Sugarhouse

Sugarhouse

324
0
PAYLAŞ

Sugarhouse

Bir tabanca ve farklı sebeplerden ötürü ona sahip olmak isteyen üç adam. Silahın sahibi, küçük bir mafya olan, silahı çaldırdığını fark ettiği andan itibaren önüne gelenin ağzını burnunu dağıtan fena halde çatlak Hoodwink. Silahı onun banyosundan çalan üçkağıtçı serseri ise D adında bir zenci. Son olarak D’nin silahı satmak üzere buluşma ayarladığı hali vakti yerinde adam ise Tom… Küçük bir İngiliz suç filmi olmasından ötürü bol küfürlü, ama küfür etmediği zamanlarda oldukça sıradan diyalogların ve hikayelerin kol gezdiği bir bağımsız. Abartılı oyunculuklar, hissedildiği üzere biraz da yönetmenin bazı sahnelerde oyuncuları serbest bırakmış olmasının verdiği rahatlıktan doğmuş sanki. Tom ve D‘nin dertleştiği sahne buna en güzel örnek. Aşırı tepkilerin gerekçeleri çok klişe olsa da, kendini bu vesileyle deneme fırsatı bulan oyuncular için keyifli bir deneyim olsa gerek bu film. Adını filmin çoğunluğunun geçtiği terkedilmiş depoların bulunduğu Sugarhouse bölgesinden alan filmin, ışıklarını az çok yansıtmayı becermiş üç oyuncusundan başka pek bir artısı yok bana göre. Senaryo bazında biraz daha yaratıcı olunmadıkça bu tip küçük suç öykülerinden yağ çıkarmakta muvaffak olmak da pek mümkün olmuyor. Böylelikle sözde hüzünlü finali ile de yaratmaya çabaladığınız dramatiklik çok havada kalıyor. Belki de en dramatik bölümler, film ile alakasız küçük Michela‘ya ait olanlar. Herşeye rağmen kendini izleten bir yapıda olduğunu kabul etmek gerek.


Osman Danacıoğlu
odanac@gmail.com

PAYLAŞ
Önceki makaleC’est Tout Ensemble
Sonraki makaleHeaven & L’enfer
İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu. Sinema, müzik ve edebiyat, ilgi alanı olmaktan öteye geçmiş, yaşam biçimi olmuş. Geçmişinde radyo programı, bir gazetenin Pazar ekinde albüm eleştirmenliği ve amatör fotoğrafçılık yapmışlığı var. Öğrenciyken Shakespeare, Wordsworth, Austen, Hardy, Lawrence okumanın, Virginia Woolf üzerine bitirme tezi vermenin, önüne gelen her albümü dinlemenin, özellikle 80'leri ve 90'ları türlü komikliği ve dramatikliğiyle yaşamanın sonucu doğan yazma ihtiyacını sinema ve müziğin bünyesinde anlamlandırmaya çalışıyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK