Ana sayfa 2010'lar 2019 Uncut Gems

Uncut Gems

3
0

Ben Safdie ve Josh Safdie kardeşlerin yazıp yönettikleri yeni filmleri Uncut Gems, Howard Ratner adlı bir mücevher satıcısını izliyor. Ayrıca riskli basketbol bahislerine de giren Howard, bazı bağlantıları sayesinde Etiyopya’daki madenlerin birinden içinde rengarenk taşların bulunduğu kesilmemiş bir opal elde etmiştir. Amacı bu taşı kestirerek açık arttırmada 1 milyon dolar civarında satmaktır. Böylece piyasaya ve peşindeki mafyaya olan borçlarını kapatabilecektir. Ama başı bir türlü aksiliklerden kurtulmaz. Safdielerin bir önceki filmleri Good Time’da da başarısız bir soygun girişimi sonrasında tutuklanan zihinsel engelli kardeşini kurtarabilmek için zamana karşı mücadele eden Connie’yi izliyorduk. Ana karakterinin çevresinde sorunlar yumağı oluşturan, onun bu yumağın içinden çıkamaması için başka sorunlar üreten delişmen tarzları Uncut Gems’de daha katmanlı ve kendi ajandasına sadık bir şekilde kendini göstermekte. Tabii bu ajanda Good Time’da Connie’nin hedefe kitlenmiş görüntüsünü yansıtırken kendini fazla geliştiremeyen, geliştirmeye çalıştığı anları fazla sarkıtarak ve oldu bittiye getirerek kendine bir yol çiziyordu. Uncut Gems’in bu bağlamda daha derli toplu, Howard’ın girdiği krizleri daha iyi yöneten bir yapısı var. Hem de bu krizleri bitirmeden yenisini yaratan yaklaşımıyla.

Howard’ın etrafı insanlar ve onların türlü sıkıntılarıyla dolu. Eşi, çocukları, aynı zamanda dükkanında çalışan metresi Julia, ünlü müşteriler tedarik eden Demany, onun dükkana getirdiği ünlü basketbolcu Kevin Garnett, alacaklarının peşindeki gangsterler derken ortalık yangın yeri gibi. Safdieler, Good Time’daki gibi zamana karşı hızlı bir yapım izleğinden giderlerken, seyirciyi peşine taktıkları Howard’ın temposuna uydurmak için sahip oldukları ne varsa ortaya koyuyorlar. Opali istemeden de olsa bir defalığına Garnett’e veren, sonra geri almaya çabalayan Howard, kızının gösterisi gecesinde başına gelmedik kalamayan Howard, şarkıcı The Weeknd’in kulüpteki konserini birbirine katan Howard, dükkanının sıkışan güvenlik kapısını bir türlü açamayan Howard diye uzayıp giden olaylar dizisi, filmi adeta yaşayan bir organizmaya çeviriyor. Seyirciye rahat yüzü göstermeyen senaryo, sanki bir senaryo değil de, ensesinde boza pişirilen Manhattan’daki Diamond District esnafı Howard Ratner’ın peşine takılmış bir kameranın çektiklerinin kurgulanmış halinden oluşuyor. Aslında filmin ve aynı zamanda Safdie tarzının cazibe noktası da bu sersemletici kurgunun içinde varolan telaşın yansıtılma şekli.

Sıfır klişeyle, nasıl gelişeceği ve sonlanacağı kestirilemeyen sahnelerle adeta kendi suç evrenlerini yaratan Ben ve Josh Safdie kardeşler, bazen planlı programlı, bazen de emprovize geliştiği düşünülen sahneleri o kadar diri resmediyorlar ki, seyircinin o açılmayan kapıya veya açık arttırma sahnesine vereceği tepkiyi ölçecek bir “gerilimmetre” olsa kritik dereceler gösterebilirdi. Aslında bunu yaparak belli bir süre sonra neresinde bitse kabul edebileceğimiz bir yola girmiş gözükseler de, usta manevralarla Howard’ın iflah olmaz bahis tutkusu üzerinden müthiş bir final bloğu inşa ediyorlar. Hem Julia’nın para dolu çantasıyla başka bir mekana taşınan, hem de mücevher dükkanındaki gangsterler ve TV’deki basket maçıyla tek mekana indirgenen tansiyonu paralel olarak yükselten Safdieler, film boyunca korudukları tarzlarını bu blokta vurucu bir finalle noktalıyorlar. Aslında beklenen ve tahmin edilebilir türlü final seçenekleri arasında yer alan bu tercih, yarattığı şok etkisiyle Safdie tekinsizliğini zirveye taşıyor. Hatta film boyunca yarattıkları kara mizahı taçlandıran kötü bir şaka misali devleşiyor. Etkisi uzun süre geçmiyor.

Hafif komedilerin marka ismi Adam Sandler, Punch-Drunk Love, Reign Over Me, The Meyerowitz Stories gibi az sayıda ciddi yapımda oyunculuğunun farklı köşelerini sergilemiş bir aktör. Bazı roller için başka oyuncuların nasıl bir performans gösterebileceklerine dair merak duyabiliriz. Ama Sandler’ın Howard Ratner performansı, başka bir oyuncuyu akıllara getirmeyecek kadar alışkanlık yapıcı etkiye sahip. Hatta sırf Sandler düşünülerek yazılmış olduğu bile söyleniyor. Baştan sona telaşlı, tedirgin, aynı zamanda gamsız, sık sık öfkeli, inatçı, bazen neşeli olan ve tüm bunları kara komediye uygun bir duruşla elden geçiren Sandler, bu duyguları o kadar rahat biçimde veriyor ki, kariyerinin zirvesi desek abartmış olmayız. Howard’ın hem sempati duyulacak, hem de kızılacak çok boyutlu bir karakter olmasını kesinlikle kağıt üstünde bırakmıyor. Yan karakterlerin tamamlayıcı özelliklerini de ihmal etmeyen senaryo, hepsine irili ufaklı, sempatik/sinir bozucu nüanslar eklemiş. Konuk isim olarak yer aldığı sanılabilecek ünlü NBA oyuncusu Kevin Garnett bile, her ne kadar kendini oynasa da gayet başarılı bir yardımcı oyuncu performansı gösteriyor. Her şey ve herkes Howard gibi parlak bir karakterin etrafında döndüğü için, bu oyuncular da ondan aldıkları ışık kadar parlıyorlar.

Yapımcılar arasında Martin Scorsese’nin de yer aldığı Uncut Gems, bazı tempolu Scorsese sahnelerinden teknik izler ve beceriler barındıran bir film. Daha önce Jean-Pierre Jeunet (Delicatessen ve La cité des enfants perdus), David Fincher (Se7en ve Panic Room), Danny Boyle (The Beach), Wong Kar-Wai (My Blueberry Nights), Michael Haneke (Funny Games 2007 ve Amour), Woody Allen (Midnight In Paris ve Magic In The Moonlight), Bong Joon Ho (Okja) gibi yönetmenlerle çalışmış İranlı görüntü yönetmeni Darius Khondji’nin de katkılarıyla Safdie kardeşler, A24 kanatları altında başta Film Independent Spirit Ödülleri olmak üzere birçok festivalden ödül ve adaylık alarak Good Time’ın ardından büyük bir sıçrama gerçekleştiriyorlar. Özellikle Diamond District gözlemlerinin yansımalarını yoğun olarak kullanan Safdieler, yaşayan bir şehirde, yaşayan bir muhitte, yaşayan bir film çekerek yeni nesil yönetmenler arasında kendilerine özgün bir yer açmayı başarıyorlar. İleride onlar için “tırnaklarıyla kazıyarak buralara geldiler” diyeceksek, Uncut Gems o kazıların en önemlilerinden biri olarak anılacaktır.

 

Osman Danacı

odanac@gmail.com

Twitter

Önceki makaleSeberg Filmi Vizyona Giriyor
İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu. Sinema, müzik ve edebiyat, ilgi alanı olmaktan öteye geçmiş, yaşam biçimi olmuş. Geçmişinde radyo programı, bir gazetenin Pazar ekinde albüm eleştirmenliği ve amatör fotoğrafçılık yapmışlığı var. Öğrenciyken Shakespeare, Wordsworth, Austen, Hardy, Lawrence okumanın, Virginia Woolf üzerine bitirme tezi vermenin, önüne gelen her albümü dinlemenin, özellikle 80'leri ve 90'ları türlü komikliği ve dramatikliğiyle yaşamanın sonucu doğan yazma ihtiyacını sinema ve müziğin bünyesinde anlamlandırmaya çalışıyor.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here