California Dreamin’

California Dreamin’

934
0
PAYLAŞ

 

California Dreamin'

California Dreaming diğer Romen filmlerine nazaran daha dağınık ve içine girmesi daha zor bir film. Üstelik yönetmenin kimi sekanslarda deneysele varan kamera kullanımı ve olmadık kamera açıları da filmin izlenirliğini azaltıyor. Konu olarak da biçimsel özellikleri gibi diğer Romen filmlerinden ayrışıyor. Hikayesine 2.Dünya Savaşı ile ilgili siyah-beyaz kısımlardan başlayan California Dreaming, daha sonra merkezine NATO’nun Yugoslavya’ya müdahale ettiği dönemi alıyor. Bu dönemde NATO’nun Yugoslavya’ya yapacağı operasyonlarda kullanılmak üzere mühimmat taşıyan Amerikan vagonu Romen bürokrasisine takılıyor ve şehirden geçemiyor. Burada tıkılıp kalan Amerikalılar bir yandan şehirde har vurup harman savururken, öte yandan da şehirden çıkmak için her türlü yolu deniyor.

Geniş bir arka plan yaratarak Amerika’yı ve Amerika’nın politikalarını eleştiren California Dreaming, bunu yaparken de satirik eleştirisini sadece Amerika’yla sınırlı bırakmıyor. Ülkesinin yıllarca dış ülkelerin kendilerini kurtarmasını bekleyen teslimiyetçi politikasına ve güçlünün güçsüzü ezdiği küresel düzene de eleştiri oklarını çeviriyor. Henüz yirmi dokuz yaşında olan bir yönetmenin bu konulara yönelmesi şaşırtıcı olmasa da, yarattığı atmosfer ve derinlikli bakış açısı oldukça şaşırtıcı. Bir yandan siyasi ve eleştirel bir yandan da oldukça insancıl ve hümanist. Özellikle hikayenin Romanya ayağında, tren istasyonun müdürü olan Doiaru’nun geçmişinden kopamayışı, geçmişin travmalarını hala atlatamayışı ve kızıyla bir türlü iletişim kuramayışı oldukça hüzünlü. Onun geçmişten kopamayan, inatçı ve doğrucu yanı filmin finalinde onun sonunu hazırlasa da, bu karakter bir prototipe hiçbir zaman dönüştürülmüyor. İnsancıl yanını sürekli koruyan, Amerikalılara inanmasa da onlarla iletişim kurmaktan çekinmeyen, onlara elinden geldiğince yardımcı olan Doiaru, daha sonra bizzat Amerikalılar tarafından tu kaka ilan ediliyor. Bu ironinin oluşmasında yıllardır uyutulan ve teslimiyetçi bir politika tarafından sindirilen halkında rolü büyük. Klasik bir üçüncü dünya ülkesi vatandaşı gibi Amerikan hayatına büyük özenti içinde olan halk, California Dreaming dinleyerek ülkeyi terk etmeyi düşünen gençler ve bir anlık gafletle yapılan, geri dönüşü olmayan hatalar… Çabuk yükselişler ve ani düşüşler…

Barış Saydam

bar_saydam@hotmail.com

PAYLAŞ
Önceki makaleBad Timing
Sonraki makaleCombien tu m’aimes?
Avatar
1983, İstanbul doğumlu. 2006 yılında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Altyazı dergisinde sinema eleştirileri yazmaya başladı. 2008’de Avrupa Sineması isimli web sitesini kurdu. 2011 yılında Hayal Perdesi dergisinde web sitesi editörlüğüne başladı ve derginin yayın kurulunda görev aldı. TÜRVAK bünyesinde çıkartılan Cine Belge isimli derginin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. 2012’den beri Sinematek Derneği’nde Film Analizi dersi veriyor. 2013 yılından beri Türk Sineması Araştırmaları (TSA) projesinde koordinatör yardımcılığı ve içerik editörü olarak görev yapıyor. Ayrıca Giovanni Scognamillo’nun Gözüyle Yeşilçam(2011), Sinemada Tarih Yazımı (2015), Erol Ağakay: Yeşilçam’a Adanmış Bir Hayat (2015), Oyuncu, Yönetmen, Senarist, Yapımcı Yılmaz Güney (2015) ve Karanlıkta Işığı Yakalamak: Ahmet Uluçay Derlemesi (2016) isimli kitapları da bulunuyor. Başta Jean-Luc Godard olmak üzere Fransız Yeni Dalgası'nı, pek çok farklı sanat dalını filmlerinde ustalıkla kullanabilen yönetmenleri ve eleştirilerini sanattan ödün vermeden yapabilen filmleri seviyor. Istvan Szabo'nun sinemacılar dünyayı değiştiremez sözüne katılıyor; ama sinemanın insanı değiştirebileceğine inanıyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK