Truman

Truman

252
0
PAYLAŞ

Uzun süre gördüğü kanser tedavisinden ilerleme kaydedemediği için yorulan aktör Julián (Ricardo Darin), kemoterapiden vazgeçme kararı alır. Sadık köpeği Truman ile birlikte yaşayan Julián’ı Kanada’da yaşayan arkadaşı Tomás (Javier Cámara) 4 günlüğüne ziyaret eder. Tomás’ın gelme nedeni Julián’ı bu kararından vazgeçirmektir. Ama Julián’ın pozitif ve alaycı tutumu nedeniyle buna bir türlü fırsat bulamaz. İki eski dost, Truman’ı sahiplenecek bir aile ararlar. Julián’ın üniversitede okuyan oğlu Nico’yu ziyaret etmek için Amsterdam’a giderler. Bir yandan da bu kaçınılmaz sona kendilerini hazırlamaya çalışırlar. Birlikte hayatın, dostluğun, ebeveyn olmanın değerinin anlaşılacağı 4 gün geçirirler.

En son 2012’de çektiği Una pistola en cada mano ile izlediğimiz Cesc Gay’in senaryosunu yine Tomàs Aragay ile birlikte yazıp kendisinin yönettiği Truman, sıcak, samimi, hüzünlü, huzurlu, mizahi özellikler taşıyan bir film. Ölüm temasına tezat oluşturmasına rağmen hissedilen bu samimiyet ve huzur, Julián’ın ölümü kabullenmişliği sayesinde filme çok daha yoğun biçimde sirayet edebiliyor. Karşımızda bunalımlı, nemrut, dengesiz bir rol olsaydı hem seyircinin içini şişirecek klişelere boğulmuş bir karakter izleyecektik, hem de ölümün kasveti çökmüş bir senaryonun ağırlığıyla gerilip ruhsuz bir efkara hapsolacaktık. Oysa Cesc Gay bunların olmasına izin vermiyor. Julián’ı ölecek olan birinden ziyade, geride bıraktıklarını bir daha görmeyeceği bir yolculuğa çıkacakmış gibi tasarlamış. Tabii yapılanların ve diyalogların çoğunda ölüm kavramı direk zikredilmese de, varlığı hep eşikte bekliyor. Temelli gidiyor olmanın acısına teslim olmadan, oğluyla, evladı gibi gördüğü köpeği Truman ile, kuzeni Paula ile ve bazı arkadaşlarıyla vedalaşmak istiyor.

Aslında vedalaşmayı sevmeyen Julián’ın bu vedalaşma konusunda yaşadıkları da filmin hüzün dozunu iyi ayarlayan nitelikte. Örneğin kendisini görmezden gelen bazı iş arkadaşlarıyla vedalaşmayı beklemesi, kendisine bir ölü gibi bakılmasını hazmedememesinden kaynaklanıyor. Fakat bu defa evliliğinin bitmesine sebep olduğu için kendisinin görmek istemediği, ama beklemediği biçimde ona selam verip durumunu soran bir başka arkadaşının tavrıyla rahatlama hissediyor. Filmin temelini oluşturan Julián – Tomás dostluğu ise iki yıllanmış arkadaşın bağlılığı ile karı koca huysuzluğu arasında gidip gelen sevimli bir tonda ilerliyor. Belki finalin biraz daha uzatılması gerektiğini, daha dokunaklı bir veda sahnesini hak ettiğini düşünenler olabilir. Sevimli Truman’ın da filme adını vermiş olmasının hakkı tam verilmemiş de olabilir. Ama Hollywood buna benzer konuları The Bucket List olarak allayıp pullarken, Avrupa ana akımındaki karşılıkları Truman gibi mütevazi dramlar oluyor ve onları çoğu zaman oldukları gibi kabul edebiliyoruz.

Ricardo Darín ve Javier Cámara gibi latin sinemasının iki tecrübeli oyuncusuyla zaten 1-0 önde başlayan Truman, süresi dahilinde kalesinde birkaç gol görse de, maçı farklı kazanmasını bilen bir film. Dikkat çeken bir başka unsur da, mekan tasarımları. Sahneler için seçilen açık ve kapalı nezih mekanlar, izleyenin içini açtığı gibi, oyuncuları daha sivriltip, zaman zaman onlardan rol çalma cüreti bile gösteriyorlar. 2016 Goya ödüllerinde En İyi Film, Yönetmen, Orijinal Senaryo, Erkek Oyuncu (Darín), Yardımcı Erkek Oyuncu (Cámara) gibi ana ödülleri kazanan film, çoğunluğu latin festivallerinden olmak üzere dünya çapında 30 civarında ödüle, bir o kadar da adaylığa layık görüldü. Cesc Gay ise her filminin üstüne sessiz sakin bir şeyler koyarak ilerlediği fark edilince takip edenleri çoğalan yönetmenlerden biri haline gelmeye başladı.

Osman Danacı

odanac@gmail.com

 

PAYLAŞ
Önceki makale6. Atıf Yılmaz Kısa Film Festivali
Sonraki makale28. Ankara Film Festivali Ulusal Yarışma Değerlendirmesi
İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu. Sinema, müzik ve edebiyat, ilgi alanı olmaktan öteye geçmiş, yaşam biçimi olmuş. Geçmişinde radyo programı, bir gazetenin Pazar ekinde albüm eleştirmenliği ve amatör fotoğrafçılık yapmışlığı var. Öğrenciyken Shakespeare, Wordsworth, Austen, Hardy, Lawrence okumanın, Virginia Woolf üzerine bitirme tezi vermenin, önüne gelen her albümü dinlemenin, özellikle 80'leri ve 90'ları türlü komikliği ve dramatikliğiyle yaşamanın sonucu doğan yazma ihtiyacını sinema ve müziğin bünyesinde anlamlandırmaya çalışıyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK