Baader

Baader

394
0
PAYLAŞ

Baader

1960’ların Batı Almanya’sında, Kızıl Ordu Fraksiyonu’nun (RAF) önemli üyelerinden olan Andreas Baader’in yaşadıklarının romantik bir güzellemesi olan Baader; yönetmenin bu şahsiyete olan saygı duruşu niteliğinde. Vietnam Savaşı’na karşı hiçbir sesin çıkmamasına içerleyen grubun bir dizi şiddet eyleminde bulunması ve daha sonra yakalanarak hapishaneye gönderilmesi, ardından da geçici bir süreliğine serbest bırakılması ve yurt dışına kaçış süreçlerini ekrana yansıtan film; anarşizmi romantize etmenin yanında hiçbir zaman da bir kahraman figürü çıkarmıyor. Bu terörist grubun yaşam şekli her ne kadar dışarıdan bakanlar için albenili gözükse de, yönetmen; anlatımını sürekli grubun içerisinden bir göz aracılığıyla sürdürüyor. Daha iyi ve daha özgür bir toplumun mücadelesini veren, dünyada yaşananlara uzak kalmayan ve kelimeleri gerektiğinde eyleme dönüştürmekten çekinmeyen RAF mensuplarının kendi içlerinde yaşadıkları karmaşa her karede kendini gösteriyor. Değişen şartlara uyum sağlamakta güçlük çeken bu gençlerin yaşadıkları ve yaşattıkları kaos, bir süre sonra kısır bir döngüye dönüşerek, aslında bizzat kendilerine zarar veriyor.

Yönetmen, Andreas Baader’in hayat hikayesini biyografik bir filme dönüştürmemiş. Filmin büyük bir bölümü Baader’in hayatından kesitler sunarken, önemli noktalarda da yönetmenin Baader’e duyduğu saygı kendini belli ediyor. Normalde Baader ömrünün son günlerini hapishanede geçirmesine rağmen, yönetmen ona bir anti-kahramana yakışır bir son hazırlamış. Bir dönemin sempatik teröristi, bu şekilde gönüllerdeki tahtına da kavuşmuş. Böyle bir tercihin doğruluğu tartışılır tabii, ama sonuçta yönetmen yapmak istediği şeyi güçlü bir sinema diliyle aktarmayı başarıyor. Kimi zaman Baader’i dönemin özgürlükçü hareketleri içinde yer alan, sınır tanımaz ve romantik gençler gibi resmediyor. Kimi zaman da verdiği mücadeleye sonuna kadar bağlı, kararlı ve enerjik bir lider profili çiziyor. Bu şekilde, Baader’i çevresinden de soyutlamadan, bütünlüklü ve detaylı bir biçimde tanıtmayı başarıyor.

Barış Saydam
bar_saydam@hotmail.com

PAYLAŞ
Önceki makaleVan Gogh
Sonraki makaleShadows in Paradise
1983, İstanbul doğumlu. 2006 yılında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Altyazı dergisinde sinema eleştirileri yazmaya başladı. 2008’de Avrupa Sineması isimli web sitesini kurdu. 2011 yılında Hayal Perdesi dergisinde web sitesi editörlüğüne başladı ve derginin yayın kurulunda görev aldı. TÜRVAK bünyesinde çıkartılan Cine Belge isimli derginin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. 2012’den beri Sinematek Derneği’nde Film Analizi dersi veriyor. 2013 yılından beri Türk Sineması Araştırmaları (TSA) projesinde koordinatör yardımcılığı ve içerik editörü olarak görev yapıyor. Ayrıca Giovanni Scognamillo’nun Gözüyle Yeşilçam(2011), Sinemada Tarih Yazımı (2015), Erol Ağakay: Yeşilçam’a Adanmış Bir Hayat (2015), Oyuncu, Yönetmen, Senarist, Yapımcı Yılmaz Güney (2015) ve Karanlıkta Işığı Yakalamak: Ahmet Uluçay Derlemesi (2016) isimli kitapları da bulunuyor. Başta Jean-Luc Godard olmak üzere Fransız Yeni Dalgası'nı, pek çok farklı sanat dalını filmlerinde ustalıkla kullanabilen yönetmenleri ve eleştirilerini sanattan ödün vermeden yapabilen filmleri seviyor. Istvan Szabo'nun sinemacılar dünyayı değiştiremez sözüne katılıyor; ama sinemanın insanı değiştirebileceğine inanıyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK