir polisten tetikçiye dönüşmesini de beraberinde getiriyor. Fiziksel travma, içsel travmaya ve kimlik bunalımına sebep oluyor.
Ratanaruang’ın son filmi daha önce çektiği 69, Hayalet Dalgalar ve Ploy’un bir birleşimi gibi: Mevcut kara film hikâyelerine benzer bir hikâye, gerçekle düş arası gidip gelen ve geri dönüşlerle anlatılan bir olay örgüsü, inanılmaz stilize ama aynı derecede minimal bir estetik algı ve kadraj gerisinde sürekli alttan alta işleyen Hitchcockvari bir gerilim…  Çok rasgele, dağınık ve muğlakmış gibi görünen filmin kurmaca evreni, Ratanaruang tarafından titizlikle kuruluyor ve bu sayede film, yönetmenin neredeyse fetişistçe üzerine gittiği kimlik meselesini, hikâyesi ve estetiğiyle de kendi varoluşu içerisinde sorgulama imkânı buluyor.
Barış Saydam
bar_saydam@hotmail.com
PAYLAŞ
Önceki makaleDear Wendy
Sonraki makaleBAFTA Adayları Açıklandı

1983, İstanbul doğumlu. 2006 yılında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Altyazı dergisinde sinema eleştirileri yazmaya başladı. 2008’de Avrupa Sineması isimli web sitesini kurdu. 2011 yılında Hayal Perdesi dergisinde web sitesi editörlüğüne başladı ve derginin yayın kurulunda görev aldı. TÜRVAK bünyesinde çıkartılan Cine Belge isimli derginin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. 2012’den beri Sinematek Derneği’nde Film Analizi dersi veriyor. 2013 yılından beri Türk Sineması Araştırmaları (TSA) projesinde koordinatör yardımcılığı ve içerik editörü olarak görev yapıyor. Ayrıca Giovanni Scognamillo’nun Gözüyle Yeşilçam(2011), Sinemada Tarih Yazımı (2015), Erol Ağakay: Yeşilçam’a Adanmış Bir Hayat (2015), Oyuncu, Yönetmen, Senarist, Yapımcı Yılmaz Güney (2015) ve Karanlıkta Işığı Yakalamak: Ahmet Uluçay Derlemesi (2016) isimli kitapları da bulunuyor. Başta Jean-Luc Godard olmak üzere Fransız Yeni Dalgası’nı, pek çok farklı sanat dalını filmlerinde ustalıkla kullanabilen yönetmenleri ve eleştirilerini sanattan ödün vermeden yapabilen filmleri seviyor. Istvan Szabo’nun sinemacılar dünyayı değiştiremez sözüne katılıyor; ama sinemanın insanı değiştirebileceğine inanıyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK