Babam ve Oğlum

Babam ve Oğlum

834
0
PAYLAŞ
babam-ve-oğlum
 
Babam ve Oğlum filmi bir erkek çocuğunun  psikoseksüel gelişim döneminde anne ve babanın rolünü ve bu dönemdeki aksaklıkların ergenlik dönemindeki kimlik arayışlarındaki etkisini anlatır. Özellikle baba olma halinin ve babanın görevi üzerine odaklanır. Filmin bütünü bu odaklanma üzerinden gider.
Hüseyin Efendi, Ege’nin bir köyünde yaşayan hatrı sayılır ve otorite sahibi bir adamdır. Hüseyin Efendi kanunlara saygılı, örf ve adetlere uyan ve iki erkek çocuk babasıdır. Hüseyin Efendi’nin en büyük görevi oğulları aracılığıyla varolan sistemin ve düzenin sağlıklı bir şekilde devamını sağlamaktır. Bunun için bütün yatırımlarını iki oğlu üzerine yapmaktadır. Hüseyin Efendi‘nin çocuklarından beklentisi o kadar yüksektir ki çocuklarını isimleriyle efsunlaştırır. (Sadık ve Salim)
Hüseyin Efendi  bu görevi yerine getirebilecek bütün donanıma sahip olmasına rağmen başarılı olamamıştır. Filmde, baba çocukalarını isimleriyle efsunlasa bile Sadık, babaya karşı sadık olmayan bir karakterde, Salim‘de sağlıklı olmayan bir erkek karakteriyle karşımıza çıkar. Babanın esas görevi, çocuğun gelişimi için önemli olan oidipus karmaşasının sağlıklı sonlanmasını sağlamaktır. Oidipus karmaşası, kültüre dolayısıyla “insan olma”ya giden zorunlu bir süreçtir. Simgesel bir karmaşadır. Çocuk oidipus aracılığıyla biyolojik kendilik gerçekliğinden simgesel kültürel özne olmaya  geçmektedir. Yani, anne ile çocuğun doğal ilişkisinin yasaklanması ve bu yasakla doğan bilinçdışı arzunun da Baba yasası ya da Baba adıyla simgesel sisteme girmesiyle çözülmektedir. Böylece toplumsal biçimleri edinerek, birey-özne olmaktadır. Burada baba, anne ve çocuk arasında doğuştan gelen “doyuma” dayalı olan dolaysız doyum ilişkisine son vermek ve içgüdüsel bilinçdışı arzularını bastırmak ve çocuğu biyolojik bir canlıdan kültürel özne olmaya dönüştüren kastrasyonu sağlamakla görevlidir. Hüseyin Efendi bu noktada başarılı olamamaktadır. Sadık, filmin ilerleyen bölümlerinde babaya bunu gerçekleştirme fırsatını yeniden verecektir.
Sadık, babayla sağlıklı özdeşim kuramadığı için ergenlik döneminde baba ve temsil ettiği kültürel kurallara isyan eder ve kendini gerçekleştirmek için evi terk eder. Baba bir kez daha önünde yasa koyucu olamaz ve oğlunu engelleyemez.
Sadık’ın sağlıklı kastre olamadığını, babanın yasasını çiğnemesinin bedelini hayatının her karesinde sembollerle bize yönetmen anlatmaktadır. Sadık, politik duruşu olan düzen karşıtı bir gazatecidir. Sigara ve alkol kullanımı bağımlılık derecesindedir. Karısının doğum sancılarının tuttuğu gece Sadık‘ın hayatı daha trajik bir sona gitmektedir. Doğum başlar ve  kimseyi bulamazlar etrafta, çünkü o gece 12 Eylül Darbesi gerçekleşmişti. Bu yüzden doğumu Sadık gerçekleştirmek zorunda kalır. Bu arada yönetmen Sadık‘ın baba yasasını çiğnemesine gönderme yapar. 12 Eylül Darbesi o dönemin bozulan düzenini yeniden sağlamak ve düzen bozucuları baskılamak için yapılmıştır. Sadık‘ın eşi doğum sırasında ölür. Sadık, kucağında oğluyla günü karşılar. Artık anne yoktur ve oğlanın annesi Sadık‘tır. Yönetmen, annenin ölümüyle Sadık‘ı hadım etmiştir. Baba Yasası’nın çiğmesinin bedeli ödenmiştir.
Deniz‘in dünyaya gelmesiyle oidipus karmaşasını yönetmen başka bir boyutla; Deniz üzerinden  izleyiciye anlatmaya devam etmektedir.
Deniz’in annesi ölmüş, babası hapse girmiş ve çok anaç bir bakıcıyla büyümek zorunda kalmıştır. Doyum ve haz alma ilişkisi dönemlerinde anne ve babaya sahip değildir ve dolayısıyla bağlanma nesnesi olmayan bir çocuktur. Baba, çocukluk dönemine geçiş noktasında, tahminen üç dört yaş döneminde, Deniz‘in hayatına girer. Tam da Oidipus karmaşasının başladığı yaş dönemleridir. Deniz‘in  libidal enerjisini aktarabileceği bir nesneye ihtiyacı vardır ve bu yüzden Sadık, Deniz‘in annesi olmak durumundadır. Baba rolüne girememektedir. Deniz‘in oidipus karmaşasını sağlıklı atlatmak amacıyla bir babaya ihtiyacı vardır. Yönetmen, bu noktada Sadık‘ı ölüme götürecek bir hastalığın içinde karşımıza çıkarmaktadır. Sadık, Deniz için baba olacak ve onu kültürel özne olmaya götürecektir. Sadık, kendi babasını seçer. Babasına, Deniz‘in üzerinden baba olma gücünü geri vermek ve kendi özdeşimini sağlamak için baba evine geri döner.
Yönetmen, sağlıklı olmayan kastre edilme ve kabul edilmeyen baba yasasını Deniz yoluyla sağlıklılı hale getirmeye başlamaktadır. Sadık, Deniz‘le beraber baba evine köyüne döner. Annesi koşulsuz sevgisiyle ikisini kucaklar ve koruması altına alır. Anne artık Sadık ve Deniz‘in gitmesine izin vermeyen bir konumla karşımıza çıkar ve babanın gücünü yeniden kazanması için yardımcı olur. Sırada Hüseyin Efendi’nin yeniden rolüne kavuşması kalmıştır.
 
Deniz, fantezi yoluyla arzularını gerçekleştiren bir çocuktur. Deniz, dedenin evine geldikten sonra fantazileri dede odaklı olmaya başlar. Baba iyi ve kahraman, dede ise ilk başlarda kötü ve korkutucu olandır. Bu da dedenin kastre etme görevini yerine getirmeye başladığının bir işaretidir. Deniz, dedenin onu kastre edeceğini kabul ettiğini göstermektedir. Deniz‘in fantazilerinin en önemli sembollerinden biri de kilitli kapının olmasıdır. Fantazilerinde ve gerçek hayatta, avluda kilitli kapı vardır. Deniz orayı merak etmektedir. Hatta bir sahnede kapının deliğinden içeriyi gözetlerken dedesine yakalanır. Dede, Deniz‘in kulağını çeker.
Bir başka sembol çizgi romandır. Deniz, çizgi roman okumayı çok sever; daha doğrusu okumayı bilmediği için resimlerine bakmayı ve fantazilerinde oradaki kahramanları kullanmayı sever. Sadık da Hüseyin Efendi de Deniz‘le iletişim kurmak için ona çizgi roman alırlar. Kapı, psikanaliz de çocuksu merakın ve sonunda keşfedilen haz/acı ilişkisinin bir simgesidir. Kitap ise bu merakın taşıdığı enerjinin karmaşık bir dönüşümüdür. Kapı ve kitap, düş ve gerçek arasında uzanmış iletken bir geçiş nesnesidir. (korku sinemasının psikanalizi, 2006, sf. 17). Kapının imgesel bir anlamı vardır: psikoseksüel merakın imgesidir. Kapının kilitli olması psikoseksüel aşamalarda yaşanan ya da yaşanması gerektiği halde yaşanmamış bir arzuyu imlemektedir. Deniz‘in fantazilerinde kilitli kapının ardındakine yöneliktir ve kilitli kapının ardında Dede bir canavar beslemektedir. Deniz korkmuştur. Oidipus dönemde kapı annedir. Anahtar ise baba ya da babayla özdeşen kişidir. Deniz‘in merak ettiği kilitli kapının anahtarı üstündedir ama içeri girmek yasaktır. Fantazisinde kapı açılır ve içerde dede canavar beslemektedir. Elinde bir parça et vardır. Burada canavar, Deniz‘in anneye duyduğu hoş olmayan ve bastırmaya çalıştığı arzusunu temsil eder. Dede ise bu arzularından dolayı penisini kesecek babayı temsil etmektedir. Dede‘nin elindeki et parçası da penisi çağrıştırır bize. Deniz, kastre olmuştur.
Filmin sonunda artık baba olan Sadık, misyonunu kaybeder ve ölür. Böylece sağlıklı özdeşim sağlamak için son bir adım kalmıştır. Dede ölen babasının yasını tutan Deniz‘i alır ve kilitli odaya götürür. Deniz‘in merak ettiği odanın kapısını açar ve Deniz‘i içeriye sokar. Oidipus karmaşası olması gerektiği gibi çözülmüştür. Hüseyin Efendi baba olma görevini yerine getirmiştir ve Deniz‘le çatışma nihayete erdirilmiştir. Özdeşim sağlanmıştır ve ruhsal gerilim azalmıştır.
Babam ve Oğlum filminin alt metninde Çağan Irmak, izleyiciye çocuğun biyolojik bir canlı olmaktan kültürel bir özne olmaya dönüşmesini sağlayan oidipus karmaşasını ve kastrasyon sürecini anlatır. Filmin sonunda Deniz‘in eline kamerayı vererek, bu süreçte kaybı yaşanabilecek sevgi nesnesinin (burada anne) çözümünü de  izleyicilere sunar.
 
Nezahat Bingöl
u.nez@hotmail.com
 
PAYLAŞ
Önceki makaleUn Homme Qui Dort
Sonraki makale9. Yıldız Kısa Film Festivali

Sinemaya gönül veren bir grup sinefilin kurduğu Avrupa Sineması internet sitesi, Avrupa sinemasını daha geniş kitlelere tanıtmak ve bu filmlerle ilgili ufak da olsa bir tartışma ortamı yaratmak amacıyla kuruldu. Sitenin kuruluş amaçlarından biri de; tür sinemasını da yadsımadan, sinemanın sadece bir eğlence aracı olmadığının vurgusunu yapmak. Metin Erksan’dan bir alıntı yapacak olursak; bilimlerin ve sanatların varoluşlarının sınırları, geçmişin derinlikleri içindedir… Sinema bilim; sinema sanatı ve sinema bilimi kapsamında; sanatsal düşüncenin ve uygulamanın, sinemasal düşüncenin ve uygulamanın, yaratısal düşüncenin ve uygulamanın, görüntüsel düşüncenin ve uygulamanın, çekimsel düşüncenin ve uygulamanın, oluşumunu, gelişimini, dönüşümünü saptar ve oluşturur. Bu nedenle bizler de günümüzde çekilen filmler dışında, geçmişin derinliklerine doğru bir yolculuk yaparak; bu sanatı etkileyen filmleri ve yönetmenleri de tanıtmaya, eleştirmeye ve onların sinemayı nasıl algıladıklarını kavramaya gayret ediyoruz. Bir yandan da sinemanın diğer sanatlarla olan ilişkisini, filmler bağlamında tartışarak; sinemanın diğer sanatlardan ayrı düşünülemeyeceğini savunuyoruz. Bu amaçlarla, birbirinden farklı coğrafyalarda, farklı zamanlarda çekilmiş ve birbirinden farklı türlerde pek çok film eleştirisine yer vermeye çalışıyoruz. Sinemayı bir kültür olarak gören herkesin katılımına da açığız. Arzu edenler mail adresinden bizlere ulaşabilir, yazılarını paylaşabilir ve filmlerle ilgili görüşlerini iletebilir.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK