Dear Frankie

Dear Frankie

378
0
PAYLAŞ


İskoçya’nın soğuk, yağmurlu ve kasvetli günlerinin ardı arkası kesilmiyor. Annesi ve Büyükannesiyle bir çocuk, babasının öfkesinden bir adım da olsa uzaklaşabilmek için, İskoçya’nın liman kentlerinden birine yerleşiyorlar. Daha küçücük bir çocuk Frankie. Nasıl anlasın babasının ona zulüm ettiğini de, o yüzden babasını göremediğini? Annesi Lizzy’de onu bu yalnızlıktan, babasının nasıl bir günah işlediğini de ondan dolayı babasından uzak kaldığını söylememek için her zamanki gibi, şu anda da denizde olduğunu,ve büyük gemisi Accra ile çok yakında yanına geleceği (masum yalanını) söylüyor. Ve o gün Frankie bir gün dersteyken arkadaşının, ona uzattığı bir gazete küpuru sayesinde geliyor. Accra, birkaç gün içinde limanda demirleyecek. Ama babası içinde olmayacak doğal olarak. Lizzy oğlunun başlı başına dramatik olan hayatını zindana çevirebilecek bu gelişme karşısında, çalıştığı restaurantın sahibi olan arkadaşından yardım istiyor. Ve o yardım çok geçmeden Lizzy’yi buluyor. Birkaç günlüğüne Frankie’ye bir baba buluyor Lizzy, para karşılığında…

Ve film böylece başlıyor canımıza okumaya. Her saniyesi ajitasyondan uzak bir hüzün, her saniyesi özlem ve her saniyesi ayrı bir dramla geçen Dear Frankie, soğuk, sevimsiz ve Tanrı’nın dahi unuttuğu İskoçya’nın göbeğinden sımsıcak hikâyesi ile içimizi ısıtıyor. Her şeye rağmen hayat dolu olan Frankie, bizi hayatta bazı şeyleri anlamak için konuşmaktan daha fazlasına ihtiyacımız olduğuna inandırıyor. Dünya’nın neresinde olursan ol, umudun varsa mutlu olmak için de bir sebebin vardır diyor bağıra bağıra.

Son derece sade, son derece yalın ve son derece gösterişten uzak bir filmden bahsediyoruz. Çekimleri ile bizi kapı komşumuzun başından geçen bir hikayeyi dinliyormuşuz gibi içine çekiyor Shona Auerbach. Ama her ne kadar bizi ağlatmaktan, Frankie’yi acındırmaktan kaçınsa da, bizi koltuklarımıza mıhlıyor. Hani bazı filmler vardır, bittikten sonra kimseden ses çıkmaz. Herkes ekrana odaklanmış bakıyor ama kimse ağzını açıp tek kelime söylemiyor. Arkasından bir çakmak sesi, arkasından bir tane daha… Sigaralar teker teker yakılıyor. İşte o filmlerden biri Frankie. Sinema denen mucizenin hayatımıza kattığı soluk ama bir o kadar da hayat dolu renklerden biri…

Aydın İşitemiz

PAYLAŞ
Önceki makaleJe vais bien, ne t’en fais pas
Sonraki makaleTiger and the Snow
Sinemaya gönül veren bir grup sinefilin kurduğu Avrupa Sineması internet sitesi, Avrupa sinemasını daha geniş kitlelere tanıtmak ve bu filmlerle ilgili ufak da olsa bir tartışma ortamı yaratmak amacıyla kuruldu. Sitenin kuruluş amaçlarından biri de; tür sinemasını da yadsımadan, sinemanın sadece bir eğlence aracı olmadığının vurgusunu yapmak. Metin Erksan’dan bir alıntı yapacak olursak; bilimlerin ve sanatların varoluşlarının sınırları, geçmişin derinlikleri içindedir… Sinema bilim; sinema sanatı ve sinema bilimi kapsamında; sanatsal düşüncenin ve uygulamanın, sinemasal düşüncenin ve uygulamanın, yaratısal düşüncenin ve uygulamanın, görüntüsel düşüncenin ve uygulamanın, çekimsel düşüncenin ve uygulamanın, oluşumunu, gelişimini, dönüşümünü saptar ve oluşturur. Bu nedenle bizler de günümüzde çekilen filmler dışında, geçmişin derinliklerine doğru bir yolculuk yaparak; bu sanatı etkileyen filmleri ve yönetmenleri de tanıtmaya, eleştirmeye ve onların sinemayı nasıl algıladıklarını kavramaya gayret ediyoruz. Bir yandan da sinemanın diğer sanatlarla olan ilişkisini, filmler bağlamında tartışarak; sinemanın diğer sanatlardan ayrı düşünülemeyeceğini savunuyoruz. Bu amaçlarla, birbirinden farklı coğrafyalarda, farklı zamanlarda çekilmiş ve birbirinden farklı türlerde pek çok film eleştirisine yer vermeye çalışıyoruz. Sinemayı bir kültür olarak gören herkesin katılımına da açığız. Arzu edenler mail adresinden bizlere ulaşabilir, yazılarını paylaşabilir ve filmlerle ilgili görüşlerini iletebilir.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK